9 Ekim 2012 Salı

Kaynak / Cemil Yüksel


kavun kokusu ve incir yayılırdı tıklım tıklım
yapışkan dolgun ve karardıkça en tehlikeli

iki gün önce güzellerden güzeldi beyaz
bir cesaretti avuç içinde buluttan 
biliyorsun en güzel senin bildiğindi
boynunu taşırken aşağıda en aşağıda.
sevinç ve kenarından ayaklanmış mor
bulurdu kendini nehirler gibi sehpanın üzerinde
orda zincirli bir ayna hiç açılmamıştı daha

hınçla kabartıp tüylerimi seviştim
nasıl yaptıysam  bunları yaptım işte
bir kural bulamadığımdan devinime.
bacakların onlar ağır ağır açılınca
vahşi atların kovalandığı kırlar gibi tozlandım
biraz daha heveslendim
utanmayı taşırken çıkardığın gürültülere
aldım, korkusuzluğum inmişti yeryüzüne
bir tuşun kerelerce denenmiş ağırlığı yani
dokunarak doldurdum bütün evlere.

seninle bir kan bağımız var
yeryüzü kaynaklarıyla ölçtüm bunu
mikroskobik bir canlının yaşama deneyimiyle
ölçüsüz bir yatak dilimize karışmış yine beyaz
işte orda oyunlar oynamaya gelmiş deniz kenarı
oracıkta öğle sonrası güneşi
pırıl pırıl kadınlığın 
koku ter parmak ucu aktivitesi

dinlenmek için çekildiğim uzun gölge
ayaklanmış memelerinden hemen sonra
sallanmış bir ağaç gövdesi.
beni uyandıran en güzel gürültü
ellerinin saçılarak döktüğü nar sesleri.