29 Mart 2013 Cuma

Baca / Ivan Metodiyev


Kardaki bu çiziklerin gözden sakladıkları
bir iki basit yazgıdır ve bir iki köy sırrı.

Besbelli horoz, domuz ve kedi geçmiş buradan,
pire, serçe ve biraz da beyaz kasvet arkadan.

Kart çocuklar varoluşa dokunuyor değnekle
bir kurt, gün battığı yerde, gökleri kemirmekte.

Akşam vakti: tembel evler gıcırdıyor bezgince
yaşamın bir kanıtıdır tüten duman ipince.

Ah, zorlu tan ağarması - havlaması itlerin,
bir ruh rüzgâr olmuş yine, yolcusudur göklerin -

ve sessizlik ve sessizlik, salt orada bir çeşme
damlalarını sayıyor - oysa bundan kime ne?

Bu yağan kar, yığılan kar - acep neyin haberi?
Silinerek kayboluyor eskilerin izleri.

Sis azıcık durakladı - inleyip gitti yaya...
Sonra şeytan çıkageldi ve hapşırdı bacaya.

Çeviren:Ahmet Emin Atasoy

20 Mart 2013 Çarşamba

Umma / Cemil Yüksel


gök aralanır bir ses gelir diye umma
"işitmez bin kulaktır ağzım" der diye umma
gözleri çağlar sulardan durmuş akıntıya
sözü külden, kilden, aşınmış topraktan umma

ister baksın ölüm, aralıklarda dursun
her şeye dal eyler kolun diye umma
bir gidip bir gelmeyi gözle denizlerden
sezer bir sözü haber eder diye umma

yokluğu çağırmış, güzel ötüşlü bir kuş
parlatır en ince kanatlarını sabrın diye umma
bir karınca bacakları bulduysa en uzun yolu
bir taşı bir taşla çarpan gücün diye umma

dökmek çıplağın, mermerin, ucuzların üstüne 
aşk bu kadar, tersine çevirmen durgunu
doğar bir suyun kabarışı, ağar yukardan
kırılan her şeyin ses verdiğini ta içerden umma 

Resim:Salvador Dali

19 Mart 2013 Salı

Osho / Coşku


“Şunu okuyordum:

İhtiyar Ted nehrin kıyısında oltasına tek bir balık vurmadan saatlerdir oturmaktaydı. Şişelerce bira ve sıcak güneşin karışımı uykuya dalmasına neden olmuştu ve güçlü bir balık oltaya takılıp misinaya kuvvetle vurduğunda tamamıyla hazırlıksızdı. Tamamen dengesiz bir şekilde yakalanmıştı ve toparlanamadan kendisini nehirde buluverdi.

Küçük bir çocuk tüm olan biteni büyük bir ilgiyle izlemekteydi. Adam sudan çıkmaya uğraşırken babasına dönüp sordu, "Baba bu adam mı balığı tutuyor yoksa balık mı adamı yakalıyor?"

İnsan tamamen tepetaklak olmuştur. Balık seni tutuyor ve çekiyor; sen balığı tutmuyorsun. Nerede parayı görürsen, artık kendin değilsin. Nerede gücü, prestiji görürsen, artık kendin değilsin. Nerede saygınlığı görürsen, artık kendin değilsin. Aniden her şeyi unutuyorsun. Hayatının özünde taşıdığı değerleri; mutluluğunu, coşkunu, sevincini unutuyorsun. Her zaman dışarıdan bir şeyi seçiyorsun ve içinden bir şeyle onun pazarlığını yapıyorsun. Dıştakini elde edip içtekini kaybediyorsun.

Fakat, ne yapacaksın? Tüm dünyayı ayaklarının altına almış ve kendini kaybetmişsen, dünyanın tüm zenginliklerini fethetmiş ve kendi içsel hazineni kaybetmişsen, zenginliklerinle ne yapacaksın?

Perişanlık budur.”
……

Şayet bir dansçı olacak idiysen, hayat bu kapıdan gelir çünkü hayat şimdiye kadar bir dansçı olmuş olman gerekir diye düşünür. Bu kapıyı çalar ama sen orada değilsin; sen bir bankacısın. Hayatın senin bir bankacı olacağını bilmesi nasıl beklenir? Hayat sana doğanın senin olmanı istediği yoldan gelir; o sadece bu adresi bilir ama sen asla orada bulunmadın, sen başka bir yerdesin, başka birisinin maskesi altında, başka birisinin kıyafetlerine bürünmüş olarak, başka birisinin adı altında gizleniyorsun. Varoluş seni aramaya devam edip duruyor. O senin adını biliyor ama sen bu ismi unutmuş durumdasın. O senin adresini biliyor ama sen bu adreste hiç yaşamadın. Dünyanın aklını çelmesine izin verdin.

"Dün gece rüyamda bir çocuktum," diyordu Joe, Al'a, "ve Disneyland'daki her şey için geçerli olan serbest geçiş kartım vardı. Oğlum öyle güzel vakit geçirdim ki! Hangisine bineceğimi seçmek zorunda değildim; ben de hepsine bindim."

"Bu ilgi çekici," dedi arkadaşı. "Ben de çok canlı bir rüya gördüm dün gece. Rüyamda güzel bir sarışın kapımı çaldı ve arzusuyla beni baştan çıkardı. Sonra tam başlamak üzereydik ki, başka bir ziyaretçi, muhteşem bir vücuda sahip çok çekici bir kumral içeri girdi ve o da beni istedi!"

"Vay be," diye araya girdi Joe. "Oğlum, orada olmak isterdim! Niçin beni çağırmadın?"

"Çağırdım," diye yanıtladı Al. "Ve annen senin Disneyland' da olduğunu söyledi."

15 Mart 2013 Cuma

İçinden / Cemil Yüksel


hatırlanacak bir şeyler bırakıyorsun
unutulmakla onarılmadığın doğru.

kelimeler, uçları birbirinin dışında
el değmemiş bir karışıklık içinde.
sonsuz uçları dudaklarınla ıslatmışsın da
üfle diyorsun sızlayan bir yaranın içinden.

nefesim, ondan başka kimsem yok
kalbim sorulmaz olan
alışmış kendiliğinden.

senle başlamak tutuyor beni her şeye
üstelik dışında değil dudaklarının.


14 Mart 2013 Perşembe

Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı / Robert M.Pirsig

Karımla ben, arkadaşlarla birlikte ilk kez birkaç yıl önce, bu yolların müptelası olmaya başlamıştık. Bu yollara birkaç kez, değişiklik ya da başka bir ana yola kestirme çıkış olsun diye girmiştik, her seferinde manzara çok güzeldi ve yoldan, gevşemiş ve mutlu bir şekilde ayrılmıştık. Bunu birkaç kez yineledikten sonra, aslında bariz olan bir şeyi, bu yolların ana yollardan tümüyle farklı olduğunu anladık. Bunların çevresinde yaşayan insanların yaşam ritmi ve kişilikleri tümüyle farklıdır. Onlar bir yerlere gidiyor değillerdir. Kibar olmak için çok fazla çaba harcamazlar. Nesneler hakkında tüm bildikleri burdalıkları ve şimdilikleridir. Ötekiler, yıllar önce kentlere göçenler ve onların yitik kuşakları bunu unutmuşlardır. Bunu öğrenmemiz, gerçek bir keşif olmuştu.

Bunu bu denli geç anlamış olmamıza şaşıyordum. Görmüş, ama gene de görememiştik. Ya da daha doğrusu, onu görmemek üzere eğitilmiştik. Belki de, gerçek hareketliliğin büyük kentlerdeki gibi olması gerektiği ve burada gördüklerimizin, tümüyle, sıkıcı taşra özellikleri olduğu konusunda şartlanmıştık. Doğrusu, garip bir şeydi; gerçek, kapınızı çalıyor ve siz “Git buradan, ben gerçeği arıyorum,” diyorsunuz ve o da gidiyor. Gerçekten garip.
Fakat bir kez anladıktan sonra, hiçbir şey bizi bu yollardan uzak tutamazdı; hafta sonları, geceler, tatiller. Bizler gerçek birer “tali yolda motosiklet sürme” meraklısı olduk, o yollarda gittikçe, öğrenecek şeyler olduğunu bulduk.
Örneğin, iyi yerleri haritada belirlemeyi öğrendik. Eğer çizgi kıvrılıyorsa bu iyidir; dağlık bölgeyi gösterir. Eğer yol, bir kasabayı bir kente bağlayan ana arter ise bu kötüdür. En iyisi, hiçbir yeri hiçbir yere bağlamayan ve ondan daha çabuk gidebileceğiniz bir alternatifi olan yollardır. Büyük bir kasabadan kuzeydoğuya doğru gidiyorsanız kasabadan çıkıp uzun bir süre aynı yönde asla gitmeyin. Kasabadan çıktıktan sonra kuzeye dönüp ilerleyin, sonra doğuya, sonra yeniden kuzeye; çok geçmeden kendinizi, yalnızca bölge halkının kullandığı bir tali yolda bulursunuz.