26 Ağustos 2018 Pazar

Rüzgâr / Cemil Yüksel


hiç bitmeyen bir hatırlamakla doluyum
hiç olmadığı kadar yalnızım seninle

"alkollere gitmek" istiyor ellerim, gitmiyor
buluyor nereye dokunsa eşyadan yayılan sarhoşluğu
bir antika dükkânı boyanmıştır güneşin akşam sarısıyla
güzin'in eskiden kalma bir yazdığı çıkagelir
"yol, çekti beni, yü-rü-dü-m."

yaprağın varlığını yeniden duyumsatan rüzgâr
salladıkça öyle köklere doğru iletilen bir sevinç halinde
ağaçlar bir yere gitmez diyorlar, inanmıyorum
nefes durmaksızın onun gelip gitmesidir kalp çevresine

bazı şeyler yayılıyor başka görünümlere
sarılmışız, buna yaşamak diyor birileri
unutulmak için tutulan söz, yaralanmak için kurulmuş düş
gelip bulacaktır suyun taşla olan derin ilişkisini

bildiğimden değil gözlerim taşıyor bakmanın sularından
sana değiyor bir mıknatıs, ışığından taşmış mücevherler gibi
gözler asla bizim değil her yerde bir bakışa yakalanır
çiçekler bakar kır yollarında ev saksılarında baş taçlarında
güneş de öyledir yakalanırız en dışardan
yıldızlar birbirine bakar konuşur ışıklarıyla
dünya koca bir gözdür konulmuş gibiyizdir içine
görülsün diye taa içinden
bütün yolları.

sana sarhoşluk diyorum,
bu kelimeden kaçanlar olacak tutanlar da
çiçekler nasıl açıyorsa öyle, sallantılı titrek güneşe doğru, öyle
rüzgâr durmadan hatırlatıyor nerede olduğumu.