31 Aralık 2015 Perşembe

Jiddu Krishnamurti / Ahmaklık


Tıpkı bunun gibi ben ahmağın biriysem ve ben zeki olacağım diye çabalıyorsam işte bu zeki olma çabası ah­maklığın ta kendisidir; Çünkü önemli olan şey ahmaklığı­mı anlamamdır. Zeki olmaya ne kadar çalışırsam çalışa­yım kendimi ahmaklıktan kurtaramam, olsa olsa yüzeysel bir cila yapabilirim. Bir şeyler öğrenebilir, kitaplardan alın­tılar yapabilir, ezberden ünlü yazarların kitaplarından bö­lümler okuyabilirim ama böyle yaparak bu cilanın altın­daki ahmaklığımı gideremem. Eğer ahmaklığın günlük ya­şamımda nerede ve nasıl ortaya çıktığını görebilirsem, ben­den altta olanlara nasıl davrandığımı, komşularıma karşı olan tutumumu, zenginlerle, fakirlerle, görevlilerle olan ilişkilerimdeki tutumumu izleyebilirsem, bu ilişkilerdeki tu­tumumun, davranışlarımın bilincinde olmak zihnimi çepe­çevre saran ahmaklık kabuğunda bir çatlak oluşturabilir.

Bir kere deneyin, kendinizi altınızda olanlarla konu­şurken, yüksek bir görevliye olağanüstü saygı gösterirken, size hiçbir çıkar sağlayamayacak kimselere karşı saygısız tutumunuz içinde izleyiniz, o zaman ne kadar ahmak oldu­ğunuzu görmeye başlayacaksınız. Ahmaklığınızı anladığı­nız zaman zekâ, duyarlık, incelik hepsi kendiliğinden ge­lecektir. Sizin duyarlı olmaya, ince olmaya çalışmanız ge­rekmeyecektir. Bir şey olmaya çalışan kimse çirkin bir in­sandır. Böyle bir kimse kaba ve duyarsızdır.

30 Aralık 2015 Çarşamba

Can Yücel / Sevgi Duvarı


Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

8 Aralık 2015 Salı

Gözlem Anında Bir Kişi / Cemil Yüksel



tedirginlikle taşınmış bir silah kayar belinden
sürekli güvenli bir halde, kilitli
bıçakların yaralarda bıraktığı derin harfler gibi
çıkıyor sular taşkınca öğrendiğin kelimelerden
dahası da var, her yerde her bir şeyin 
ateşle gelen cinnet bulmuş cinayetini
BAĞIRIYOR KARANLIK BEN'LERİN
kurtulmalıyız görülmenin eşiğinden

en başında sesini ayarlamaya kalkmış bir gövde
en başında ayaklarında başlayan karıncalanma
en başında az sonra bir şeyler olacak belirtisi
en başında nefesi bir bahçıvan elinin
en başında  "tam da bu!" derken
bir cinayet mahalli gibi incelenmenin
yerde yatanla giden arasındaki uzaklığın
havanın soluğun ve karanlığın iç girdabında
saçları itilerek bastırılmış öylece yere serilmenin
kapalı bir avlu gibi dudaklarına kurulmuş
ses çıkarmasın diye yutulan sözlerin dahi
bir böcekle dolaşır ağzında

çok kısa bir an
gören görüldüğünde GÖZLERİN arkasından
zihnin devrilir tüm gürültüsü
ardından zehri yayılır korkunun ve karanlığın
kapanır sızdırmamak için ışığı.

nafile İÇERİ GİRDİKÇE pencerelenir
akışkan mayası sebepsiz neşenin.


6 Aralık 2015 Pazar

Ses / Cemil Yüksel


buraya gel mimoza, inleyen mayıs, orkide
soluksuz pembe, alevle kurmaca geliştiren aşk
seni seviyorum derken ki çınlama
korkuları savuşturan buluşma
aylar ve günleri geren hiza
kanı şiddetle gösteren her yer
kasıklar dudaklar ve beyaza çalan kıvrımlar
istekli bir kadın gibi durmadan
yönelen tutan ve sıkan elleriyle
her yöne her söze her duruşa gel de sin.

yaprakların durmadan bir bütüne katıldığı
dalından düşerken soyut çizgilerle 
kenarları eğri yapılmış kağıttan uçaklar gibi
kendini bıraktığı, kendine çakıldığı...

ne güzel günü geldiğinde bulmak
katılmak için çıktığın yolda ufalanmayı

ey güneşi görünce kelimelerini unutan konuşkanlık
ağzın tebessümün lunaparkı
"tamam" bazen nasıl başlatırsa bir anlayışı, 
gel yerleştir, bul onu da.

sokak sokak şehirleri gezmiş bile olsam
bütün sesleri en başında ödemiş
bir ev sahibi gibi buluyorum sessizliği.