12 Ağustos 2019 Pazartesi

Hediye / Cemil Yüksel

bu dünyada en güzel ben terk edilirim
sessizliğe, yalnızlığa ve akşam üstlerine
doğruca, kestirmeden ve birden
boşluğun unutulmuş genişliğine fırlatılırım
yüzümde kağıtlardan sıyrılmış bularak her tanımı
kaldırılıp yerden bırakılırım ağırlığı yoklanmış taşlar gibi
ne denizde sektirmek için
ne de bulanık camları düşürmek için denenmiş
ayrıntıları eskimiş anılar gibi
çocuk sesleriyle dolu parklarda unutulurum
kimsenin duymadığı bir sessizliği çalışırım
sabahtan akşama dağıtırım bu hediyeyi

bu dünyada en güzel ben terk edilirim
yeşile rüzgara kökleri dışarı taşana doğru
bırakılmaktan açılan bir tomurcuğun
güneşe aya geceye doğru taşan elinden
açılır kapanır bir yer duyarım hep engin,
kıvrılan yastığından düşer boynu
"enginlik gönülün işi"duyulur en derinde

bu dünya çeşit çeşit gözüm ille der
ayağım ona bakılır durulur korkulur yürünmekten
bu dünya işte ona en güzel ben terk edilirim
kocaman bir sevgiden sonsuz bir sevince



https://www.youtube.com/watch?v=8r8OqFmy8rg







9 Ağustos 2019 Cuma

O Kendini Çağırınca / Cemil Yüksel

sen her şeyi camdan seçiyorsun Nuri
elindeki kesiklerin hikayesi bu
sesini bulmuş bir diş gıcırtısı rüyanda
yukarıdan bırakılmış bir misket ne kadar kırılırsa
kendine doğru yuvarlanmak geçmek bilmiyor Nuri
oluk oluk beyazlar seni seçiyor

O KENDİNİ ÇAĞIRINCA %35 indirimle Klaros Shopier dükkanında ön siparişte. Yakında raflarda.
Shopier satış linki; shopier.com/1721874
 — Cemil Yüksel ile birlikte.

23 Mayıs 2019 Perşembe

Düş Birliği / Cemil Yüksel

sen hep sürgüne doğru gitmemi isteyen ayaklarımı çağırdın
ellerime bakıp buldukların savaş yıkıntısı delik deşik bomboş
acıyı düşen bir çocuk gibi kucaklar kaldırırsın ey merhamet
kara lastiklerinde yolculukları biriktirmiş eski bir bisiklet Eskişehir'de
bağlı uzun zamandır yağmur pas ve beklemekten kovulmamış
o bisikleti hatırlamayı söz vermiştin her durduğunda
ne diye gelmiştik biz bunca yolu hangi nedenin kışıydı bu
numarası verilip sıralardan kovulmuş gibi yapayalnızdık
"görüyorsun gündüzler yaşamak, geceler pişman olmak için"

bahçeleri ne kısa sevdik çiçekleri hoplatan sevinçlerden korkarak
kıvrılan ne varsa kağıt kesiği hınçla trenlere zorla bindirilmiş
biliyoruz ki geçmiyor hemen gülün parlatan iğnesinden akan ısırık
kendini açmaya yol bulmuş dudakların bir tayı hazırlıyor toprağa
biliyoruz işte taşıdığını ellerin bile bile kök tutmaz bayrağını
"hayat öylece sızıp kaldığımız bir yatak" işte çıplak ve ütüsüz

uyandım seni bildim közleri üfler gibi dağınıklıklardan
parlak neşen vardı karanlığında katılmaya istekli gürültü
düş birliği tarafından yakalanmış fotoğraflara asılı
sırtından vurulmak için açılan çıplaklık düşen yaprak sessizliği
tam şuramıza doğru çıkıyorum mırıltılarla bu şarkı en sevdiğin
susamadım acıkmadım dediğinde de bildim gövdende kurulan hazırlığı
batıyor artık yutkundukça sevgisi pürüzlü bir ağaç gövdesi gibi

hatırla bir bağı dolduran nedir üzümleri ve ılıklığın huzuruyla
konuşur su süt ve beyaz dökülür üstüne kullanarak ağzını

ağzın diyorum en ilkel mağarası konuştuklarının
iniltilerini taşıyor fısıltılarla sözcüklerin arasından
farkındasın.






16 Mayıs 2019 Perşembe

Yeniden Bahar / Cemil Yüksel


bahar çarpa çarpa sularını koyarken yola
enginden denize doğru bir sevinçle 
beyaz parlak bir aydınlık katılıyor taşlara
siz değil açan çiçekler konuşacak bitmeyen çalışkanlığı

siz değil kelebekler konuşacak sürekliliği birkaç gün uğruna
siz değil köklerin milim milim ilerlemesi konuşacak gökyüzüyle 
siz değil kuyudaki az su konuşacak gelip tutmanın ellerini
siz değil taşlar konuşacak sonsuz biçimde durmaları 
siz değil yağmur konuşacak yepyeni bakmayı ıslaklıktan 

siz değil 
"O" 
sessizce sunuyor 
eserini 
bitmez bir değişimin içine. 

29 Nisan 2019 Pazartesi

Hadi, Bakalım / Cemil Yüksel


hadi, bakalım gökyüzüne, 
ışıl ışıl satırlarına bulutların
ağaçların ağızlarına
nasıl kullandıklarına yeşili
bakalım sevmek köprüsünü geçen şuncacık insana
patikasını aşındırmış düşüncelerin
nasıl da kaza sebebi olduğuna

bakalım hadi, merak kendini açmış gibi
sofralar köprüler şehirler üstüne
aşk da olmuş baharla birlikte
bakalım gözlerinin en derinine
hiç ayırmaksızın, dikkatle
en uzun dinlenmeye durarak

boşluğu kullanmak kollarımız bunun için
gövden kaldıracak yağmurlarını
hadi, bakalım çamurlara
fırlatıldıkça bir top halinde horluk
toplayacağız kelimelerini
bir altın gibi yüzümüzden

hadi canım, bakalım
sonrasız bakışımızla
o ve ben dediğimiz her şeye


Görsel:
Wheat Field with Cypresses (Artist: Vincent Van Gogh) c. 1889

23 Nisan 2019 Salı

Çılgın Hüzünlü / Turgut Uyar


çünkü yaşamak gibi bir şeydi yaptığı
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliğini otluyordu o zaman
her sabah denize çıkar, bir elma yerdi
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın
ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
büyük kentleri düşünse de rahatlasa
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
çünkü bakışları yazda geçmiş bir geceyi andırıyor
yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
çılgın ya da hüzünlü
şimdi dolaşıp duruyor aramızda
kıpkırmızı bir duygu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü
biraz dağ yollarını öğrenmesi gerek sanırım
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü
kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık.

18 Nisan 2019 Perşembe

Sezai Karakoç


"Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır"

16 Nisan 2019 Salı

Dikkatin Gelişimi / Red Hawk


Her avare esintiye kapılırız,
hayatlarımız daimi bir dikkat dağınıklığıdır
tam önümüzde duran şeyi bile görmemizi engelleyen,

bakışlarımız hep yarındadır, öyle ki
bugünün güzelliğini kaçırırız.
Ama birkaç kişi vardır ki bilirler,

ilahi'nin kapısına giden yol
bir şimdiye-Dikkat geliştirmekten geçer
tam karşımda duranın

ne olduğunu görebilme hünerinden.
Harvardlı doğabilimci Louis Agassiz'e
sordular bir defasında, yaz tatilinde

ne yaptınız diye.
Çok uzaklara seyahat ettim
dedi. Ona sordular, ne kadar uzağa

Ta yarısına
kadar gittim
arka bahçemin, diye yanıt verdi.

(Red Hawk. Wreckage, 154)

15 Nisan 2019 Pazartesi

Kelimeler Eylem Değildir / Red Hawk


Bazı insanlar tanıdım,
özellikle de üniversitede,
kim iyi bir konuşma yapsa
veya dergilere uzun bir makale yazsa,
bu onu eylem insanı yapar sanırlardı.

Kızılderililer işin doğrusunu bilirdi.
Bir savaşçı savaşa gitmeden önce
konuşmazdı.
Diğerleriyle beraber terleme çadırına girer;
davul çalıp şarkı söyler dua ederdi.
Ardından üç gün boyunca inzivaya çekilirdi,
ölümüne hazırlardı kalbini.
Gitmeye hazır, dışarı çıktığında,
kadını balta ile yayını uzatırdı ona.
Tek kelime konuşulmazdı.

Bazıları ölü bazıları ağır yaralı dönerdi.
Büyük bir ateş yakılırdı; herkes toplanırdı
savaş hikayelerini dinlemeye.
Savaşçılar güler gülerdi,
birbirlerine şakalar yaparak,
olup bitenlere dair gerçek hikayeler anlatarak.
Yaraların iyileşeceğini,
Kuşların ölülerle besleneceğini bilirlerdi.

Kızılderililerin bir lafı vardı:
kelimeler yere düşer
köpeğin boku gibi;
ameller göğe yükselir
bedenden ayrılan ruh gibi.

(Red Hawk. SioıLX Dog Dance, 37)

27 Mart 2019 Çarşamba

Lao Tzu - Bilinmeyen Öğretiler

Benlik, ormanda sapanla atış yapan bir maymundur.
Duyuların egemenliğiyle büyülenmiş;
Bir tutkudan diğerine,
Bir çatışmadan diğerine,
Ben-merkezli bir düşünceden diğerine uçar durur.
Onu tehdit edecek olursan yaşamı için korkuya düşecektir.
Bırak maymunu, gitsin.
Bırak duyuları, gitsinler.
Bırak tutkuları, gitsinler.
Bırak çatışmaları, gitsinler.
Bırak düşünceleri, gitsin.
Bırak yaşam ve ölüm kurgusunu, gitsin.
Yalnızca merkezde kal; seyrederek.
Ve sonra, orada olduğunu da unut.

4 Mart 2019 Pazartesi

Gök Çekimi / Cemil Yüksel


herkes başka bir acıya ağladı.
eksik bir harf geri döndürdü beni en başa
sözler de buyur edildi
yerde bulunmuş bir taşın hatırasından
okudum bunları.

düşmüş peşine kesildiği tüm yerler
açmış tüm belirtilerini acının  
rastlamak ister gibi sonsuz boşluğa
sökülmüş tırnak seslerinden.

taşırmış bu uğultuyu
taşırmış bütün kenarları
ağzından çıkardığı ne varsa yakalanmış
isimsizliğe
çağrılıyor her şey yeniden tanışıklığa.

dünyayı kaldıracağım
tekrar içimden.

25 Şubat 2019 Pazartesi

Philippe Presles - Freud'u İlgilendirmeyen Her Şey

Bununla birlikte, Frans de Waall gibi etologların primatlar üzerine eserlerini okuyunca büyük maymunların oldukça yetenekli olduklarını görmezden gelemeyiz. Onlarla aramızda büyük benzerlikler, hatta söz konusu bonobolar olunca, toplumsal alanda üstünlük göze çarpmakta: Bizler gibi bonobolar da kavga edip didişirler, ancak çok daha hoşgörülü davranır ve daha çabuk barışırlar. Grubun bütünlüğünün temelinde cinsellik yatar ve cinselliğe bizden çok daha fazla zaman ayırırlar! İnsanlar gibi, yüz yüze oldukları pozisyonu tercih eder ve ilişki sırasında göz teması ararlar.

Bonobolardan ünlü yıldızlar da çıkmıştır: Doğumundan beri bir insan ailesi (Sue Savage-Rumbaugh ve kocası) tarafından, Atlanta'daki Georgia Devlet Üniversitesi dil araştırmaları merkezinde büyütülen Kanzi gibi. Kanzi, sadece koruyucularının sözlerini anlamayı değil, fiiller, isimler ve sıfatlar belirten simge veya şekillerle kendini ifade etmeyi de öğrenmiştir. Böylece Kanzi gerekli işaretleri parmakla göstererek cümleler kurar. Daha sonra Pambanişa gibi başka genç bonobolar da yüzlerce işaretten oluşan Yerkish dilini öğrenmişlerdir.

Başka bir deyişle, bir bebek maymun annesinin taşla ceviz kırdığını görse de, annesi ona bunun nasıl yapılacağını hiçbir zaman göstermeyecek, hata yaparsa düzeltmeyecektir. Bebek her şeyi taklit ederek, ne tür bir taş kullanacağını arayarak, ondan önce annesinin yaptığı hataları tekrarlayarak tek başına öğrenecektir. Bir yetişkin kısa bir sürede ona öğretebileceği sağlam tekniği edinmesi altı yılını alacaktır. Maymunlar, ne derece gelişmiş olurlarsa olsunlar, şimdiki zamanı o kadar yoğun yaşarlar ki,gelecek zamanı kavrayacak yetileri kalmaz, örneğin yavrularının biraz eğitimle çok daha hızlı öğreneceklerini anlayacak kadar yakın bir geleceği bile. Onların bilgiyi aktarmayı ve eğitmeyi bilmemesi, aramızdaki büyük farkı oluşturur.

Gene de insanın bu gözlemden doğan üstünlük duygusuna kendini kaptırmaması gerek: ileride göreceğimiz gibi, her ne kadar maymunlar bizimki gibi üstün bir bilince sahip olmadıklarından, yaşadıkları anın içinde hapis olsalar da, yaşları ilerledikçe o mutlak şimdiki zamanın hakimi haline gelirler, bizler bu alanda onların tırnağı bile olamayız. Örneğin, maymunlar
on kadar nesnenin yerini hemen, bir saniyeden kısa bir sürede, ezberleyebilir, oysa biz aynı sürede 4-5 tanesini güç bela hatırlayabiliriz.

Uzun süreli bir ateş yakmak için onu canlı tutmak gerekir. Bir başka şart ise, ateş yakmak için oduna ve havaya ihtiyaç olduğunu anlamaktır. Odun olmazsa ateş söner, hava olmazsa, boğulur... Homo erectus bunu anlamadan önce savana veya ormanlarda kendiliğinden çıkan birçok yangın izlemiş olmalıdır. Tüm hayvanlar içgüdüsel olarak ateşten kaçtıklarına göre, önce korkusunun üstesinden gelmesi gerekmiştir, bu da meraklı yapısının önemini gösterir. Sonra çalı çırpıyla denemeler yapmış, sonra da ateşi taşımaya çalışmıştır. Daha sonrasında ise odun stoklarını ve ateşin sürekli yanacağı ocakları geliştirilmesinin uzun hikayesini düşünebiliriz. En sonunda sadece ateşi yakma değil, canlı tutma ve taşıma tekniği de geliştirilmiştir.

Doğayı gözlemlemek, bir olguyu kavramak, ateş ocağını ve odun stokunu hazırlayacak kadar geleceği düşünebilmeyi gerektirdiğinden, demek ki ateş büyük deha gerektiren bir buluş. Tüm bunlar yüksek bir farkındalık seviyesi, yani gelişmiş bir bilinç yapısı gerektirir. 

Burada her bir çocuğun bilince ulaşmak için kendi başına ne kadar yol kat etmesi gerektiğini de kavrarız, zira daha önce gördüğümüz gibi, bilince kavuşmak, çocuğun insanlığın sahip olduğu farkındalığa eriştiği ikinci bir doğum gibidir. Çocukluk her insanın tarihöncesidir bir bakıma. Tarihöncesi ilk insanlardan bu yana sürekli zenginleşen kültürümüz sayesinde, tüm insanlık tarihi her çocuğun bilinç sıçramasına adeta bir tramplen oluşturur.

Yirminci yüzyıl başlarının büyük Fransız psikoloğu Pierre Janet , çağrışımların bir tarihçinin çalışmasına benzer bir şekilde işlediğini vurgular (anlatılar, çıkarsamalar, vs.) 
Aynı yönde, sinirbilimi uzmanı Gerald Edelman hayvanlar alemini nitelendiren birincil bilincin "geçmişi ve şimdiki zamanıyla bir kişi olma anlayışını içermediğini" doğrular. 
Oliver Sacks, bazıları kendi öykülerinin ucunu kaçırmış olan hastalarını gözlemleyerek bu yaklaşıma somut örnekler getirir ve "kendimiz olabilmemiz için bir yaşam öykümüz olmalı ... Bir insanın kimliğini, onu oluşturan benliğini korumak için bu sürekli içsel anlatıya ihtiyacı vardır" der.

Bu da bize, Boris Cyrulnik'in dediği gibi, "geçmişin temsilinin şimdiki zamanın ürünü" olduğunu ve 4 yaşındaki bir çocuğun şimdisinde kendi hikayesinde anlatacağı bir başka ben olmadığını doğrular. İçsel diyalogun oluşması için gerekli olan

Öteki-benlik henüz biçimlenmemiştir.

Anılarla olduğu gibi, 5-7 yaştan önce çocuğun kendi ölümünün bilincinde olmadığını gözlemek mümkündür. Bazıları çocuğun kendini ölümsüz zannettiğini bile söyler, aslında onun hiçbir şekilde zaman içinde sınır kavramı yoktur: ne ölümlüdür ne de ölümsüz, o sadece sürekli olarak şimdiki zamanda yaşar.


5 Şubat 2019 Salı

Kaplanı Uyandırmak / Ann Frederick, Peter A. Levine


Eylemlerin sonuca ulaştırılarak tamamlanmaları gerekir. Başlangıç noktaları ne olursa olsun sonu güzel olacaktır. Bir eylem ancak tamamlanamadığında değersiz sayılır.
Jean Genet, "Hırsızın Günlüğü"

Nerede olursak olalım, arkamızdan koşan gölge kesinlikle dört-ayaklıdır.
Clarissa Pinkola Estes'in "Kurtlarla Koşan Kadınlar" adlı kitabından
alıntı.

.. . zihnimiz hala en karanlık Afrikasına ve henüz haritası bile çizilmemiş Borneo ve Amazon havzalarına sahip. Aldous Huxley

Kan dolaşımının sesini kulaklarımızda duyduğumuz gibi, dünyaya dair gördükleri son şey bir panterin gözleri olan milyonlarca maymunun gece yarısı çığlıklarının izlerini de sinir sistemimizde taşırız. Paul Shephard

Birbirini tamamlayan üç sistemden oluşan beynimiz sık sık üçü bir arada beyin olarak adlandırılır.
Bu üç bölüm yaygın olarak bilinen adlarıyla sürüngen beyni (içgüdüsel beyin), memeli beyni ya da limbik beyin (duygusal beyin) ve insan beyni ya da neokorteks beyin (mantıksal beyin) olarak sıralanabilir.

Doğa donma tepkisini iyiliğimiz için icat etmiş. Öncelikle bu hayatta kalmak için bir son-çare stratejisi olarak hizmet eder. Bunu ölü numarası yapmak olarak düşünürseniz daha iyi anlayabilirsiniz.

Tıpkı bir ateş böceğinin ateşe çekildiği gibi biz de bilmeden tekrar tekrar travma tuzağından bizi kurtarma olasılığı bulunan durumlar yaratabiliyoruz ama doğru araç gereç ve kaynaklara sahip olmadığımızdan birçoğumuz başarısız oluyoruz. Ne yazık ki sonuçta birçoğumuz korku ve anksiyete yüzünden kalbura dönüyor ve asla kendimizi bu dünyada tam olarak evimizde hissedemiyor, kendi kendimizle rahat olamıyoruz.

Neyse ki, travma semptomlarını yaratan aynı yoğun enerjiler olması gerektiği gibi devreye sokulup harekete geçirildiklerinde, travmayı dönüştürüp bizi iyileşmenin, hakimiyetin ve bilgeliğin yeni irtifalarına taşıyabiliyorlar. Çözülen travma, bizi doğal dünyanın medcezirine, armonisine, sevgisine ve şefkatine geri döndüren harika bir armağandır.

Korkularımızdan ve semptomlarımızdan özgürleşmek için yapmamız gereken şey derin fizyolojik kaynaklarımızı uyandırarak bunları bilinçli bir şekilde kullanmaktır. İçgüdüsel tepkilerimizin rotasını, olana karşı tepkisel hareket eden yapıdan (reaktif) olası tehlikelere karşı önlem alan bir yapıya (proaktif) doğru değiştirme gücüne sahip olduğumuza dair bilgisizliğimizi sürdürürsek, hareketsizliğe mahkum, acıya hapsolmuş olarak yaşamaya devam ederiz.

Pencereyi açık zannederek uçarak dışarı çıkmak isteyen bir kuş pencereye tosladığında afallamış ve hatta ölmüş gibi görünür. Kuşun pencereye çakılışını gören bir çocuk ise yaralı hayvandan uzak durmakta zorlanır. Meraktan ya da ilgi duyduğundan veya yardım etmek arzusuyla kuşu eline almak isteyebilir. Çocuğun ellerinin sıcaklığı kuşun normal fonksiyonlarına geri dönmesini kolaylaştırır. Kuşun titremeye başlaması ise yeniden çevresine yönelmeye başladığının işaretidir. Dengesine kavuşmak için hafifçe sendeleyebilir ve sonra çevresine bakar. Eğer titreme ve yeniden yönelme sürecini geçebilmesine engel olacak kadar fiziksel hasar görmemişse, söz konusu hareketsizlik etabının içinden geçerek sanki hiç travmatize olmamış gibi uçmaya devam eder. Söz konusu titreme engellendiğinde hayvanlar ciddi sıkıntı yaşayabilirler. Eğer biraz önceki örneğimizdeki çocuk, hayat belirtileri gösterdiği sırada kuşu okşamaya başlasaydı, yeniden yönelme süreci hasar görebilir ve böylece kuş şok sürecine geri dönmek zorunda kalabilirdi. Boşalma sürecinin tekrar tekrar engellendiği durumlarda, takip eden süreçlerin her birinin süresi uzar. Bunun sonucunda kuş korkudan ölebilir - bunun nedeni kendi çaresizliği altında ezilmiş olmasıdır.

Biz insanlar donma tepkisi nedeniyle sıkışıp kalan enerjinin boşalmamasından dolayı nadiren ölsek de, bu olgu bizim ciddi ıstırap çekmemize neden olur. Travma geçiren bir gazi, bir tecavüz kurbanı, suistimale uğramış bir çocuk, örnekteki antilop ve kuş hepsi de kendilerini aşan yoğun baskı hissettiren ezici durumlarla karşı karşıya kalmış oluyorlar. Kendilerini "savaş ya da kaç" seçimlerinden birine yöneltmeyi beceremediklerinde ise donuyor ya da yıkılıyorlar. Bu enerjiyi boşaltabilenler ise kendilerini toparlayabiliyorlar. Biz insanlar hayvanların her zaman yaptığını yaparak donma tepkisini aşmaktansa, gittikçe artan dizi dizi yıpratıcı semptomla ifade edilen geriye dönük bir sarmala gireriz.

Travmanın içinden geçmek için ihtiyaç duyduğumuz şey ise, sükun güven ve çocuğun ellerinin nazik sıcaklığında kuşa sunulan korumaya benzer bir korumadır. Doğadan olduğu kadar arkadaşlarımızdan ve akrabalarımızdan da destek almaya ihtiyaç duyarız. Bu destek ve bağ sayesinde bizi tamamlanmaya, bütün olmaya ve en nihayet huzura götüren doğal sürece güvenmeye ve onu onurlandırmaya başlayabiliriz.

Geçmişte yaşanmış olayları değiştirmemizin mümkün olmadığını ve bunları değiştirmemize gerek de olmadığını anlamamız gerekiyor. Yaşanmış travmaya ait semptomlar ilgili enerji örnekleri ve kaybedilmiş derslerdir. Şimdiki zamanda var olmayı öğrendiğimizde, geçmiş sorun olmaktan çıkar, içinde bulunulan her an yeni ve yaratıcıdır. Yapmamız gereken tek şey şimdiki zamanda var olan semptomlarımızı iyileştirmek ve ilerlemeye devam etmek. İyileştiren bir an, ileriye ve geriye doğru dalga dalga yayılır ve yeniden sağlığımıza kavuşuruz.


Bunun sonucunda da çoğumuz doğal, içgüdüsel benliklerimizden ayrı düşüyoruz özellikle de hayvan olmayı aşağılamak yerine gururla taşıyan yanımızdan kopuyoruz. Kendimizi nasıl görürsek görelim, en temel anlamda biz kelimenin tam anlamıyla insan hayvanlarız. Bugün karşı karşıya kaldığımız temel mücadeleler kendiliğinden nispeten hızlı gelişmiş olmakla birlikte, sinir sistemlerimiz böyle bir değişiklik konusunda çok daha ağır kalmakta. Doğal benlikleriyle daha yakın temas içinde olan insanların travma söz konusu olduğunda başlarına gelenle daha iyi baş etmeleri tesadüf değildir. Bu ilkel içgüdüsel benliğe ait kaynaklara kolayca ulaşamayan kişiler bedenleriyle ruhlarını birbirine yabancılaştırırlar. Çoğumuz kendimizi havyan olarak görmez ya da deneyimlemeyiz. Ama içgüdülerimiz ve doğal tepkilerimiz aracılığıyla yaşamadığımızda tam olarak insan da olamayız. Ne hayvan ne de tam olarak insan olabildiğimiz bir arafta var olmak bir dizi problemle karşı karşıya kalmamıza neden olur, bunlardan biri de travmaya müsait oluşumuz yani travmadan kolay etkilenmemizdir.

Medusa mitinde anlatıldığı üzere, dosdoğru bu tanrıçanın gözlerinin içine bakan, aniden taş kesilir. Travma konusunda da durum budur. Eğer travmayla bodoslamadan karşı karşıya gelmeye girişirsek, o ana kadar bize yaptığını yapmayı sürdürür - bizi korkunun içinde dondurarak hareketsiz kılmaya devam eder. Perseus, Medusa'yı ele geçirmeye gitmeden önce Athena tarafından bu Gorgon'un gözünün içine bakmaması gerektiği konusunda uyarılır. Tanrıça'nın bu gücünü dikkate alan Perseus, kalkanını kullanarak Medusa'nın görüntüsünü ona geri yansıtır ve nihayet başını kesmeyi başarır.
İşte bunun gibi travmanın hakkından gelmek için gereken çözüm onunla doğrudan karşı karşıya kalmakta değil, içgüdüsel tepkilerimize akseden yansıması üzerinde çalışmaktadır. Travma insanı o kadar çok kilitler ki, travmatize olmuş kişiler takıntılı bir şekilde travmaya odaklanmaktan kendilerini alamazlar. Böyle olduğunda ne yazık ki yenik düştükleri durum onları tekrar tekrar mağlup etmeye devam eder. Bedensel duyumsamalarımız travmayı nerede yaşadığımızı yansıtan ve bizi içgüdüsel kaynaklarımıza götürmek üzere hizmet veren birer rehber olabilirler. Bu kaynaklar bize yırtıcı hayvanlardan ve diğer saldırgan düşmanlardan korunma gücü veriyor. Hepimiz bu içgüdüsel kaynaklara sahibiz. Bu kaynaklarımıza ulaşmayı öğrendikten sonra artık travmalarımızı yansıtıp iyileştirmek için kendi kalkanlarımızı yaratabiliriz.

Rüyalarda, efsanevi öykülerde ve kadim anlatılarda, insan bedeninin ve onun içgüdüsel yapısının evrensel sembollerinden biri de attır. İlginç olan bir şey de, Medusa öldürüldüğünde bedeninden iki şeyin meydana gelmesi ve bunlardan birinin kanatlı at Pegasus diğerinin ise altın kılıçlı savaşçı Chrysaor olmasıdır. Daha uygun bir metafor bulunamazdı. Mitolojik kahramanların nihai savunma silahı olan kılıç mutlak gerçeği sembolize eder. Netlik ve zafer ifadesidir; olağan dışı zorlukların üstesinden gelindiğini ve nihai çözüme ulaşıldığını, her şeye çare bulacak kaynaklara sahip olunduğunu anlatır. At ise içgüdüsel topraklanmayı temsil ederken kanatlar hareket, yükselme ve toprağa bağlı varlığın üzerine çıkarak ilerleme imgesi oluşturur. At içgüdüleri ve bedeni temsil ettiğine göre, kanatlı atın da vücut bulma aracılığıyla meydana gelen dönüşümü ifade ettiğini söyleyebiliriz. Hem kanatlı at, hem de altın kılıç, travmatize olmuş kişilerin kendi Medusalarını yenme süreçlerinde keşfettikleri kaynakları gayet güzel anlatan birer semboldür.

18 Ocak 2019 Cuma

Büyük Gece / Rainer Maria Rilke


Kaç kez hayretle baktım sana,  başlangıcı  düne  ait  bir
pencereden,
öylece  durdum ve hayretle  baktım.  Yeni kent, benim  için
yasak  kent  gibiydi  henüz,  ve  inatçı  manzara  kararmaktaydı;
sanki  ben,
hiç  yoktum . En yakınımdaki  nesneler  bile  çabalamıyordu
anlaşılır
olmak  uğruna. Yol, sokak  lambasını itip  geçiyordu,
yabancıydı.  Sonra
ötede-bir oda,  hissedilebilen ve lambanın  ışığıyla
aydınlanmış-,
ramak  kalmıştı  katılmama,  anlayıp  kapattılar pencereleri.
Durdum.  Bir  çocuk ağladı ardından. Biliyordum güçlerinin
nelere  yettiğini
çepeçevre  evlerdeki  bütün  annelerin-,  ama  bütün  o
ağlamaların  nasıl
teselli  bulmaz  dertlerden  doğduğunu  da  biliyordum.
Şarkı  söylemekteydi  bir ses,  beklentilerin  de  bir  nebze
ötesine
sarkarak,  ya  da  aşağılarda  bir  ihtiyar koyuveriyordu sitem dolu
öksürüklerini,  acımayı  bilen  bir dünyanın  karşısında  haklı olan,
kendi  bedeniymişçesine.  Sonra  bir saat vurdu-,  geç  kaldım
saymakta,
yanımdan  yuvarlanıp  gitti.-
Tıpkı  bir yabancı  oğlan  çocuğu gibi,  hani  sokakta  topu
değil,  ama
kendisi  yakalanan,  başkalarının  birbirleriyle  onca oynadıklarından
hiçbirini  oynamasına  izin  verilmeyen  bir çocuğun  durup
başka  yere
-nereye?-  bakması gibi, durdum,  ve ansızın,
anladım  ki,  sendin  benimle  oynayan,  ey  yetişkin  gece,
ve  o  zaman  hayretle  baktım  sana.   Kulelerin  öfkelendikleri,
kadere dönüşmüş  bir  kentin  beni  kuşattığı,  sır vermez dağların
meydan  okudukları  ve  yakın  çevrede,  duygularımın  o rastlantılara
bağlı  kıvılcımlarını  açgözlü  bir yabanlığın küIlendirdiği
yerde :-
evet,  ey  büyük gece,  bir ayıp  değildi  senin  için  beni  tanıman.
Soluğun
üstümden  geçti.  Engin   ciddiyetlere  yayılmış  gülümsemen
ise,  benliğime  işledi.

TESLİM  olmak  istiyorum.  Yayıl yayılabildiğin  kadar
Sen  değil  misin  bir çobanın  yüzünü,  bitip  tükenmeyen
hanedanların  taşındığı  kraliçe  rahimlerinde,  soyluluğun
ve  gelecekteki  cesaretlerin  taçlı  başlara  kazandırabildikleri
ifadelerden  daha  görkemli  kılan?   Kalyonların  sessiz
oymalarını  taşıyan  şaşkın  tahtalar,  dilsiz  bir inatla  açılmakta
direndikleri  deniz  evreninin  yüz  çizgilerini  alabildikten
sonra,  o  zaman  neden,
evet  neden,  ey acımasız  gece,  hissetmeyi  bilen,  isteyen
biri,  kendini  açan  biri,  sonunda  neden  benzemesin  sana?
(Geceye  Yazılan  Şiirler)