StepAN
Bir dağın diş olup çiğneyemediği...
15 Ekim 2026 Perşembe
Aksi İstikamet / Cemil Yüksel
16 Eylül 2026 Çarşamba
Örgün Şema / Cemil YÜKSEL
her nesne-tavır gururlu bir grilikle örtülü bakılmamaktan
kimin bakışından uzak kalmış bu huzursuz kollar-bacaklar
izlemek önce ürperti veriyor hiç girilmemiş bir ev gibi
çamurlu bir görünüşü var her türlü itirazın ve içi balçıktan
sözcükler bir yüke dönüşüyor hiçbir yere gitmeyen
buna ancak rüya denebilir diyor bazıları
bütün köprüler ve sonrası yerle bir
yaşamak saatlere bakılarak gösteriliyor
iplikler halinde el kol hareketleri-baş eğmelerin arkasında
kimse görmüyor aslında kendine ihanetin çıkışı
bilseler o an doğmuş bir şey vardı aramızda
sürüler halinde dalgalar çiziyor kargalar kapkara
izledim bu döngüyü / izlemeye konuldum belki de
insan karanlık ormana elbet düşer eğimli bir bıçağın
düştüm / düşürüldüm belki de kendi ışığımdan
boynumda yokluğuyla dizginlenmiş bir atın çöl koşusu
uyandım/ uyandırıldın belki de ve unuttun hangisi rüya
hepsine durmadan kalmadan uğra, uğra dedim
kaçmadan önce kalmalı hatanın köksüz çiçeklerinde
vahşi- ölümcül- karanlık yarasından içerek çıkabilir larva olarak
duyar / duyurulur belki de hiç duymamışların kulakları
bir sırtlanın kahkaha sesi ve ölüm dişlerini
kara göründü. kara göründü.
14 Temmuz 2026 Salı
Yıkıcılar Geldiler / Metin Altıok
Ve evin yüzü burkuldu
Bir kıpırtı vardı şakaklarında.
Yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
Kiremitleri topladılar birer birer.
Tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
Ellerinde keserler.
İkimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
Susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
İki sevgili vardı yan masada;
Umurlarında bile değildi deniz,
Alınları birbirine değecekti az daha.
Yıkıcılar geldiler,
Çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
Kör gözleri ve açılmış ağzıyla
Kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
Sıra balyozlardaydı artık,
Çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.
Benim göğüs kafesimde bir iskete,
İskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
Sıçrayıp duruyordu ordan oraya,
Duyuyordum kıpırtısını içimde.
Bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
Oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsız göğünle.
Yıkıcılar geldiler;
Düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin,
Göründü bazı odaları ve iç duvarları.
Aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
Bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
Eski bir yaşantıyı simgeleyen
Çıkıp yürümüştük kıyı boyu
Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
Oysa sen yürümeyi sevmezsin.
Nasıl da değişmişti görünüşü
Yıllardır görmediğimiz kentin
Yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.
Yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
Yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
İş araçlarında artık,
Bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
Ve temizleyecekler kazılan yerlerde
Bizden kalan balçığı.
10 Temmuz 2026 Cuma
Soluk Soluğa / Ahmet Telli
............
2 Temmuz 2026 Perşembe
Bütün Ölümler / Hermann Hesse
BÜTÜN ÖLÜMLER
Öldüm bütün ölümlerle ben şimdiye dek, Yeniden isterim ölmek bütün ölümleri, Ağacın ölümünü ölmek tahta tahta, Taş taş dağın ölümünü, Toprak ölümünü kumun. Çıtırdayan yaz otlarının ölümünü yaprak yaprak Ve kanlı ve zavallı ölümünü insanoğlunun. Yeniden doğmak isterim bir çiçek biçiminde, Yeniden ağaç olmak, çayır olmak, Balık ve karaca olmak, kuş ve kelebek. Özlem verir bana bütün biçimler Son acıların özlemini verir, İnsan acılarının özlemini verir, Titreyerek gerilmiş yay, Özlemin çılgın yumruğu ey, Ey hayat ey bir gün olur da Birleştirmeye kalkışırsan kutuplarını Yeniden beni uzun uzun Sürersin ölümden doğuma, Acı dolu yollarına yaratmanın, Yaratmanın eşsiz yollarına.Hermann HESSE Çeviri : Zeria Karadeniz
21 Haziran 2026 Pazar
Rimalar / Gustavo Adolfo Bécquer
Söylemeyin tükendiğini hazinenizin,
ağızda söz kalmadığını, sustuğunu lirinizin;
ozanların soyu tükenebilir belki; ama
şiir hiç susmayacak.
yanıp nabız gibi attığı sürece,
güneş paramparça olmuş bulutları
ateşe ve altına bürüdüğü sürece,
hava burcu burcu kokularla dolup
uyumlu ezgiler taşıdığı sürece,
dünyaya ilkbahar geldiği sürece,
şiir hiç susmayacak!
Ulaşamadığı sürece
ölçülemez bir boşluk kaldığı sürece
denizde ya da gökte,
insanlık durmadan ilerleyip
ama ne yana, bilmediği sürece,
insanın çözemediği bir giz olduğu sürece,
şiir hiç susmayacak!
Gönüllere vurduğu sürece gülümsemeler,
ağladığı sürece insan
ağıtla gözü dolukmadan,
savaşıp durduğu sürece
yürekle kafa,
umutlar ve anılar olduğu sürece
şiir hiç susmayacak!
Kendine bakan gözleri yansıtan
iç çeken dudakları yanıtladığı sürece
iç geçiren dudaklar,
yoldan çıkmış şaşkın iki gönül
bir öpücükte duygudaş olduğu sürece,
var olduğu sürece güzel bir kadın,
şiir hiç susmayacak!
9 Haziran 2026 Salı
Tuz / Cemil YÜKSEL
üstelik her yerde konuşur, dilediği gibi delice, bilge ve sarhoş
döve döve su kenarlarında kirli siyahlığı ve açık bir diz yarasından
sızlatarak, ince ince örer iyileşmeyi ışığıyla
dünya dillerine ait tüm "biliyorum" sözcüklerine
geride kalmış tüm harfleri öğütür sadece yangının boşluğunda
gözyaşlarından eriyerek dağılır kadın ver erkek yüzlerinden
güzelliğe doğru seyrelir insan derisinden her çabadan sonra
ihtiyaçlara aşk deniyor pazar pazar dolanıp alınacaklar sanki
düşük yapmış bir gebe gibi durmadan kanıyor uzun listelerde
bir de korkuyla çekilmiş perdeler şehrin bütün küçük evleri
bilmiyorlar sunağından içilen suyu dirilten gökyüzünü
bilmiyorlar elinden alınmış oyuncaklar tarafından bulunmayı
ve bilmiyorlar bilmediklerini, kanıyorlar paslı kelimelere
leylekler mi, martılar mı kumrular mı olduklarını
halbuki unutmak ziyan, hatırlamak eve dönüşün bahçesi
kayalara gizlenmiş tuz bizim gövdemizin bir uzağı
bir uzağı da sağaltmak her türlü kandan sonrasını
29 Mayıs 2026 Cuma
İyileşti / Cemil YÜKSEL
durup engince bakılan denizler gibi
tam karşımda
bir kez olsun biri nasılsın diye
sormadı,
denizler her gün yanıt verirdi buna
ben de yanıt verdim
izlemedi boşluğu bir kez olsun,
oluşturduğu halkaları
bakarken bile düşünce dalgalarında
unutuldu
biri kalkıp mavi gözlü bir sevgilim
olsun demişti sadece
biri de bir kez olsun sonsuzca
getirmedi dikkatini denizlere
aslı verilmemişti, bekledi sadece
dikkati,
aç gözlülük mutlak bulur kendi
besinini
kayba uğramak işte her şey kayboldu
ölümün bahçesinde
bir kez olsun yitirilmedi başka
evlerden sinmiş küflü alışkanlık
durmadan bir kaşıntı halinde
dolandı deride üreyen arzu
korkudan kaçarken dahi tüm evleri
ateşe veren kundakçı
kül etti her şeyi ve böylece
atların ayakları kurtuldu yarışlardan
bir şarkı gibi sabah uyanmaları durmadan kendini hatırlattı
kırların göğsünde vakti geldiğinde
gürleyen bahar yeşilliğini
tüm kapıların önünde dünyanın
yeniden kurulduğu o yerden
gelişigüzel tüm kelimeleri
bırakarak bir kez ve sadece biri...
üç kere dikkatle nasılsın diye sordu, kim ki?
anladım iyileşmenin sabrını
kimse kullanmazken yara bandı,
tentürdiyot ve yakınlığı
sade iyileşti.
25 Mayıs 2026 Pazartesi
Masal / Cemil Yüksel
21 Kasım 2025 Cuma
Duymak / Cemil YÜKSEL
2 Ağustos 2025 Cumartesi
Tercih / Cemil YÜKSEL
bu dünyada en güzel ben terk ederim
bakıldıkça alınıp koyulurum dip kenarlara
görünmezlik taşının üstüne işlenir gibi
her sabah kirlerden temizlenmiş elleri olur
omzuna değmek için hazırlanan sevincin
güneşi sırtlamış gelmiş sanki konuşmasıyla
bu dünyada en güzel ben terk ederim
varmak için onun ayak uçlarına
bazen yerlerde sürünerek bazen dimdik bir gövdeyle
onu hatırlarım, durmadan hatırlarım
dolaşırken her yönden ona gidildiğini
bu dünyada en güzel ben terk ederim
lakırdıları, oyunları ve boş evleri
puşt bir kelimenin sırtıma dikişlendiği bir kapıdan
upuzun bir nehrin dağınık çizgilerini aşarak
en ışıltılı yüzünden açılmaya doğru terk ederim
terk etmenin de bir dönüş olduğunu şiirden öğrendim
Hediye / Cemil Yüksel
söyledikçe buluşturur tüm sesleri parmak uçların
22 Nisan 2020 Çarşamba
Saatler Kitabından / R. M. Rilke
Ruhumu görmez misin, durur yoğun, yakın
sessizliğe bürünmüş, önünde tam
Olgunlaşmaz mı bakışında Mayıs duam,
bir ağaçta olgunlaşırcasına
Sen nice ki düş görürsün, düşüm ben sana.
Nice ki sen uyanırsın, ben isteminim;
ve hakanıyım bütün görkemlerin
ve yıldız sessizliğince büyümekteyim
taa üstünde eşsiz zaman kentinin.
Sessizliğim ben iki ses arasındaki,
İşçileriz biz: çırak, kalfa, usta, her çalışan;
kurarız seni, ulu katedral, beraber.
Ağırbaşlı bir yolcu gelir bazan
geçer parıltı gibi ruhlarımızdan,
gösterir bize titreyerek yeni bir hüner.
Seni anlamak isterim bense
yerin seni anladığınca;
ben olgunlaştıkça
olgunlaşır
ülkense.
Senden gösteriler dilemem
kanıtlaman için kendini.
Bilirim ki hem
bir tutmak olmaz seni
zamanla.
Sen bütün nesnelerin en derin özüsün,
varlığının gizini suskuyla saklayan;
ve her birine başka türlü görünürsün:
karaya gemi gibi, gemiyeyse liman.
artık bütün evler açıktır her gelene
ve her yerde bir özveri geniş alabildiğine
belirler aramızdaki davranışları.
20 Ağustos 2019 Salı
O Kendini Çağırınca / Cemil Yüksel
sen her şeyi camdan seçiyorsun Nuri
elindeki kesiklerin hikayesi bu
sesini bulmuş bir diş gıcırtısı rüyanda
yukarıdan bırakılmış bir misket ne kadar kırılırsa
kendine doğru yuvarlanmak geçmek bilmiyor
Nuri oluk oluk beyazlar seni seçiyor
23 Mayıs 2019 Perşembe
Düş Birliği / Cemil Yüksel
23 Nisan 2019 Salı
Çılgın Hüzünlü / Turgut Uyar
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliğini otluyordu o zaman
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
çılgın ya da hüzünlü
kıpkırmızı bir duygu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık.















