17 Şubat 2017 Cuma

Masa Örtüsü / Cemil Yüksel


Sarhoşluğu konuşuyor sular akışın sesiyle
Bazı kelimeleri kıyılarda bırakarak,
Bahçesi düzenlenmiş saçlarına hiçbir öpücük giremiyor
Neden bilmiyor ellerin yaprakları yeşil tutmayı

Seni seven adamların içinden geldim kalbine doğru
Yazıldım anlamak isteyen bir katibin kulak zarında
Kelimeleri yok olmadıkça yok sevgide
Bulup yitirilen bulup yitirilen yitirileni tekrar bulup

Bak kuşlar konunca nasıl tutuyor dallarını
Hiçbir şey anlatmıyor bunlar belki
Belki de sessizliğe kıvrılan bir masa örtüsüyüm
Eğlenip konuşulup ipler ağlar içinde
Ben ki kendime gelmek için dışarıda çırpılırım.

12 Ocak 2017 Perşembe

Işığa / Cemil Yüksel


sana dokunmak çiçeklerin gözlerini açıyor
güneşi ötüşünden fırlatıyor kuşlar
suyun akışına gelen başka bir kolaylık
yoğun ve tatlı yaz meyveleri gibi

haritalar topluyor geçtiğimiz tüm sokakları
uzaktan yakına gövdeye çekiyor gölgeyi
tahta bir köprü geçisi gibi sarsıntılarla
sana dokunmak derliyor en uzun örgüleri

yumurtasını yeni delmiş kaplumbağa gibi
sulara doğru en minik adımlarla
gezinen bir karınca binbir yöne doğru
buluyor yuvasını sana dokununca

yeni açtım gözlerimi uzun bir uykudan
sana dokunmak bir ışık parıltısı engellerin üstünde
bir kilit açan, bir dolu sonrası, bir serinlik değişimi
bir buluşma kendine ve tutmamaya doğru
bir merhaba her türlü ayrılığın içine yuvalanmış.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Philip Gowins / Sufizm



"Günümüze ayak uydurmuş bir ruhaniyeti ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Babamın aktardıklarını izleyerek, inanıyorum ki varlığımızı en yüksek potansiyeline ulaştırmak için gayemizi keşfederek ve içimizden doğan güce, içimizdeki inanca izin vererek bu gayeyi geliştirecek cesareti kazanmamız gerekiyor. Bu hem hayat gayemizi bilmeyi, hem de vücut, akıl ve duygu açısından kendimizin efendisi olmamızı ya da kendimizi disipline etmemizi gerektiriyor. Hedeflerimize ulaşmak adına içgüdülerimizi baskılamak yerine, neşe ve heves içinde onları yönetiyor ve yönlendiriyoruz. Hayatın tersliklerini ayakbağı olarak görmektense, onları yaratıcı gücümüzü keşfetmek ve geliştirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Tüm dinlerde bahsedildiği ve Hz. isa'nın hayatında açıkça görüldüğü gibi acıyı neşeye dönüş- türüyoruz. Bu acı çekmeyi reddetmek değil, aksine kabul etmek, böylece hayatının efendisi olmak için gereken gücü kazanmaktır.

Şimdi, hepimizin, ne kadar zor olursa olsun, kin ve önyargılarımızı bırakmaya davet edildiğimize inanıyorum. Bireysel kin en yüksek gayemize varmamıza ayak bağı olurken; toplu kin, savaşlara sebep olur. En içten hedefim, temasta olduklarıma, şekil farklarının ardındaki gaye ortaklığını anlayarak, tüm dünya dinleri için hürmet ve hoşgörümü sunmaktır. insanların ve kültürlerin arasındaki farklılıkları ve  güzellikleri anlayarak, farklılıkların ve ayrımların ötesine geçmeye ve her insanın onuru için tüm bedellere göğüs germek gerektiğine inanıyorum."

26 Eylül 2016 Pazartesi

Şiir / Rıdvan Sözener


İyi insanlar her zaman yenilmiştir.
Annesini görünce bir bebek
nasıl bırakırsa elindekileri. Gösterir bunu biraz.
Biraz da bir kuşun düşmesi uçup dururken
bir adamın bunu farketmesi...

Güzel insanlar her yerde yenilmiştir.
Gençkızların kırlardaki durumu anlatır bunu biraz.
Biraz da evdeki çiçeklerle dertleşen kadınlar...

Yenilmek iyidir
Her defasında daha güzel yenilmek arzusuyla.
Yenilmek güzeldir
Her defasında daha iyi yenilmek umuduyla.

Dergah Dergisi / Sayı 131

10 Haziran 2016 Cuma

O Kendini Çağırınca / Cemil Yüksel


o kendini çağırınca
bahçenin yeşili seslenir ışıltılarla
boynuyla salınan çiçekler gibidir rüzgar
tam o vakit duvar dipleri
gölgesine saplamış parlaklıkla sarsılır.

huşu içinde yazılmış yazı ve
kabuklarını döken ağaç
okunması zor işaretler taşır
gecenin rengini emen saçlarına.

o kendini çağırınca
elma dilimi hatırlar, harf kelimeyi
yaprak ağacı, su dağı hatırlar
yüzüne doğrulmuş her ayna güneş gibi
damlatır mumu kenarından
tek başına sıcaklık kalır 
o kendini çağırınca

ne zaman göz göze gelinirse orada
dalınabilir uçsuz bir derinliğe 
sonsuz düşmek de yine gözlerden
sevgiden bir el tutmuş uzayı
işleye işleye çağırır köklerinden ormanı

binlerce kuşun sesi akşam üstüdür 
yamacı yankılanır kelimelerden
cennet milyon yılda durulmuş bir gök
deniz kendine bakıldığında hatırlar
güneşe doğru hangi iplerle çekildiğini

binlerce havalanmış doğan
bir resim için kurulmaz göğe
yırtıcı ve çeviktir açlık
uyan diye sarsar karanlığını
o kendini çağırınca.


30 Mayıs 2016 Pazartesi

Gidilmeyen Yol / Robert Frost


Sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
İkisinden birden gidemediğim ve yoldaki
Tek yolcu olduğum için üzgün, uzun uzun
Baktım görene kadar birinci yolun
Otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;

Sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
Ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
Gidilmeye daha çok hakkı vardı; oysa
Ordan gelip geçenler iki yolu da
Eş ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,

Ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
Hiçbir adımın karartmadığı yaprakların içinde,
Ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
Ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
Merak ettim, başa dönecek miyim diye.

İç geçirerek anlatacağım bunu ben,
Nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben-
Ben gittim daha az geçilmişinden,
Ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.


Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

14 Nisan 2016 Perşembe

8 / Cemil Yüksel


bunların hepsini sen planladın değil mi?

bu yağmuru yağdırıp, bulutları çizdin koyu koyu
aramıza bir soğukluğu aldın koydun çok hızlıca
tek dokunuşla bira şişesinin kendini kırması gibi
bir yanıt ararken, tesadüf zihnin kaplıca suları
karşılıyor dünyaya çıktığı kaynağı.
sağanakta şemsiye altında üç kişi 
ıslanmak sadece bir kişi için imkansız

bazen sıtmalar tutar gibi olunur
bazen bazı duvar diplerini ısıtan küçük bir ilgidir
tramvaylarda birbirini özenle dinleyen
olgun çocuklar gibi
alıp yerleştirdin hemen ön koltuğa
giyinip çıkmış gibi kendine doğru yakınlığı
gözlerinden, kalbinden, dudaklarından çıkardın
kapkara ve kırmızı öpücüklerle iç yüzünü

bunların hepsini sen planladın değil mi?

bahar uzanmış gibi kollarından
sulara vapurlar gibi Kadıköy Karaköy arası
upuzun sekiz saat ıslanmış sessizlikten.
bölüp başlamak ortasından geceyi
küçülen bir hayal gibi tadıyoruz 
iki kulağın duymak için eğildiği dikkati.

kelimeleri dışarıda bırakan kabul
neşe katarak büyütüyor çiçeklerini

inanmıyorum buna, sen planladın değil mi?

4 Nisan 2016 Pazartesi

Yüzey / Cemil Yüksel


bütün mesafeler küçük ve kısa
uzaklık yaklaştıkça yok olmuyor
 yok olmuyor uzaklaştıkça da yakınlık
bulutlar yeryüzünün uzaklık ölçeri
ne buluyorsak bir çemberde yoğun ve güçlü
kıvrılıyor göğe uzanmak ister gibi başımızdan

durmadan salınan bir salıncak dolduruyor çocukluğu 
saçları uzamış çiçeklerin boyu, kalın köklü 
durduramadığını biliyor ayakların
  bir uykunun içinde yürüyen adımları
madem durduramıyor, bir oyuna katıp onu
iliştiriyoruz denize doğru.

yıllarca fıçılarda saklanmış üzümler gibi olgun
arzu yaşlanınca nasıl da dönüveriyor anlayışa.

bütün mesafeler küçük ve kısa
güneye doğru sevinci tok
kertenkele ve kaplumbağa.
ikisi de hızıyla yakalanır
ve ikisi sadece durmakla akraba.

sesi ört sessiz, hareketi böl hareketsiz.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Limon / Cemil Yüksel


nice sözleri var saçları kısa
ağzı değil konuşan bir kalp atışı
gözleri alıp veriyor, manavlar gibi ıslak tezgahı
her şeyi toplamış bir sigara içişi var ki
eksilen yerlere sızan bir damla yağmur sonraları 

uyanmak için dilimlenmiş limon
bir kayığı sarsan suya düşmemek için
kimi zaman bir film izlemek
denizler gibi sarsıyor hisleri.
durulmuyor bulantı
koruyor en güçlü sahteliği

ilk öpücükler gibi kuşların ağzı
ellerin bastırıldığında yeniden şeklini alan yastıklar gibi
dünyalar var biliriz tutundukça ıstırap kapısı
dünyalar var biliriz çocukluk sevincinden şekerli 
ne zaman adım atmaya kalksak
kara parçası gibi hareket ediyor
devrilen eşyalarla dolu yol bilmezlik.

gökyüzünün mavi görünme hadisesi
bir kırılmadır.
açıklık bulunca yukarıda engin
yayılır en geniş göklere.

23 Şubat 2016 Salı

Bir Adım / Cemil Yüksel

 
                                                                 Nusret’e, bir Nusret’i terk ettiği için,

kısa sakalından alıp sevinci saçlarına bulaştırıyoruz
bilmiyor kimse saçlarının ne kadar uzun olduğunu

üstünde elbiselerle taşıdığın siyah ve haki renkler
biraz dünyaya konulmuş bir dur işareti
kim yaklaşsa sesini arttıran siren biraz da
buluyor orada bırakıldığını ve incindiğini bakışlarla

sırf bunu duymamak için sızıyor zihnin gürültüsü
durmadan alıp götürüyor seni uğraşlara
tamirlerin, aletlerin ve insanların kaosuna
ne zaman varsan kelimesizliğe boşluktan oluyorsun
tedirginlikle buluşturuyor seslerin yokluğu gözlerini

o çocuk şekerin uzatılıp çekildiği bir ikirciklikle
kandırılmış, unutmuş bahsini kendini bırakmanın.
bahçenin içinde ne zaman bulsan zıplayan çiçekleri
orada sonsuzca durmaya koşmalı ayaklarını.

elleri başka başka gör
gözleri başka başka doku
kurmaktan kırıla kırıla, bulutla kendini
capcanlı yeşilliğin ağından.

kısa sakalından alıp sevinci saçlarına bulaştırıyoruz
bilmiyor kimse saçlarının ne kadar uzun olduğunu.

örüyoruz bir bulutu görünce yerlerde gezinen ayaklarımızı
bilmiyor kimse bir adım atınca bir dünya dönüşüne denk gelişimizi.

7 Şubat 2016 Pazar

Bir Rüzgar Bir Dalga / Cemil Yüksel

kalınabilir, yarısı sulara gömülü gövdesiyle
bir deniz kıyısında, yarı ıslak yarı kuru bir canlı gibi.

bilmek istedikçe, dipleri eşeleyen huzursuzluk ve
her imdat daha bir aşağıya çeken

suları izle, sular gibi hatırla bırakmayı
bir rüzgar bir dalga ansızın gelip alacağı tutar.

20 Ocak 2016 Çarşamba

Nilüfer / Cemil Yüksel

anlayış bulduğun güzel çiçek.

çamurlar içinde yüksel
ışığa ve kuvvete 
rengarenk buluştur bizi
hem derinde hem sığda
köklendir bizi...


31 Aralık 2015 Perşembe

Jiddu Krishnamurti / Ahmaklık


Tıpkı bunun gibi ben ahmağın biriysem ve ben zeki olacağım diye çabalıyorsam işte bu zeki olma çabası ah­maklığın ta kendisidir; Çünkü önemli olan şey ahmaklığı­mı anlamamdır. Zeki olmaya ne kadar çalışırsam çalışa­yım kendimi ahmaklıktan kurtaramam, olsa olsa yüzeysel bir cila yapabilirim. Bir şeyler öğrenebilir, kitaplardan alın­tılar yapabilir, ezberden ünlü yazarların kitaplarından bö­lümler okuyabilirim ama böyle yaparak bu cilanın altın­daki ahmaklığımı gideremem. Eğer ahmaklığın günlük ya­şamımda nerede ve nasıl ortaya çıktığını görebilirsem, ben­den altta olanlara nasıl davrandığımı, komşularıma karşı olan tutumumu, zenginlerle, fakirlerle, görevlilerle olan ilişkilerimdeki tutumumu izleyebilirsem, bu ilişkilerdeki tu­tumumun, davranışlarımın bilincinde olmak zihnimi çepe­çevre saran ahmaklık kabuğunda bir çatlak oluşturabilir.

Bir kere deneyin, kendinizi altınızda olanlarla konu­şurken, yüksek bir görevliye olağanüstü saygı gösterirken, size hiçbir çıkar sağlayamayacak kimselere karşı saygısız tutumunuz içinde izleyiniz, o zaman ne kadar ahmak oldu­ğunuzu görmeye başlayacaksınız. Ahmaklığınızı anladığı­nız zaman zekâ, duyarlık, incelik hepsi kendiliğinden ge­lecektir. Sizin duyarlı olmaya, ince olmaya çalışmanız ge­rekmeyecektir. Bir şey olmaya çalışan kimse çirkin bir in­sandır. Böyle bir kimse kaba ve duyarsızdır.

30 Aralık 2015 Çarşamba

Can Yücel / Sevgi Duvarı


Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

8 Aralık 2015 Salı

Gözlem Anında Bir Kişi / Cemil Yüksel



tedirginlikle taşınmış bir silah kayar belinden
sürekli güvenli bir halde, kilitli
bıçakların yaralarda bıraktığı derin harfler gibi
çıkıyor sular taşkınca öğrendiğin kelimelerden
dahası da var, her yerde her bir şeyin 
ateşle gelen cinnet bulmuş cinayetini
BAĞIRIYOR KARANLIK BEN'LERİN
kurtulmalıyız görülmenin eşiğinden

en başında sesini ayarlamaya kalkmış bir gövde
en başında ayaklarında başlayan karıncalanma
en başında az sonra bir şeyler olacak belirtisi
en başında nefesi bir bahçıvan elinin
en başında  "tam da bu!" derken
bir cinayet mahalli gibi incelenmenin
yerde yatanla giden arasındaki uzaklığın
havanın soluğun ve karanlığın iç girdabında
saçları itilerek bastırılmış öylece yere serilmenin
kapalı bir avlu gibi dudaklarına kurulmuş
ses çıkarmasın diye yutulan sözlerin dahi
bir böcekle dolaşır ağzında

çok kısa bir an
gören görüldüğünde GÖZLERİN arkasından
zihnin devrilir tüm gürültüsü
ardından zehri yayılır korkunun ve karanlığın
kapanır sızdırmamak için ışığı.

nafile İÇERİ GİRDİKÇE pencerelenir
akışkan mayası sebepsiz neşenin.


6 Aralık 2015 Pazar

Ses / Cemil Yüksel


buraya gel mimoza, inleyen mayıs, orkide
soluksuz pembe, alevle kurmaca geliştiren aşk
seni seviyorum derken ki çınlama
korkuları savuşturan buluşma
aylar ve günleri geren hiza
kanı şiddetle gösteren her yer
kasıklar dudaklar ve beyaza çalan kıvrımlar
istekli bir kadın gibi durmadan
yönelen tutan ve sıkan elleriyle
her yöne her söze her duruşa gel de sin.

yaprakların durmadan bir bütüne katıldığı
dalından düşerken soyut çizgilerle 
kenarları eğri yapılmış kağıttan uçaklar gibi
kendini bıraktığı, kendine çakıldığı...

ne güzel günü geldiğinde bulmak
katılmak için çıktığın yolda ufalanmayı

ey güneşi görünce kelimelerini unutan konuşkanlık
ağzın tebessümün lunaparkı
"tamam" bazen nasıl başlatırsa bir anlayışı, 
gel yerleştir, bul onu da.

sokak sokak şehirleri gezmiş bile olsam
bütün sesleri en başında ödemiş
bir ev sahibi gibi buluyorum sessizliği.

8 Eylül 2015 Salı

S / Cemil Yüksel


seni sevdim bu akşam senin haberin yoktu
dalından yerçekimini döverek kurtulan bir elma
o elma kaç zamandır senin elinde
kaç zamandır ısırılmakla kendini destekliyor
avcunda fırlatılmayı bekleyen misketler gibi

seni neden sevdim bu akşam senin haberin yoktu
bilekleri zamanın avuçlarında diz çökmüş
onarıyor bir papatyayı güneşi az görmüşlüğünde
evet şimdi ne bulsa tamamlıyor yüzünde
en çok neresiydi tutulduğunda başka olan

seni nasıl sevdim bu akşam senin haberin yoktu
belli etmeyen, sızdırmayan, içe doğru
içindeydi hızlıca çekilmiş bir perdenin sarsıntısı
suda toplanan balıkları irkilten bakışın sesidir
bir şiire başlaması gibi bir şairin

seni neyle sevdim bu akşam senin haberin yoktu
suyla güneşle ayla kundakla bir bir yine de unuttu
eşyanın sesleri ölü bir tonu bırakıp koyuldular yaşamaya
ağırlığınla toprak kum çakıl aldılar yeni şeklini
bir taş koptu mesela bir kayadan yüklenince

seni sevdim haberin yoktu bir bilsen
bu sabah açılmış bırakacaktım her şeyi