23 Şubat 2011 Çarşamba

Criminal Minds / Alıntılar



Shakespeare:
Hiçbir şey dikkat çekme isteği kadar sıradan değildir.

Nietzsche:
Bir şeyin mantıksızlığı varlığına kanıt değil aksine koşuldur.

Norman McClain:
Birlikte yaşadığımız ve sevdiğimiz kişilerin bizi yaralayacağını bilmeliyiz.

Faulkner bir keresinde;
Sadece akranlarından veya atalarından daha iyi olmak için canını sıkma. Kendinden daha iyi olmaya çalış. demişti.

Şair W.H. Auden şöyle yazmış:
Şeytan her zaman gösterişsizdir.Ve genelde insandır.Yatağımızı paylaşır ve masamızda yemek yer.

Rose Kennedy:
Zaman bütün yaraları iyileştirir derler. Katılmıyorum.Yaralar kalır. Zamanla; akıl kendini korumak için yaranın üstüne kabuk bağlar ve acı azalır ama asla tamamen kapanmaz

Chuck Jones:
Bir aslanın iş saatleri acıktığı zamanlardır. Doyduğunda avcı ve av yeniden huzurla birlikte yaşarlar.

Helen Keller:
Gerçek mutluluk için kendini tatmin etmek değil,kendini buna değecek bir şeye adaman gerekir.

Dale Turner Mused:
En iyi dersleri geçmişteki hatalarımızdan alırız...Geçmişteki hatalar, geleceğin bilgeliğidir.


James T. McCay:
Yarının farklı olacağına kendi kendine söz verirsin, ama yarın çoğu zaman bugünün tekrarı olur.

Bitik Adam / Thomas Bernhard

            Oysa Wertheimer, ben Steinvvay'imi öğretmen kızına verdikten yıllar sonra da piyano çalmıştı, çünkü daha yıllarca piyano virtüözü olabileceğine inanmıştı. Ayrıca, piyano virtüözü olarak tanınan bizim birçok piyanistimizden bin kere daha iyi de çalıyordu, ama Avrupa'daki tüm diğer piyano virtüözleri gibi olmak onu tatmin etmediğinden düşünce bilimlerine dalmıştı. Bense Wertheimer'den daha iyi çaldığıma inanıyordum, ama asla Glenn gibi iyi çalamazdım ve bu yüzden (Wertheimer'le aynı neden­den ötürü!) piyano çalmaktan bir anda vazgeçmiştim. Glenn'den daha iyi çalmak zorundaydım, ama bu olası değildi, olanaksızdı, ben de böylece piyano çalmaktan vazgeçtim. Han­gi gün olduğunu bilmediğim bir Nisan günü uyandım ve kendi kendime artık piyano çalmak yok, dedim. Enstrümana da bir da­ha dokunmadım. Hemen öğretmene gidip piyanonun nakledi­leceğinin haberini verdim. Bundan sonra kendimi felsefeye ve­receğim, diye düşündüm öğretmene giderken, oysa doğal ola­rak bu felsefenin ne olduğu hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Asla bir piyano virtüözü değilim, dedim kendi kendime, yorumcu değilim, röprodüksiyoncu bir sanatçı değilim. Sanatçı da değilim. Düşüncemin bozulmuşluğu beni hemen kendine bağlamıştı. Öğretmene giden yolda durmadan şu üç sözü tek­rarlayıp durdum: Asla sanatçı değilim!. Asla sanatçı değilim!. Asla sanatçı değilim!. Glenn Gould'u tanımasaydım herhalde piyano çalmaktan vazgeçmezdim ve piyano virtüözü olabilirdim ve belki de dünyanın en iyi piyano virtüözlerinden biriydim şim­di, diye düşündüm lokantada. Birinci olana rastladığımızda vazgeçmek zorundayız, diye düşündüm. Glenn'i, garip bir bi­çimde, çocukluğumun dağı olan Mönchsberg'de tanıdım. As­lında onu daha önce Mozarteum'da görmüştüm, ama Mönchsberg'deki bu karşılaşmadan önce onunla hiç konuşmamıştım, bu dağa intihar dağı da denir, çünkü her şeyden çok intihara el­verişlidir ve her hafta en az üç ya da dört kişi kendini oradan derinliklere atar. İntiharcılar dağın içindeki asansörle tepeye çı­karlar, birkaç adım atarlar ve kendilerini aşağıdaki kente doğru fırlatırlar. Caddenin üzerinde parçalananlar beni her zaman bü­yülemiştir, ben de (ayrıca Wertheimer de) çok sık Mönchsberg'e yürümüşümdür ya da asansörle çıkmışımdır kendimi oradan aşağıya atma niyetiyle, ama kendimi aşağıya atmadım (Wert­heimer de atmadı!). Ben birçok kez (Wertheimer de!) atlama durumuna geçtim, ama ben, aynı Wertheimer gibi atlamadım. Geri döndüm. Doğaldır ki, şimdiye kadar atlayanlardan daha çok kişi geri döndü, diye düşündüm. Glenn'e Mönchsberg'de Richterhöhe denilen yerde rastladım, Almanya en iyi oradan gö­zükür. Onunla konuşmuştum, ikimiz de Horowitz'ten ders alıyo­ruz, demiştim. Evet, diye cevaplamıştı. Aşağıya Alman düzlü­ğüne baktık ve Glenn hemen Füg Sanatını tartışmaya başladı. Çok zeki bir bilim adamıyla karşılaştım, diye düşünmüştüm. Rockefeller burslusu olduğunu söyledi. Ayrıca babası da zen­gin bir adammış. Deri, kürk, dedi, Avusturya taşrasından gelen sınıf arkadaşlarımızdan daha iyi Almanca konuşuyordu, iyi ki Salzburg burada ve dört kilometre ötede, aşağıdaki Almanya'da değil, Almanya'ya gitmezdim, dedi. İlk andan başlayarak bir düşünce dostluğu oluşmuştu. En ünlü piyano çalıcılarının bile sanatlarından haberleri yok, dedi. Zaten tüm sanat dallarında durum aynı, dedim, resim de öyle, yazarlık da öyle, dedim,