çalan zil hediyesiyle gelmiştir bilemezdin kapının nereye açılacağını
her şeyin özenle sahtesinin yapıldığı bir çağda tuz konuşur
üstelik her yerde konuşur, dilediği gibi delice, bilge ve sarhoş
döve döve nehirlerde kirli siyahlığı ve açık bir diz yarasından
sızlatarak, ince ince örer iyileşmeyi ışığıyla
dünya dillerine ait tüm "biliyorum" sözcüklerine
geride kalmış tüm harfleri öğütür sadece yangının boşluğunda
gözyaşlarından eriyerek dağılır kadın ver erkek yüzlerinden
güzelliğe doğru seyrelir insan derisinden her çabadan sonra
ihtiyaçlara aşk deniyor pazar pazar dolanıp alınacaklar sanki
düşük yapmış bir gebe gibi durmadan kanıyor uzun listelerde
bir de korkuyla çekilmiş perdeler şehrin bütün küçük evleri
bilmiyorlar sunağından içilen suyu dirilten gökyüzünü
bilmiyorlar elinden alınmış oyuncaklar tarafından bulunmayı
ve bilmiyorlar bilmediklerini, kanıyorlar paslı kelimelere
leylekler mi, martılar mı kumrular mı olduklarını
halbuki unutmak ziyan, hatırlamak eve dönüşün bahçesi
kayalara gizlenmiş tuz bizim gövdemizin bir uzağı
bir uzağı da sağaltmak her türlü kandan sonrasını
















