Cemil Yüksel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cemil Yüksel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2026 Salı

Tuz / Cemil YÜKSEL



bir an gelir denizin tuzu yarana değer, orada olman gerektir
çalan zil hediyesiyle gelmiştir bilemezdin kapının nereye açılacağını
her şeyin özenle sahtesinin yapıldığı bir çağda tuz konuşur 
üstelik her yerde konuşur, dilediği gibi delice, bilge ve sarhoş
döve döve nehirlerde kirli siyahlığı ve açık bir diz yarasından 
sızlatarak, ince ince örer iyileşmeyi ışığıyla
dünya dillerine ait tüm "biliyorum" sözcüklerine 
her sabah keskin kesikler atar üstelik
geride kalmış tüm harfleri öğütür sadece yangının boşluğunda
gözyaşlarından eriyerek dağılır kadın ver erkek yüzlerinden
güzelliğe doğru seyrelir insan derisinden her çabadan sonra

ihtiyaçlara aşk deniyor pazar pazar dolanıp alınacaklar sanki
eksiklik tüm önceliği hep cazgırlıkla alıyor varsa yoksa kendisi
düşük yapmış bir gebe gibi durmadan kanıyor uzun listelerde
bir de korkuyla çekilmiş perdeler şehrin bütün küçük evleri
bilmiyorlar sunağından içilen suyu dirilten gökyüzünü
bilmiyorlar elinden alınmış oyuncaklar tarafından bulunmayı
ve bilmiyorlar bilmediklerini,  kanıyorlar paslı kelimelere
leylekler mi, martılar mı kumrular mı olduklarını
bilse de bazıları unutuyor zamk gibi hemencecik
halbuki unutmak ziyan, hatırlamak eve dönüşün bahçesi

kayalara gizlenmiş tuz bizim gövdemizin bir uzağı
bir uzağı da sağaltmak her türlü kandan sonrasını
vakti geldiğinde iyileşmeye açılan deli yoncalar
bizim besinimizdir güneşin her yerde çalışarak sunduğu
biz de ondan aldıklarımızla sessizce onaylarız
her şeyin en başından bir döngüye koyulduğunu

29 Mayıs 2026 Cuma

İyileşti / Cemil YÜKSEL



durup engince bakılan denizler gibi tam karşımda

bir kez olsun biri nasılsın diye sormadı,

denizler her gün yanıt verirdi buna ben de yanıt verdim

izlemedi boşluğu bir kez olsun, oluşturduğu halkaları

bakarken bile düşünce dalgalarında unutuldu

 

biri kalkıp mavi gözlü bir sevgilim olsun demişti sadece

biri de bir kez olsun sonsuzca getirmedi dikkatini denizlere

aslı verilmemişti, bekledi sadece dikkati,

aç gözlülük mutlak bulur kendi besinini

 

kayba uğramak işte her şey kayboldu ölümün bahçesinde

bir kez olsun yitirilmedi başka evlerden sinmiş küflü alışkanlık

durmadan bir kaşıntı halinde dolandı deride üreyen arzu

korkudan kaçarken dahi tüm evleri ateşe veren kundakçı

kül etti her şeyi ve böylece atların ayakları kurtuldu yarışlardan

 

bir şarkı gibi sabah uyanmaları durmadan kendini hatırlattı

kırların göğsünde vakti geldiğinde gürleyen bahar yeşilliğini

tüm kapıların önünde dünyanın yeniden kurulduğu o yerden

gelişigüzel tüm kelimeleri bırakarak bir kez ve sadece biri...


üç kere dikkatle nasılsın diye sordu, kim ki? 

anladım iyileşmenin sabrını

kimse kullanmazken yara bandı, tentürdiyot ve yakınlığı

sade iyileşti.


25 Mayıs 2026 Pazartesi

Masal / Cemil Yüksel

seni o masalda tanrısız öpmüştüm
tutmuştum ellerini dağların oluşlarıyla
bazen dik hırçın, denize doğru serin ve arkadaş
yağmur da başlamıştı ansızın dudaklarımızdan
seni o masalda kahramansız sevmiştim

ilkin üzüntünün tüm askılarını kaldırmak için
 yüzünün çekmecelerinden
hüznün eğik köprüsünü ateşe verdim
gözlerinden aşağıya uzanan kalp ipini
bir atımla saldım en yukarılara
seni o masalda ejderhasız sevmiştim

susmak en güzel ülkemizdi güneşe karşı
öyle billur öyle açmış çiçekler gibi
 yaprakları yön bulan bir ışık koşucusu
duvarları birden aşan tüm korkularla
seni o masalda 
saçları kısa bir Rapunzel gibi sevmiştim

inanılması güç bir hatırlamakla dolu 
her türlü güzelliği masal soyundan
ters ve düz edilse dahi gittiği-gitmediği
 tüm yolu hatırlayan 
seni ekmeksiz bir Hansel gibi sevmiştim

sonları en başta yaşamak gibi bir şeydi
bir varmış bir yokmuş



21 Kasım 2025 Cuma

Duymak / Cemil YÜKSEL


 
                                           E' için.

hayır suçlamıyorum seni, dinlersen
bulacaksın sözcükten daha önce dile geleni
sessizliğin olgun bir tay gibi duran canlılığını
yukarılara çıkan suyun dağları nasıl kullandığını
ve aşkın sürekli nasıl oyunlar bulduğunu yeryüzüne

duymak ilahi bir durgunlukla inşa edilmiştir
boşluk ve belirsizlik tarafından hazırlanır
ağaçlar sarılı olduğumuz ıssızlığı hatırlatmak içindir
aslen unutmak bir duyma rahatsızlığıdır
kimi seslenmenin içine ekşi niyetler konur ve dünya
çiğ kokunun yayıldığı bir gürültü ile doldurulur, alışamam

dümdüz yükselen otların içinde sımsıcak
güneşin büyük boşluklarla doldurduğu bozkır
kalbimi serinletircesine keskin ve pür dikkat
gözlerim hiç alışmadı senin çıplaklığına
ova, vadi ve ormanlardan karışarak sularına 
fesleğen ve reyhandan öğrendim tüm gelgitlerin sesini

milyonlarca yağmurun kendini susması için
kaldım yüzünde ağlamadığın acıları toplayarak
tohumları saçılmış kurak bir kıskançlık tarlasında
kaybetmenin her adım başı diktiği korkuluklarla
sonsuz bir izleme için konmuş bir sandalyede
bir vakit kapıldım seslerin kurduğu sözlü dünyaya
kalbim nasıl olduysa kaldı ferah ve pür dikkat
ve tutuldu engin çarpıntısına yükselmenin

tuz ve su neyse denizler için
senin en sert görünüşün
sessizlikle dolu bir korku mimarı
bembeyaz kemikler gibi koruyor toprağın altını.


2 Ağustos 2025 Cumartesi

Tercih / Cemil YÜKSEL



bu dünyada en güzel ben terk ederim
sövgüyü, kıskançlığı ve kötü konuşmayı
bakıldıkça alınıp koyulurum dip kenarlara
görünmezlik taşının üstüne işlenir gibi

her sabah kirlerden temizlenmiş elleri olur
omzuna değmek için hazırlanan sevincin
güneşi sırtlamış gelmiş sanki konuşmasıyla

bu dünyada en güzel ben terk ederim
boş hayalleri, tekrarı ve ölçüsüz yakınlığı
varmak için onun ayak uçlarına
bazen yerlerde sürünerek bazen dimdik bir gövdeyle
onu hatırlarım, durmadan hatırlarım
dolaşırken her yönden ona gidildiğini

bu dünyada en güzel ben terk ederim
lakırdıları, oyunları ve boş evleri
puşt bir kelimenin sırtıma dikişlendiği bir kapıdan
upuzun bir nehrin dağınık çizgilerini aşarak
en ışıltılı yüzünden açılmaya doğru terk ederim
ne var ne yoksa kendim sanılan her şeyi

terk etmenin de bir 
dönüş olduğunu şiirden öğrendim
ilk ayrılıktan bu yana sarmaşıklar gibi uzaklaşan
kavuşmak bizzat ayaklarını hissettiğin yerde işte 
durmadan köklerinden bağırıyor karanlığın
uzaklaşmak buluşmadır güneşin çağırdığı

bu dünyada en güzel ben terk ederim
oyalanmayı, durulacak yerde durmamayı
harekete geçilecek yerde ise ataleti
dolanıp gelmenin her türlü hülyasını terk ettim. 
buradayım. çay sıcak ve ateş hala yanıyor.

Hediye / Cemil Yüksel

bu dünyada en güzel ben terk edilirim
sessizliğe, yalnızlığa ve akşam üstlerine
dosdoğru ve birden
boşluğun unutulmuş genişliğine fırlatılırım
yüzümde kağıtlardan sıyrılmış bularak her tanımı
kaldırılıp yerden bırakılırım ağırlığı yoklanmış taşlar gibi
ne denizde sektirmek için
ne de bulanık camları düşürmek uğruna
ayrıntıları eskimiş anılar gibi
çocuk sesleriyle dolu parklarda unutulurum
kimsenin duymadığı bir sessizliği çalışırım
sabahtan akşama dağıtırım bu hediyeyi

bu dünyaya en güzel ben terk edilirim
yeşile rüzgara kökleri dışarı taşana doğru
güneşin ve toprağın elinde açan bir tomurcuğun
geceye doğru taşan köklerinden
kapanmaya bir yer bulurum hep engin.

kıvrılan yastığından düşer boynun 
bulutun sessizliği gibi bir şey bu
duruşundan duyulur sesin usul usul
söyledikçe buluşturur tüm sesleri parmak uçların  

bu dünü binlerce kez yaşadım
yüzüme yerleşmiş binlerce gözle seni durmadan tanıdım
bu yeryüzüne işte ona ne güzel terk edildim, bilemezsin
olmaya mayalanan sütlerin tazeliğiyle.









20 Ağustos 2019 Salı

O Kendini Çağırınca / Cemil Yüksel



 — Cemil Yüksel ile birlikte.


sen her şeyi camdan seçiyorsun Nuri
elindeki kesiklerin hikayesi bu
sesini bulmuş bir diş gıcırtısı rüyanda
yukarıdan bırakılmış bir misket ne kadar kırılırsa
kendine doğru yuvarlanmak geçmek bilmiyor 

Nuri oluk oluk beyazlar seni seçiyor

23 Mayıs 2019 Perşembe

Düş Birliği / Cemil Yüksel

sen hep sürgüne doğru gitmemi isteyen ayaklarımı çağırdın
ellerime bakıp buldukların savaş yıkıntısı delik deşik bomboş
acıyı düşen bir çocuk gibi kucaklar kaldırırsın ey merhamet
kara lastiklerinde yolculukları biriktirmiş eski bir bisiklet Eskişehir'de
bağlı uzun zamandır yağmur pas ve beklemekten kovulmamış
o bisikleti hatırlamayı söz vermiştin her durduğunda
ne diye gelmiştik biz bunca yolu hangi nedenin kışıydı bu
numarası verilip sıralardan kovulmuş gibi yapayalnızdık
"görüyorsun gündüzler yaşamak, geceler pişman olmak için"

bahçeleri ne kısa sevdik çiçekleri hoplatan sevinçlerden korkarak
kıvrılan ne varsa kağıt kesiği hınçla trenlere zorla bindirilmiş
biliyoruz ki geçmiyor hemen gülün parlatan iğnesinden akan ısırık
kendini açmaya yol bulmuş dudakların bir tayı hazırlıyor toprağa
biliyoruz işte taşıdığını ellerin bile bile kök tutmaz bayrağını
"hayat öylece sızıp kaldığımız bir yatak" işte çıplak ve ütüsüz

uyandım seni bildim közleri üfler gibi dağınıklıklardan
parlak neşen vardı karanlığında katılmaya istekli gürültü
düş birliği tarafından yakalanmış fotoğraflara asılı
sırtından vurulmak için açılan çıplaklık düşen yaprak sessizliği
tam şuramıza doğru çıkıyorum mırıltılarla bu şarkı en sevdiğin
susamadım acıkmadım dediğinde de bildim gövdende kurulan hazırlığı
batıyor artık yutkundukça sevgisi pürüzlü bir ağaç gövdesi gibi

hatırla bir bağı dolduran nedir üzümleri ve ılıklığın huzuruyla
konuşur su süt ve beyaz dökülür üstüne kullanarak ağzını

ağzın diyorum en ilkel mağarası konuştuklarının
iniltilerini taşıyor fısıltılarla sözcüklerin arasından
farkındasın.






30 Kasım 2017 Perşembe

Birisi Var / Cemil Yüksel

gözlerini yeniden bulmuş gibiyiz içimizde
daha yaşını yeni almış bir çocuk gibi
ayağa kalkmayı deneyerek güç alan
ve durmakla öğrenmiş yürümekteki sevinci
ışığını yeniden bulmuş gibi hareketlerin
incecik duruyor eriyen bir mumum etrafında

acıyı buluyoruz koyu derinliği nice yarada 
ütülere yapışan etleri ayırırcasına kemiğe kadar
uzun bir iyileşmeyle üfler bilgisini ruhumuza 
ve sonra beklemediğin bir anda getirir
iki çocuk karşılaştığında parlayan güneşi

bazı şeyler, o şeylerin içinde her şeydir 
haldir, kelimesi bulunmamıştır daha 
bir şair bunu dener, durmadan yeni bir örgü
kelime ve anlamı ilmekleyerek iki ters bir düz
şaşırmanın gözlerini yeniden bulmak için içimizde

O gözlerle göründüğünde tanırız
apaçık, parlak ve naif şimdiyi
yumuşak bir beyazlığa dolarız annelerden
doğmak gibi yayılır bir sütün ılıklığı.

gözlerden açılmaya konmuş çiçekler gibiyiz
en uzun denizlere ve ufka bakmaya doğru
karşılarız kendimizi tam burada olmaya. 

14 Nisan 2016 Perşembe

8 / Cemil Yüksel


bunların hepsini sen planladın değil mi?

bu yağmuru yağdırıp, bulutları çizdin koyu koyu
aramıza bir soğukluğu aldın koydun çok hızlıca
tek dokunuşla bira şişesinin kendini kırması gibi
bir yanıt ararken, tesadüf zihnin kaplıca suları
karşılıyor dünyaya çıktığı kaynağı.
sağanakta şemsiye altında üç kişi 
ıslanmak sadece bir kişi için imkansız

bazen sıtmalar tutar gibi olunur
bazen bazı duvar diplerini ısıtan küçük bir ilgidir
tramvaylarda birbirini özenle dinleyen
olgun çocuklar gibi
alıp yerleştirdin hemen ön koltuğa
giyinip çıkmış gibi kendine doğru yakınlığı
gözlerinden, kalbinden, dudaklarından çıkardın
kapkara ve kırmızı öpücüklerle iç yüzünü

bunların hepsini sen planladın değil mi?

bahar uzanmış gibi kollarından
sulara vapurlar gibi Kadıköy Karaköy arası
upuzun sekiz saat ıslanmış sessizlikten.
bölüp başlamak ortasından geceyi
küçülen bir hayal gibi tadıyoruz 
iki kulağın duymak için eğildiği dikkati.

kelimeleri dışarıda bırakan kabul
neşe katarak büyütüyor çiçeklerini

inanmıyorum buna, sen planladın değil mi?

7 Şubat 2016 Pazar

Bir Rüzgar Bir Dalga / Cemil Yüksel

kalınabilir, yarısı sulara gömülü gövdesiyle
bir deniz kıyısında, yarı ıslak yarı kuru bir canlı gibi.

bilmek istedikçe, dipleri eşeleyen huzursuzluk ve
her imdat daha bir aşağıya çeken

suları izle, sular gibi hatırla bırakmayı
bir rüzgar bir dalga ansızın gelip alacağı tutar.

20 Ocak 2016 Çarşamba

Nilüfer / Cemil Yüksel

anlayış bulduğun güzel çiçek.

çamurlar içinde yüksel
ışığa ve kuvvete 
rengarenk buluştur bizi
hem derinde hem sığda
köklendir bizi...


21 Ağustos 2015 Cuma

Bir / Cemil Yüksel

görünmez seslerdir başlar yaban
sessizlik dolar avuç içi ağırlığıyla
saçların ayrılık bağı üzümlerle bir
başakları sarartan güneşin bakışı
güneş görür, güneş gözle bir

yanmakla uzar o keskin kokusu sarının
yanmak azaltır aşkın acıyı
siyah duman leke cayır cayır hepsi bir

cehennem kayar bir yumurta gibi içinden
kim gelir oturursa üstüne sıcak

derviş hırkası gibi üstünde serinlik
yayılır etrafa gül ve diken
konuşması bir.

19 Mayıs 2015 Salı

Belimin Altına Güzelleme / Cemil Yüksel


birileri merak ediyordur
 –ettikleri muhakkak- diye söylüyorum
belimin altında ne var
çiğdem çiçeği yumrulu mavi otsu
ilkbahar ve sonbahar da açar
kekik ve çürümüş et kokusu
uzay mimarisi yer çekimsiz bir dünya var

belimin altında
korkunun tutkuyla ağzıma dilini daldırması var
her türlü kibrin yargılamanın çaresizliği
belimin azcık daha altında
duvarlara astığınız resimler, boş bakışlar
köprü üstünde kaptığınız atlara binememeniz var
daha da merak ediyorsanız
ibneler, çirkin orospular, baldırlı travestiler
üç beş kadın da var ayrı ayrı hepsi yatakta
sonra hepsinin aynı yatakta olması var
dünyanın tüm kadınları ne büyük yatak
-içlenme sesi-

incinmişliğin kır çiçekleriyle ezilmiş yüzün var
güzel kardeşim belimin azcık biraz daha altında
yalanlar, senin yılanların, söz vermeyi kusmuşluğun
senin çaresizliğin var
denize girmiş çocukların sevinci var ahanda
sudan çıkmak istemeyen çocukla
yıkanmak istemeyen çocuğun aynı isteği var

hırlayan köpek yüzleri, sokağın tam ortası da var
lambalardan güneş yapma imdadı
kahkahanın alay küpü, otoyol var vızır vızır
sikindirik bisikletler, kırılmış birkaç bira şişesi var
güzel alkoller en tadında
bir kadında başka kadınları öpmek var

ah biliyordumlar, bilmez miyimler, bilmiştimler var
hissediyorumlar enerjimler gelmiştiler
santral işte bunlar belimin az biraz daha altında

belimin altında ne var biliyor musun
ah be güzel kardeşim
az biraz daha altında s*k var.









29 Aralık 2014 Pazartesi

An / Cemil Yüksel


ey sevgimin genişleyen damarı
kanı ve suları taşıyan rahat gövde
yeşili maviyi gün boyu gezdirip
kırmızı ve siyahı karşılayan dönüş
parlak yıldız, canlılığın besleyici varlığı
ellerim ve içimde nasılsa bulurum
çiçeklerin rüzgarla bulduğu neşeyi
sıcaklığını bulmuş kayalardan akan suyu,
bulurum hülyası açık bırakılan pencerelerde
kedilerin el hareketlerinden ördüğü sığınağı
kuşların uçuşlarına dolanarak aktarılan döngü
küçük balıkların akıntıdaki hep birdenliğini
yolcuları yolları uzun solukları
tozun ağzı ağırlaştıran kurumayı
bulurum nicedir gözlerimin içlerinde
birike birike kendine renkler ışıyan sevinci
alırım her türlü bakışında ağaçların
gökten beslenerek doyurulma ululuğunu

ey anın mekanında huşu bulmuş görüntüm
kulpu kırık kapıları zorlanarak açılmış kenar çığlıkları
sana basit ve zoru inatla gösterenden değilsin
kelimeleri bulup çıkarmayı huy edinmiş aklın değilsin
bulunmaz sadece maddeyi bağıran işaretler
uzun bir sessizliği kaplamış üstünde ne varsa
duymamış mıdır ağzı açılarak büyüyen yanardağ

üfleyecek büyük yangına
bir gün tüm "benim" ve "seninleri"....


23 Aralık 2014 Salı

Kuş / Cemil Yüksel


sana baktım. bulutları durmadan kırpılan bir gök gibi
kızıla siyaha uzamamaya kaçan her şeyle hep böyle
her kılıç kınını keser önce ilk yarayı orda tanır
ben bahçe diyorum derlenmiş toplanmış her yeşile
kenar köşe demeden harcadım uzamış ellerimi
sana baktım. devrilmiş buldular, öyle sandılar
insanın kulağı kısık, görmesi yumru
her sözcüğün ağzı küçültülmüş çocukluktan
ne güzel ilgisi var durmadan o sıcacık öpücüklerin
sana baktım adınla, büyük bir sessizlik duyuldu
bırakılmaya konduğu söyleyecekler
konmuş, gür, alışık sesinde bir kuşa baktım

5 Kasım 2014 Çarşamba

Bay A / Cemil Yüksel


bay a da beslenirdi bir kurşun
yuvarlak ve kenarlı konuşur
sözcükle ateşlenir ve rujla köklenir açılırdı
her gün bir kaç cinayet mahaldi
parlardı sızıntı halinde bir musluktan
kalbinde bay a nın bir kurşun
öfkeyle bulurdu evlerin ta içini  
cam kırılır gökler gibi sevinçlenirdi
yaşadığını duyardı her türlü gürültüde
bardaklar elinden gözyaşları gibi kayardı
bir kez ıslak bir şefkate basarak doğrulamamıştı

bay a da beslenirdi bir kurşun
beslenir geçerdi sadece
ilgisini verir ne zaman bir kadın görse
bay a kadınlarla dolu yoksullukla boşalırdı
suçları dinmez bir sıtma tutardı
bir sıçrama tahtası gövdesi pirelerle dolu
akan her şeye doğru bay a yorulurdu
bir kurşun beslerdi kalbinde bay a
bir kurşun minik ağzıyla
kan yayardı dünyanın günterine


bay a kurşun asker, kurşun kalemdi.
bitmeyen kemirgeni eksik hayvanın.
ölü kuşlar gibi kaldırıldıkça düşerdi 
yine de beslerdi o tek atımı bay a.