28 Temmuz 2017 Cuma

Sana senden yakın hiçbir şey yoktur / İmam Gazali


Hulâsa, sana senden yakın hiçbir şey yoktur. Kendini bilmezsen, başkasını nasıl bilirsin? Kendimi biliyorum, tanıyorum diyorsan yanılıyorsun! Zira böyle bilmek, Hakkı tanımanın anahtarı olamaz. Hayvanlar da kendilerinden bu kadar bilir. Sen kendinden başın, yüzün, elin, ayağın, etin ve derinden fazla bir şey bilmiyorsun. Bâtından ise bildiğin, acıktığın zaman yemen, kızdığın zaman bir kimseye saldırman, şehvetin galebe çaldığı zaman hanımına yaklaşmandan fazla bir şey değildir. Bu hususlarda, bütün hayvanlar seninle aynıdır. O hâlde senin, hakikatini araman lâzımdır. Sen nesin, nereden gelmişsin, nereye gideceksin, bu dünyaya ne yapmak için geldin, seni niçin yarattılar, saadetin nedir, nededir; şakiliğin [şaki: bedbaht], ziyanın nedir, nededir? Senin bâtınında toplanan sıfatların bir kısmı umum hayvanlara, bir kısmı yırtıcı hayvanlara, bir kısmı şeytanlara ve bir kısmı da meleklere mahsus sıfatlardır. Sen bunlardan hangisindensin? Cevherinin hakikati hangisidir? Hangileri ariyettir [tekrar alınmak üzere sana verilmiştir?]. Bunu bilmezsen, saadetini arayamazsın. Çünkü, her birinin gıdası ayrı, saadeti başkadır.

İmam Gazali / Hâl

"Uyurken düşlerinin karşı çıkılmaz bir gerçekliği olduğunu görmüyor musun? Uyandığında ise onların gerçekte ne olduklarını, yani hiçbir dayanağı olmayan fanteziler olduklarını fark ediyorsun. O halde, uyanıkken, duyuların ve akıldan türeyen bir varoluşun güvenilir olduğuna seni kim ikna edebilir? İçinde bulunduğun durumda bunlar gerçekmiş gibi görünebilir, ama uyandığın durumda olduğu gibi, şimdiki varoluş durumun da, başka bir varoluş durumuna geçildiğinde, gerçekliğini yitirebilir. Öyle ki, bu yeni bölgede aklın yargılarının fantezilerden ibaret olduğunu fark edebilirsin. Bu olan aklı durum belki de Sufiler’in hal dedikleri şeydir; yani, onlara göre kendilerinde özümsedikleri ve duygu algılarını ve düşünce biçimlerini askıya aldıklarında görebildikleri bir hal. Belki ölüm de, peygambere göre bu durumdur, çünkü o şöyle demiştir: “İnsanlar uykudadır, öldüğünde uyanır.” Şimdiki yaşamımız bu gelecektekine göre belki de yalnızca bir düştür ve insan, bir kez öldü mü, şimdi gözünün önünde olan şeyleri tümüyle farklı bir şekilde görecek ve Kuran’daki şu sözleri anlayacaktır: “Bugün gözlerinizden örtüyü kaldırdık ve görüşünüz açıktır.”

25 Temmuz 2017 Salı

Rezonans / Pierre Franckh


Rezonans Nedir?
Resonantia= Akis.
Rezonans= Eko, yankı, titreşim.

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde oldu­ğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterli olacaktır. Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler,içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. 

Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareketi ile titreş­mek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekans-
taki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur. Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titre­şime geçmesi bize ne yarar sağlar?

Burada,  Rezonans Kanununun temel kurallarından ikincisi devreye giriyor: Benzerler birbirini çekerler.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Acının Başkenti / Paul Eluard


Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğimi,
Bir raks  bir dinginlik çemberi
Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli,
Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan
Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni.

Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü,
Rüzgârın sazları, kokulu gülücükler
Işık dünyasını saran kanatlar,
Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler,
Gürültü avcıları ve renk kaynakları.

Tanların kuluçka yatağından doğan kokular
Yıldızların samanı üzerinde yatan
Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı
Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine
Ve akar bütün kanım bakışlarında senin.
Çeviri : Özdemir İNCE