Ruhumu görmez misin, durur yoğun, yakın
sessizliğe bürünmüş, önünde tam
Olgunlaşmaz mı bakışında Mayıs duam,
bir ağaçta olgunlaşırcasına
Sen nice ki düş görürsün, düşüm ben sana.
Nice ki sen uyanırsın, ben isteminim;
ve hakanıyım bütün görkemlerin
ve yıldız sessizliğince büyümekteyim
taa üstünde eşsiz zaman kentinin.
Sessizliğim ben iki ses arasındaki,
İşçileriz biz: çırak, kalfa, usta, her çalışan;
kurarız seni, ulu katedral, beraber.
Ağırbaşlı bir yolcu gelir bazan
geçer parıltı gibi ruhlarımızdan,
gösterir bize titreyerek yeni bir hüner.
Seni anlamak isterim bense
yerin seni anladığınca;
ben olgunlaştıkça
olgunlaşır
ülkense.
Senden gösteriler dilemem
kanıtlaman için kendini.
Bilirim ki hem
bir tutmak olmaz seni
zamanla.
Sen bütün nesnelerin en derin özüsün,
varlığının gizini suskuyla saklayan;
ve her birine başka türlü görünürsün:
karaya gemi gibi, gemiyeyse liman.
artık bütün evler açıktır her gelene
ve her yerde bir özveri geniş alabildiğine
belirler aramızdaki davranışları.
Ve Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ve Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Nisan 2020 Çarşamba
Saatler Kitabından / R. M. Rilke
23 Nisan 2019 Salı
Çılgın Hüzünlü / Turgut Uyar
çünkü yaşamak gibi bir şeydi yaptığı
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliğini otluyordu o zaman
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliğini otluyordu o zaman
her sabah denize çıkar, bir elma yerdi
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın
ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
büyük kentleri düşünse de rahatlasa
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
çünkü bakışları yazda geçmiş bir geceyi andırıyor
yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
çılgın ya da hüzünlü
yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
çılgın ya da hüzünlü
şimdi dolaşıp duruyor aramızda
kıpkırmızı bir duygu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü
kıpkırmızı bir duygu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü
biraz dağ yollarını öğrenmesi gerek sanırım
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü
kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık.
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık.
16 Nisan 2019 Salı
Dikkatin Gelişimi / Red Hawk
Her avare esintiye kapılırız,
hayatlarımız daimi bir dikkat dağınıklığıdır
tam önümüzde duran şeyi bile görmemizi engelleyen,
bakışlarımız hep yarındadır, öyle ki
bugünün güzelliğini kaçırırız.
Ama birkaç kişi vardır ki bilirler,
ilahi'nin kapısına giden yol
bir şimdiye-Dikkat geliştirmekten geçer
tam karşımda duranın
ne olduğunu görebilme hünerinden.
Harvardlı doğabilimci Louis Agassiz'e
sordular bir defasında, yaz tatilinde
ne yaptınız diye.
Çok uzaklara seyahat ettim
dedi. Ona sordular, ne kadar uzağa
Ta yarısına
kadar gittim
arka bahçemin, diye yanıt verdi.
(Red Hawk. Wreckage, 154)
18 Ocak 2019 Cuma
Büyük Gece / Rainer Maria Rilke
Kaç kez hayretle baktım sana,
başlangıcı düne ait
bir
pencereden,
öylece durdum ve hayretle baktım.
Yeni kent, benim için
yasak kent gibiydi
henüz, ve inatçı
manzara kararmaktaydı;
sanki
ben,
hiç yoktum . En yakınımdaki nesneler
bile çabalamıyordu
anlaşılır
olmak uğruna. Yol, sokak lambasını itip geçiyordu,
yabancıydı. Sonra
ötede-bir oda, hissedilebilen ve lambanın ışığıyla
aydınlanmış-,
ramak kalmıştı katılmama,
anlayıp kapattılar pencereleri.
Durdum. Bir çocuk ağladı ardından. Biliyordum güçlerinin
nelere
yettiğini
çepeçevre evlerdeki bütün
annelerin-, ama bütün
o
ağlamaların nasıl
teselli bulmaz dertlerden
doğduğunu da biliyordum.
Şarkı söylemekteydi bir ses,
beklentilerin de bir
nebze
ötesine
sarkarak, ya da
aşağılarda bir ihtiyar koyuveriyordu sitem dolu
öksürüklerini, acımayı bilen
bir dünyanın karşısında haklı olan,
kendi bedeniymişçesine. Sonra
bir saat vurdu-, geç kaldım
saymakta,
yanımdan yuvarlanıp gitti.-
Tıpkı bir yabancı oğlan
çocuğu gibi, hani sokakta
topu
değil,
ama
kendisi yakalanan, başkalarının
birbirleriyle onca oynadıklarından
hiçbirini oynamasına izin
verilmeyen bir çocuğun durup
başka yere
-nereye?- bakması gibi, durdum, ve ansızın,
anladım ki, sendin
benimle oynayan, ey
yetişkin gece,
ve o
zaman hayretle baktım
sana. Kulelerin öfkelendikleri,
kadere dönüşmüş bir kentin
beni kuşattığı, sır vermez dağların
meydan okudukları ve
yakın çevrede, duygularımın
o rastlantılara
bağlı kıvılcımlarını açgözlü
bir yabanlığın küIlendirdiği
yerde :-
evet, ey büyük gece,
bir ayıp değildi senin
için beni tanıman.
Soluğun
üstümden geçti. Engin
ciddiyetlere yayılmış gülümsemen
ise, benliğime işledi.
TESLİM olmak istiyorum.
Yayıl yayılabildiğin kadar
Sen değil misin
bir çobanın yüzünü, bitip
tükenmeyen
hanedanların taşındığı kraliçe
rahimlerinde, soyluluğun
ve gelecekteki cesaretlerin
taçlı başlara kazandırabildikleri
ifadelerden daha görkemli
kılan? Kalyonların sessiz
oymalarını taşıyan şaşkın
tahtalar, dilsiz bir inatla
açılmakta
direndikleri deniz evreninin
yüz çizgilerini alabildikten
sonra, o zaman
neden,
evet neden, ey acımasız
gece, hissetmeyi bilen,
isteyen
biri, kendini açan
biri, sonunda neden
benzemesin sana?
(Geceye Yazılan Şiirler)
5 Temmuz 2017 Çarşamba
Acının Başkenti / Paul Eluard
Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğimi, Bir raks bir dinginlik çemberi Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli, Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni. Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü, Rüzgârın sazları, kokulu gülücükler Işık dünyasını saran kanatlar, Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler, Gürültü avcıları ve renk kaynakları. Tanların kuluçka yatağından doğan kokular Yıldızların samanı üzerinde yatan Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine Ve akar bütün kanım bakışlarında senin.Çeviri : Özdemir İNCE
26 Eylül 2016 Pazartesi
Şiir / Rıdvan Sözener
İyi
insanlar her zaman yenilmiştir.
Annesini
görünce bir bebek
nasıl
bırakırsa elindekileri. Gösterir bunu biraz.
Biraz
da bir kuşun düşmesi uçup dururken
bir
adamın bunu farketmesi...
Güzel
insanlar her yerde yenilmiştir.
Gençkızların
kırlardaki durumu anlatır bunu biraz.
Biraz
da evdeki çiçeklerle dertleşen kadınlar...
Yenilmek
iyidir
Her
defasında daha güzel yenilmek arzusuyla.
Yenilmek
güzeldir
Her defasında daha iyi
yenilmek umuduyla.
Dergah Dergisi / Sayı 131
30 Mayıs 2016 Pazartesi
Gidilmeyen Yol / Robert Frost
Sarı
bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
İkisinden
birden gidemediğim ve yoldaki
Tek yolcu
olduğum için üzgün, uzun uzun
Baktım
görene kadar birinci yolun
Otlar
çalılar arasında kıvrıldığı yeri;
Sonra
öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
Ve belki
çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
Gidilmeye
daha çok hakkı vardı; oysa
Ordan
gelip geçenler iki yolu da
Eş ölçüde
aşındırmıştı hemen hemen,
Ve o
sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
Hiçbir
adımın karartmadığı yaprakların içinde,
Ah,
başka bir güne sakladım yolların ilkini!
Ama bilerek
her yolun yeni bir yol getirdiğini,
Merak
ettim, başa dönecek miyim diye.
İç geçirerek
anlatacağım bunu ben,
Nice
yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
Bir
ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben-
Ben
gittim daha az geçilmişinden,
Ve bütün
farkı yaratan bu oldu işte.
Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar
14 Nisan 2016 Perşembe
8 / Cemil Yüksel
bunların hepsini sen
planladın değil mi?
bu yağmuru yağdırıp,
bulutları çizdin koyu koyu
aramıza bir soğukluğu aldın koydun çok hızlıca
tek dokunuşla bira
şişesinin kendini kırması gibi
bir yanıt ararken,
tesadüf zihnin kaplıca suları
karşılıyor dünyaya çıktığı kaynağı.
karşılıyor dünyaya çıktığı kaynağı.
sağanakta şemsiye altında üç
kişi
ıslanmak sadece bir
kişi için imkansız
bazen sıtmalar tutar
gibi olunur
bazen bazı duvar
diplerini ısıtan küçük bir ilgidir
tramvaylarda birbirini
özenle dinleyen
olgun çocuklar gibi
alıp yerleştirdin
hemen ön koltuğa
giyinip çıkmış gibi
kendine doğru yakınlığı
gözlerinden,
kalbinden, dudaklarından çıkardın
kapkara ve kırmızı
öpücüklerle iç yüzünü
bunların hepsini sen
planladın değil mi?
bahar uzanmış gibi kollarından
sulara
vapurlar gibi Kadıköy Karaköy arası
upuzun sekiz saat
ıslanmış sessizlikten.
bölüp
başlamak ortasından geceyi
küçülen bir hayal gibi tadıyoruz
iki kulağın duymak için eğildiği dikkati.
iki kulağın duymak için eğildiği dikkati.
kelimeleri dışarıda bırakan kabul
neşe katarak büyütüyor çiçeklerini
inanmıyorum buna, sen
planladın değil mi?
7 Şubat 2016 Pazar
Bir Rüzgar Bir Dalga / Cemil Yüksel
kalınabilir, yarısı sulara
gömülü gövdesiyle
bir deniz kıyısında, yarı ıslak yarı kuru bir canlı gibi.
bir deniz kıyısında, yarı ıslak yarı kuru bir canlı gibi.
bilmek istedikçe, dipleri eşeleyen huzursuzluk ve
30 Aralık 2015 Çarşamba
Can Yücel / Sevgi Duvarı
Sen
miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Dürüstlük / Red Hawk
köpekten
ötesine bakma.
Köpek
iyi görünmeyi hiç takmaz
Ama
Kraliçe’nin annesinin bacağına sarılacaktır
şayet
canı isterse. Köpek
senin
ne halt düşündüğünü umursamaz
Papa’nın
huzurunda taşaklarını yalar
eğer
canı böyle yapmak istiyorsa.
Köpek
hiçbir gücün, zenginliğin
şöhretin
karşısında ayağa kalkmaz.
İmparator’un
kıçını ısırır eğer
yemeğine
el uzatırsa; köpek
bacağını
kaldırır, Başbakan’nın limuzininin
akyanaklı
lastiğine ya da sıçıverir
Dalai
Lama’nın seccadesine
çünkü
o bir köpektir ve köpekler
böyle
yapar ve
özdeki
bozulmamış gizli bir parçada
köpeklerin
bu dürüstlüğüne hayran oluruz, çünkü
kendimizde
bulunmadığını görürüz ve
biliriz,
böyle bir dürüstlüğün
bu
dünyada korkunç bir bedelle geldiğini.
19 Mayıs 2015 Salı
Belimin Altına Güzelleme / Cemil Yüksel
birileri
merak ediyordur
–ettikleri muhakkak- diye söylüyorum
belimin
altında ne var
çiğdem
çiçeği yumrulu mavi
otsu
ilkbahar
ve sonbahar da açar
kekik
ve çürümüş et kokusu
uzay
mimarisi yer çekimsiz bir dünya var
belimin
altında
korkunun
tutkuyla ağzıma dilini daldırması var
her
türlü kibrin yargılamanın çaresizliği
belimin
azcık daha altında
duvarlara
astığınız resimler, boş bakışlar
köprü
üstünde kaptığınız atlara binememeniz var
daha
da merak ediyorsanız
ibneler,
çirkin orospular, baldırlı travestiler
üç
beş kadın da var ayrı ayrı hepsi yatakta
sonra
hepsinin aynı yatakta olması var
dünyanın
tüm kadınları ne büyük yatak
-içlenme
sesi-
incinmişliğin
kır çiçekleriyle ezilmiş yüzün var
güzel
kardeşim belimin azcık biraz daha altında
yalanlar,
senin yılanların, söz vermeyi kusmuşluğun
senin
çaresizliğin var
denize
girmiş çocukların sevinci var ahanda
sudan
çıkmak istemeyen çocukla
yıkanmak
istemeyen çocuğun aynı isteği var
hırlayan
köpek yüzleri, sokağın tam ortası da var
lambalardan
güneş yapma imdadı
kahkahanın
alay küpü, otoyol var vızır vızır
sikindirik
bisikletler, kırılmış birkaç bira şişesi var
güzel
alkoller en tadında
bir
kadında başka kadınları öpmek var
ah
biliyordumlar, bilmez miyimler, bilmiştimler var
hissediyorumlar
enerjimler gelmiştiler
santral
işte bunlar belimin az biraz daha altında
belimin
altında ne var biliyor musun
ah
be güzel kardeşim
az
biraz daha altında s*k var.
10 Ocak 2015 Cumartesi
Aşk Değil Bu / Cemil Yüksel
yok hayır aşk değil bu
bir bulutun diğer bulutla karşılaşması
beyazlığın değmesi hürlüğün dolaşması
sarılması gibi pabuca kadifenin
sıcaklığın ve temizliğin uzaması bu
hayır hayır aşk değil bu, adını boşver
suların boyuna aşağılara doğru görmesi
buluşmayı azdıran bir sevinçle
kanması çağıltıyla, müziğin
yol üstündeki yeşili canlandırması
mavinin üstüne boşalması gökyüzüyle
sesinin ayarlarını durmadan değiştiren
miden değil sadece, gırla boğazına çıkmış
bir salınım heyecandan iteklenen
aşk değil bu kimsenin yeteri yok buna
dönüp bakmak gibi durmadan ilginin
yönelerek mutlak bir an kurması
boşluktan sarmaş dolaş göğüs kafesi
güvercinler gibi şişiyor her kelimede
hayır aşk değil bu
evet aşk değil bu
aşk değil bu
aşk değil
aşk.
Not: Gökyüzündeki iki bulutun birbirine değip ve karışmasının
anlık tanıklığından çıkmıştır bu şiir
9 Ocak 2015 Cuma
Seviyorum Seni / Cemil Yüksel
ağzında taşkınlığa varan sular
sözcükleri az az çıkarmış dilinden
tutkuya ağır koşan ayak bileklerinle
geldiğin oluyor her türlü hazırlığa
kararmış incir gibi seviyorum seni
pazarlarda bağrılan utancın yayık sesi
gözlerine değen onlarca rengin
bir araya gelince yoğun ve yayılan
açılınca övüyorsun her türlü kırmızılığı
mis gibi kokan kavun gibi seviyorum seni
güneş lekesi benleri toplayan sarıdan
avcuna yerleşmiş tam bir uygunluk
dönüp durdukça karşılaştığımız yol kenarında,
kamyon kamyon devriliyorsun her türlü mutluluğa
dişleri çağıran kırmızı elma gibi seviyorum seni
bir buluşu çağıran sezgiyle, birdenbire
ağaç toprak su ve kökleri bütüne doğru buluşturan
tohuma doğru ilerledikçe bulan boynunla
uzanarak süzülüyorsun her türlü öpücüğe
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













