5 Şubat 2019 Salı

Kaplanı Uyandırmak / Ann Frederick, Peter A. Levine


Eylemlerin sonuca ulaştırılarak tamamlanmaları gerekir. Başlangıç noktaları ne olursa olsun sonu güzel olacaktır. Bir eylem ancak tamamlanamadığında değersiz sayılır.
Jean Genet, "Hırsızın Günlüğü"

Nerede olursak olalım, arkamızdan koşan gölge kesinlikle dört-ayaklıdır.
Clarissa Pinkola Estes'in "Kurtlarla Koşan Kadınlar" adlı kitabından
alıntı.

.. . zihnimiz hala en karanlık Afrikasına ve henüz haritası bile çizilmemiş Borneo ve Amazon havzalarına sahip. Aldous Huxley

Kan dolaşımının sesini kulaklarımızda duyduğumuz gibi, dünyaya dair gördükleri son şey bir panterin gözleri olan milyonlarca maymunun gece yarısı çığlıklarının izlerini de sinir sistemimizde taşırız. Paul Shephard

Birbirini tamamlayan üç sistemden oluşan beynimiz sık sık üçü bir arada beyin olarak adlandırılır.
Bu üç bölüm yaygın olarak bilinen adlarıyla sürüngen beyni (içgüdüsel beyin), memeli beyni ya da limbik beyin (duygusal beyin) ve insan beyni ya da neokorteks beyin (mantıksal beyin) olarak sıralanabilir.

Doğa donma tepkisini iyiliğimiz için icat etmiş. Öncelikle bu hayatta kalmak için bir son-çare stratejisi olarak hizmet eder. Bunu ölü numarası yapmak olarak düşünürseniz daha iyi anlayabilirsiniz.

Tıpkı bir ateş böceğinin ateşe çekildiği gibi biz de bilmeden tekrar tekrar travma tuzağından bizi kurtarma olasılığı bulunan durumlar yaratabiliyoruz ama doğru araç gereç ve kaynaklara sahip olmadığımızdan birçoğumuz başarısız oluyoruz. Ne yazık ki sonuçta birçoğumuz korku ve anksiyete yüzünden kalbura dönüyor ve asla kendimizi bu dünyada tam olarak evimizde hissedemiyor, kendi kendimizle rahat olamıyoruz.

Neyse ki, travma semptomlarını yaratan aynı yoğun enerjiler olması gerektiği gibi devreye sokulup harekete geçirildiklerinde, travmayı dönüştürüp bizi iyileşmenin, hakimiyetin ve bilgeliğin yeni irtifalarına taşıyabiliyorlar. Çözülen travma, bizi doğal dünyanın medcezirine, armonisine, sevgisine ve şefkatine geri döndüren harika bir armağandır.

Korkularımızdan ve semptomlarımızdan özgürleşmek için yapmamız gereken şey derin fizyolojik kaynaklarımızı uyandırarak bunları bilinçli bir şekilde kullanmaktır. İçgüdüsel tepkilerimizin rotasını, olana karşı tepkisel hareket eden yapıdan (reaktif) olası tehlikelere karşı önlem alan bir yapıya (proaktif) doğru değiştirme gücüne sahip olduğumuza dair bilgisizliğimizi sürdürürsek, hareketsizliğe mahkum, acıya hapsolmuş olarak yaşamaya devam ederiz.

Pencereyi açık zannederek uçarak dışarı çıkmak isteyen bir kuş pencereye tosladığında afallamış ve hatta ölmüş gibi görünür. Kuşun pencereye çakılışını gören bir çocuk ise yaralı hayvandan uzak durmakta zorlanır. Meraktan ya da ilgi duyduğundan veya yardım etmek arzusuyla kuşu eline almak isteyebilir. Çocuğun ellerinin sıcaklığı kuşun normal fonksiyonlarına geri dönmesini kolaylaştırır. Kuşun titremeye başlaması ise yeniden çevresine yönelmeye başladığının işaretidir. Dengesine kavuşmak için hafifçe sendeleyebilir ve sonra çevresine bakar. Eğer titreme ve yeniden yönelme sürecini geçebilmesine engel olacak kadar fiziksel hasar görmemişse, söz konusu hareketsizlik etabının içinden geçerek sanki hiç travmatize olmamış gibi uçmaya devam eder. Söz konusu titreme engellendiğinde hayvanlar ciddi sıkıntı yaşayabilirler. Eğer biraz önceki örneğimizdeki çocuk, hayat belirtileri gösterdiği sırada kuşu okşamaya başlasaydı, yeniden yönelme süreci hasar görebilir ve böylece kuş şok sürecine geri dönmek zorunda kalabilirdi. Boşalma sürecinin tekrar tekrar engellendiği durumlarda, takip eden süreçlerin her birinin süresi uzar. Bunun sonucunda kuş korkudan ölebilir - bunun nedeni kendi çaresizliği altında ezilmiş olmasıdır.

Biz insanlar donma tepkisi nedeniyle sıkışıp kalan enerjinin boşalmamasından dolayı nadiren ölsek de, bu olgu bizim ciddi ıstırap çekmemize neden olur. Travma geçiren bir gazi, bir tecavüz kurbanı, suistimale uğramış bir çocuk, örnekteki antilop ve kuş hepsi de kendilerini aşan yoğun baskı hissettiren ezici durumlarla karşı karşıya kalmış oluyorlar. Kendilerini "savaş ya da kaç" seçimlerinden birine yöneltmeyi beceremediklerinde ise donuyor ya da yıkılıyorlar. Bu enerjiyi boşaltabilenler ise kendilerini toparlayabiliyorlar. Biz insanlar hayvanların her zaman yaptığını yaparak donma tepkisini aşmaktansa, gittikçe artan dizi dizi yıpratıcı semptomla ifade edilen geriye dönük bir sarmala gireriz.

Travmanın içinden geçmek için ihtiyaç duyduğumuz şey ise, sükun güven ve çocuğun ellerinin nazik sıcaklığında kuşa sunulan korumaya benzer bir korumadır. Doğadan olduğu kadar arkadaşlarımızdan ve akrabalarımızdan da destek almaya ihtiyaç duyarız. Bu destek ve bağ sayesinde bizi tamamlanmaya, bütün olmaya ve en nihayet huzura götüren doğal sürece güvenmeye ve onu onurlandırmaya başlayabiliriz.

Geçmişte yaşanmış olayları değiştirmemizin mümkün olmadığını ve bunları değiştirmemize gerek de olmadığını anlamamız gerekiyor. Yaşanmış travmaya ait semptomlar ilgili enerji örnekleri ve kaybedilmiş derslerdir. Şimdiki zamanda var olmayı öğrendiğimizde, geçmiş sorun olmaktan çıkar, içinde bulunulan her an yeni ve yaratıcıdır. Yapmamız gereken tek şey şimdiki zamanda var olan semptomlarımızı iyileştirmek ve ilerlemeye devam etmek. İyileştiren bir an, ileriye ve geriye doğru dalga dalga yayılır ve yeniden sağlığımıza kavuşuruz.


Bunun sonucunda da çoğumuz doğal, içgüdüsel benliklerimizden ayrı düşüyoruz özellikle de hayvan olmayı aşağılamak yerine gururla taşıyan yanımızdan kopuyoruz. Kendimizi nasıl görürsek görelim, en temel anlamda biz kelimenin tam anlamıyla insan hayvanlarız. Bugün karşı karşıya kaldığımız temel mücadeleler kendiliğinden nispeten hızlı gelişmiş olmakla birlikte, sinir sistemlerimiz böyle bir değişiklik konusunda çok daha ağır kalmakta. Doğal benlikleriyle daha yakın temas içinde olan insanların travma söz konusu olduğunda başlarına gelenle daha iyi baş etmeleri tesadüf değildir. Bu ilkel içgüdüsel benliğe ait kaynaklara kolayca ulaşamayan kişiler bedenleriyle ruhlarını birbirine yabancılaştırırlar. Çoğumuz kendimizi havyan olarak görmez ya da deneyimlemeyiz. Ama içgüdülerimiz ve doğal tepkilerimiz aracılığıyla yaşamadığımızda tam olarak insan da olamayız. Ne hayvan ne de tam olarak insan olabildiğimiz bir arafta var olmak bir dizi problemle karşı karşıya kalmamıza neden olur, bunlardan biri de travmaya müsait oluşumuz yani travmadan kolay etkilenmemizdir.

Medusa mitinde anlatıldığı üzere, dosdoğru bu tanrıçanın gözlerinin içine bakan, aniden taş kesilir. Travma konusunda da durum budur. Eğer travmayla bodoslamadan karşı karşıya gelmeye girişirsek, o ana kadar bize yaptığını yapmayı sürdürür - bizi korkunun içinde dondurarak hareketsiz kılmaya devam eder. Perseus, Medusa'yı ele geçirmeye gitmeden önce Athena tarafından bu Gorgon'un gözünün içine bakmaması gerektiği konusunda uyarılır. Tanrıça'nın bu gücünü dikkate alan Perseus, kalkanını kullanarak Medusa'nın görüntüsünü ona geri yansıtır ve nihayet başını kesmeyi başarır.
İşte bunun gibi travmanın hakkından gelmek için gereken çözüm onunla doğrudan karşı karşıya kalmakta değil, içgüdüsel tepkilerimize akseden yansıması üzerinde çalışmaktadır. Travma insanı o kadar çok kilitler ki, travmatize olmuş kişiler takıntılı bir şekilde travmaya odaklanmaktan kendilerini alamazlar. Böyle olduğunda ne yazık ki yenik düştükleri durum onları tekrar tekrar mağlup etmeye devam eder. Bedensel duyumsamalarımız travmayı nerede yaşadığımızı yansıtan ve bizi içgüdüsel kaynaklarımıza götürmek üzere hizmet veren birer rehber olabilirler. Bu kaynaklar bize yırtıcı hayvanlardan ve diğer saldırgan düşmanlardan korunma gücü veriyor. Hepimiz bu içgüdüsel kaynaklara sahibiz. Bu kaynaklarımıza ulaşmayı öğrendikten sonra artık travmalarımızı yansıtıp iyileştirmek için kendi kalkanlarımızı yaratabiliriz.

Rüyalarda, efsanevi öykülerde ve kadim anlatılarda, insan bedeninin ve onun içgüdüsel yapısının evrensel sembollerinden biri de attır. İlginç olan bir şey de, Medusa öldürüldüğünde bedeninden iki şeyin meydana gelmesi ve bunlardan birinin kanatlı at Pegasus diğerinin ise altın kılıçlı savaşçı Chrysaor olmasıdır. Daha uygun bir metafor bulunamazdı. Mitolojik kahramanların nihai savunma silahı olan kılıç mutlak gerçeği sembolize eder. Netlik ve zafer ifadesidir; olağan dışı zorlukların üstesinden gelindiğini ve nihai çözüme ulaşıldığını, her şeye çare bulacak kaynaklara sahip olunduğunu anlatır. At ise içgüdüsel topraklanmayı temsil ederken kanatlar hareket, yükselme ve toprağa bağlı varlığın üzerine çıkarak ilerleme imgesi oluşturur. At içgüdüleri ve bedeni temsil ettiğine göre, kanatlı atın da vücut bulma aracılığıyla meydana gelen dönüşümü ifade ettiğini söyleyebiliriz. Hem kanatlı at, hem de altın kılıç, travmatize olmuş kişilerin kendi Medusalarını yenme süreçlerinde keşfettikleri kaynakları gayet güzel anlatan birer semboldür.

2 yorum:

  1. Farklı görüş ve düşünceler anlatım tarzları ufkumu açıyor.Kitabı not aldım

    YanıtlaSil