27 Nisan 2013 Cumartesi

İdris'le Konuşma / Edip Cansever


-İdris, sen ne yapıyorsun kuşların yanında
-İdris’le konuşuyorum

Kuşları okuyorum içimde, ağacın kuşlarını
Yeni pişmiş çilek reçeli gibi kaynayan
Dalların üzerinde
Gemilere dadanan kuşları okuyorum bir de
Göklerde bir başına dolaşan
Görkemle
Büyük denizlerdeki yalnız kuşları
Ve okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları
Okuyorum da
Kuş olsun, insan olsun
Yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı
İşte
Suları fiyakayla göğüsleyen yelkovan kuşları
Geçiyorlar martıların peşi sıra
Ve küçük bir evin üst katı martı
Duvarlarından sümbüller akan
Sanki çok öpüşmelik kuşlar bunlar, çok sevişmelik
Ve seninle biz iyi ki
Sevmelerin ustasıyız, güzel şaşkınlıkların
Önce yüreklerimizi alıştırmışız buna, sonra kafalarımızı
Ki bu yüzden içimiz hiçbir zaman yoksul değil
Yoksul olmadı.

Bak
Bu kalın kalın ellerimi soruyordun, bu çürük çürük bakan gözleri­mi
Dokunuyor ellerim gördüğün gibi
Anlıyor dokunduğunu benden önce
Emiyor suyu gözlerimse
Emziriyor güneşi
Ve uçsuz bucaksız bir maviliği yaratıyor onlar
Her gün
Yaratacaklar elbette
Ve sözgelimi ben
Üstünde gökyüzünün
Kum taşıyan mavnalar gibiyim
Kimi zaman kavuniçi, kimi zaman Osmanlı yeşili
Sabahtan akşama seyrederim
Ve derim ki biz
Çok değerli bir yüzük taşının halkasında sıralanmışız
Ana sütü gibi bir aydınlık içinde
Yani şu yeryüzünü bir uçtan bir uca kuşatmışız
Dik tutarak gövdemizi
Umutla
Bazen de yıkılarak kendiliğimizden ya da bir kurşunla
Ve bu hızlı akışa yaşayıp ölmek deriz.

Yaşayıp ölmek, deriz, ne denir daha başka
Denir, çok şeyler denir, biliyorum
Geçecektir hayatımıza mutlaka
Çok inandığımız bir şeyin çocukluğu
Sonra gençliği, sonra oturmuşluğu
Sonra hayat hayat gibi olacaktır.

Bakma sen, kuşlar bir uçumluktur ne de olsa
Denizler bir fırtınalık görkemli
Bizse kendimizi insan olarak
Bir tohum gibi dikmişiz sonsuzluğa.

Görsel: Paulo Troilo

24 Nisan 2013 Çarşamba

George Bernard Shaw / Osho



Gerçekten, yönetme arzusu karmaşadan kaynaklanır; insanlığın lideri olma arzusu kafanın karışık olmasından kaynaklanır. Başkalarını idare etmeye başladığında kendi keşmekeşini unutursun - bu bir çeşit kaçış, bir hiledir. Sen hastasın, ama eğer birisi hastaysa ve sen o insanın tedavisiyle meşgul olursan, kendi hastalığını unutursun.
George Bernard Shaw doktorunu arar ve “Çok kötüyüm, kalbimin yenik düşeceğini hissediyorum. Hemen gel!” der.
Doktor koşarak gelir. Ter içinde üç kat merdiven tırmanmak zorunda kalır, içeri girer ve hiçbir şey söylemeden bir koltuğa yığılır ve gözlerini kapatır. Bernard Shaw yatağından fırlar ve “Ne oldu?” diye sorar.
“Hiçbir şey söyleme. Galiba ölüyorum. Kalp krizi” der doktor.
Bernard Shaw ona yardım etmeye başlar; bir fincan çay, bir aspirin getirir; elinden geleni yapar. Doktor yarım saat içinde kendine gelir. “Şimdi gitmem lazım, bana ücretimi ver” der.
“Bu gerçekten inanılmaz. Senin bana para vermen lazım! Yarım saattir senin için koşuşturuyorum ve sen benim neyim olduğunu bile sormadın” der Shaw.
“Seni iyileştirdim. Bu bir tedavidir ve sen bana para ödemek zorundasın” der doktor.
Başka birisinin hastalığıyla meşgul olduğunda kendi hasta­lığını unutursun; bu yüzden bir sürü lider, bir sürü guru, bir sürü efendi var. Sana bir meşguliyet sağlıyor. Başka insanlarla meşgul oluyorsan, insanlara hizmet ediyorsan, başkalarına yardım eden bir sosyal hizmet görevlisiysen kendi karmaşanı, kendi telaşını unutacaksın - çok meşgulsün.
Psikiyatrlar asla delirmez - buna karşı bağışık oldukların­dan değil, başka insanların deliliğini tedavi etmekle o kadar meşguldürler ki kendileri de delirebileceklerini tamamen unuturlar.
Sayısız sosyal hizmet görevlisi, lider, politikacı ve guru tanıdım; sırf başkalarıyla ilgilendikleri için sağlıklı kalıyorlar.
Fakat başkalarını yönettiğinde, başkalarına hükmettiğinde, kendi karışıklığın yüzünden onların hayatında da karmaşa yaratacaksın. Bu senin için bir tedavi olabilir, senin için iyi bir kaçış olabilir, ama hastalığın yayılmasına neden olur.
Görsel:Gilbert Garcin

19 Nisan 2013 Cuma

Durum Belirteci / Cemil Yüksel



öfken insanoğlu
uzakdoğu’dan ısmarlanmış kılıçlar gibi kesiyor
elmaları kırmızı elmaları düş kurmaları
bir yer buluyor mezbaha, kütükler, askılar
cam gibi yerle bir gürültüler
korkular eline ne geçirirse
anlamaları boğuyor sevmesiz küçük sularda
ey korku, meraklısın, cennete, cehenneme de
hata, bir bahanedir, bakmaksızın kaçmalara
öyle buyrulmuş tanrı oyunları
hazırsın, kesmeye güzelliğin ellerini
ve koparıp atmaya birden her türlü yakınlığı
tam önüne hırlayan bir açlığın
                                                                                      
parçalanmadaki haz ne güzel hatırlatıyor
yoksunluğu, böyle iniyor sana güzellikler işte
diş geçirmeyle, acı duymayla, kanla
bunlarsız nasıl hissedemiyorsun söyle
bunlarsız duyamıyorsun bahçeyi
yenmek ve yenilmek beceriksizlerin acısı
binlerce köpeği sal barınaklarından
yitir o uğultuyla havlamasını egonun
binlerce ağacı bırak artık çevrelemekten
zabit, kâtip, cümle yer göstericiden
dilenmekten koy ver her türlü ilgiyi

dünya, evler, insan, önce boşlukla dolar
eşyalar, hepsi bir bir görmezden gelmek için

seni seviyorum insanoğlu
öfken salıncaktan düşmüş kardeşimdir.


 Resim:Paulo Troilo

18 Nisan 2013 Perşembe

Margaret / Richard Brautigan


Bu sabah kapı vuruldu. Kapıya vurma şeklinden kim olduğunu anladım, köprüden gelişini de duymuştum.
Gıcırdayan tek tahtaya bastı. Her zaman ona basar. Bir türlü anlayamıyorum. Neden hep aynı tahtaya basıp durduğu üzerine epeyce düşündüm, nasıl oluyor da hiç ıskalamıyor, ve işte şimdi kapımın önünde duruyor, kapıyı çalıyor.
Kapıyı çaldığı gerçeğini kabullenmedim çünkü umurumda değildi. Onu görmek istemiyordum. Ne demeye orada olduğunu biliyordum ve umurumda değildi.
Sonunda kapıyı çalmayı kesti ve köprüden geri döndü ve tabi ki aynı tahtaya bastı: yıllar önce yapılmış, çivileri düzgün çakılmamış ve tamiri imkansız tahtaya. O gidince, tahta sessizleşti.
Ben o tahtaya basmadan köprüden yüzlerce kez geçebilirim ama Margaret her zaman o tahtaya basar.

14 Nisan 2013 Pazar

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar / Kim Ki Duk


artık iyileştiğine göre,

buradan gidebilirsin.


Hayır Usta! Gidemez!


Sahiplenme tutkun uyandı yalnızca.
Ve bu da öldürme isteğini uyandırır.
...........
(Gazete Haberi) ERKEK, 30 YAŞINDA
KARISINI ÖLDÜRDÜKTEN SONRA KAÇTI

Kocaman olmuşsun!

İçeri gel!

Eee? Mutlu bir hayat yaşadın mı
bugüne kadar?

Yaşadıklarınla ilgili ilginç
bir şeyler anlat.

Erkeklerin dünyası sana
acı vermeye başladı, değil mi?

Beni rahat bırak Usta.
Acı çektiğimi görmüyor musunuz?

Acı çekmene sebep olan ne?

Tek günahım sevmekti.
Bunun haricinde hiç bir şey istemedim.

Yani?

Başka bir adamla kaçtı.

Ah, şu mesele.

Başka ne olabilir ki?
Yalnızca beni sevdiğini söylemişti.

- Ya sonra?

- Buna daha fazla katlanamadım.

Erkeklerin dünyasının nasıl
olduğunu daha önceden bilmiyor muydun?

Bazen hoşlandığımız şeyleri
oluruna bırakmamız gerekir.

Sen ne beğenirsen
diğerleri de onu beğenir.

Peki ama bunu nasıl yapabilir?
Orospu!

- Bu senin için çok mu dayanılmaz?
- Evet!

Usta!

Usta!

Aptal çocuk!

Başkasını çok kolay öldürmene rağmen,
kendi canına kolay kıyamazsın.

Bu insanların hepsinin adını kazı buraya.
Her birini kazırken,
kalbinden öfkeyi çıkar at.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Beddua / Cemil Yüksel


kırk gün kırk geceyle
kırıl umutsuzluk,
kırıl be güzelliklerden.

kırkında yaşlanmaz bir adamla
görgüsü şaşmış her saniye
ağza dayanmış öpüşme tadında.
dolanacak her şey kollarına türlü türlü.
lanet ve öfke içinde,
denizden kurtarılmış sular
gövdende açacak tüm kileri
ah ilacı, iç onu dikkatle
iz süren her aşk
düşecek üstüne
çok değil...

birazcık iç pekmezleri, yetmez mi’leri
azcık yenmiş her şeyi biraz daha
eğ kıvır ey sevinç
yetmez sesin ulaşmaya
dur orada ince köprülerde
uçuş sırası yok
kanatlarına alıştır
uçmadan
çırp çırp.

belim kuşlar için en güzel yuva.

Görsel:Paulo Troilo