21 Haziran 2026 Pazar

Rimalar / Gustavo Adolfo Bécquer



IV
Söylemeyin tükendiğini hazinenizin,
ağızda söz kalmadığını, sustuğunu lirinizin;
ozanların soyu tükenebilir belki; ama
şiir hiç susmayacak.

 

Işık dalgaları öpücüklerle
yanıp nabız gibi attığı sürece,
güneş paramparça olmuş bulutları
ateşe ve altına bürüdüğü sürece,
hava burcu burcu kokularla dolup
uyumlu ezgiler taşıdığı sürece,
dünyaya ilkbahar geldiği sürece,
şiir hiç susmayacak!

Ulaşamadığı sürece

bilim yaşamın kaynağına,
ölçülemez bir boşluk kaldığı sürece
denizde ya da gökte,
insanlık durmadan ilerleyip
ama ne yana, bilmediği sürece,
insanın çözemediği bir giz olduğu sürece,
şiir hiç susmayacak!

Gönüllere vurduğu sürece gülümsemeler,

dudaklar kıpırdamadan,
ağladığı sürece insan
ağıtla gözü dolukmadan,
savaşıp durduğu sürece
yürekle kafa,
umutlar ve anılar olduğu sürece
şiir hiç susmayacak!

 Kendine bakan gözleri yansıtan

gözler varolduğu sürece,
iç çeken dudakları yanıtladığı sürece
iç geçiren dudaklar,
yoldan çıkmış şaşkın iki gönül
bir öpücükte duygudaş olduğu sürece,
var olduğu sürece güzel bir kadın,
şiir hiç susmayacak!

9 Haziran 2026 Salı

Tuz / Cemil YÜKSEL



her şeyin özenle sahtesinin yapıldığı bir çağda tuz konuşur 
üstelik her yerde konuşur, dilediği gibi delice, bilge ve sarhoş
döve döve su kenarlarında kirli siyahlığı ve açık bir diz yarasından 
sızlatarak, ince ince örer iyileşmeyi ışığıyla
dünya dillerine ait tüm "biliyorum" sözcüklerine 
her sabah keskin kesikler atar üstelik
geride kalmış tüm harfleri öğütür sadece yangının boşluğunda
gözyaşlarından eriyerek dağılır kadın ver erkek yüzlerinden
güzelliğe doğru seyrelir insan derisinden her çabadan sonra

ihtiyaçlara aşk deniyor pazar pazar dolanıp alınacaklar sanki
eksiklik tüm önceliği hep cazgırlıkla alıyor varsa yoksa kendisi
düşük yapmış bir gebe gibi durmadan kanıyor uzun listelerde
bir de korkuyla çekilmiş perdeler şehrin bütün küçük evleri
bilmiyorlar sunağından içilen suyu dirilten gökyüzünü
bilmiyorlar elinden alınmış oyuncaklar tarafından bulunmayı
ve bilmiyorlar bilmediklerini,  kanıyorlar paslı kelimelere
leylekler mi, martılar mı kumrular mı olduklarını
bilse de bazıları unutuyor zamk gibi hemencecik
halbuki unutmak ziyan, hatırlamak eve dönüşün bahçesi

kayalara gizlenmiş tuz bizim gövdemizin bir uzağı
bir uzağı da sağaltmak her türlü kandan sonrasını
vakti geldiğinde iyileşmeye açılan deli yoncalar
bizim besinimizdir güneşin her yerde çalışarak sunduğu
biz de ondan aldıklarımızla sessizce onaylarız
her şeyin en başından bir döngüye koyulduğunu