14 Temmuz 2026 Salı

Yıkıcılar Geldiler / Metin Altıok


Ve evin yüzü burkuldu
Bir kıpırtı vardı şakaklarında.
Yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
Kiremitleri topladılar birer birer.
Tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
Ellerinde keserler.

Anımsar mısın denize karşı oturmuştuk.
İkimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
Susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
İki sevgili vardı yan masada;
Umurlarında bile değildi deniz,
Alınları birbirine değecekti az daha.

Yıkıcılar geldiler,
Çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
Kör gözleri ve açılmış ağzıyla
Kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
Sıra balyozlardaydı artık,
Çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

Benim göğüs kafesimde bir iskete,
İskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
Sıçrayıp duruyordu ordan oraya,
Duyuyordum kıpırtısını içimde.
Bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
Oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsız göğünle.

Yıkıcılar geldiler;
Düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin,
Göründü bazı odaları ve iç duvarları.
Aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
Bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
Eski bir yaşantıyı simgeleyen

Çıkıp yürümüştük kıyı boyu
Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
Oysa sen yürümeyi sevmezsin.
Nasıl da değişmişti görünüşü
Yıllardır görmediğimiz kentin
Yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

Yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
Yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
İş araçlarında artık,
Bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
Ve temizleyecekler kazılan yerlerde
Bizden kalan balçığı.

10 Temmuz 2026 Cuma

Soluk Soluğa / Ahmet Telli

ı.

Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
ama atıldı yine de yeni serüvenlere
Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı

Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
- ki onlar daima birer yalnızdırlar
Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
gitmişti o kentten anımsamıyor artık
Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
korkular geçiren o kız nerdedir şimdi
Sensiz olursam yaşayarnam diyen
o liseli kız hangi kentte kaldı
ve o sarışın
o afeti devran bekler mi hala
atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

üşüten bir acıydı belki her ayrılık
her yolculuk yangınların başladığı yereydi
ama vakti olmadı hesabını tutmaya
aşkların, ayrılıkların ve anıların

istese de kalamazdı vakti gelince
geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
yürek burkulması ve hüzün ve keder
aralıksız doldururdu günlerin bohçasını
Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
içinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
Ay bile soğuktur o zaman
bir buz parçasıdır
Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

Biraz da serüvendi yaşamak
belki yatkındı büyük yolculuklara
ki serüvenler daima büyük aşklar
ve büyük yolculuklarla başlar

Anıları, aşkları ve bir kenti
bırakıp gidebilirdi apansız
Apansız başlardı yolculuklar
hangi saatinde olursa olsun günün
ve hep kar yağardı nedense
durmadan kar yağardı yol boyunca
ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
kent görünmez olunca arkada

Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
kavaklarsa oynak bir çingene kızı
her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
güneşin batışını görmek ölümdür biraz
ölümdür biraz hep aynı yatakta
aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
Kitapları hep aynı raflara sıralamak
aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
soluk soluğa yaşamalı insan
her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
ve cehenneme dönse de bütün bir ömür,
mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
okyanus dalgalarının sesleriyle dal bu ömre
ölüme ve aşka durmadan kement atan
serüvenlerle geçsin yaşamak

Buz tutmuş bir dünya ortasında
yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
önünde dağlar, uçurumlar
ve günlerce süren okyanus fırtınaları
sarsılan gök, yarılan toprak
çelik uğultularla burgaçlanırken
yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
ve her nasılsa keklik sekişli
bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
ne kalmışsa bir önceki serüvenden

Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
pervasız bir acemi, bir çılgın
soyu tükenen bir bilgeydi belki

............

 

 

 


2 Temmuz 2026 Perşembe

Bütün Ölümler / Hermann Hesse



BÜTÜN ÖLÜMLER

Öldüm bütün ölümlerle ben şimdiye dek,
Yeniden isterim ölmek bütün ölümleri,
Ağacın ölümünü ölmek tahta tahta,
Taş taş dağın ölümünü,
Toprak ölümünü kumun.
Çıtırdayan yaz otlarının ölümünü yaprak yaprak
Ve kanlı ve zavallı ölümünü insanoğlunun.

Yeniden doğmak isterim bir çiçek biçiminde,
Yeniden ağaç olmak, çayır olmak,
Balık ve karaca olmak, kuş ve kelebek.
Özlem verir bana bütün biçimler
Son acıların özlemini verir,
İnsan acılarının özlemini verir,

Titreyerek gerilmiş yay,
Özlemin çılgın yumruğu ey,
Ey hayat ey bir gün olur da
Birleştirmeye kalkışırsan kutuplarını
Yeniden beni uzun uzun
Sürersin ölümden doğuma,
Acı dolu yollarına yaratmanın,
Yaratmanın eşsiz yollarına.

Hermann  HESSE

Çeviri  : Zeria Karadeniz

21 Haziran 2026 Pazar

Rimalar / Gustavo Adolfo Bécquer



IV
Söylemeyin tükendiğini hazinenizin,
ağızda söz kalmadığını, sustuğunu lirinizin;
ozanların soyu tükenebilir belki; ama
şiir hiç susmayacak.

 

Işık dalgaları öpücüklerle
yanıp nabız gibi attığı sürece,
güneş paramparça olmuş bulutları
ateşe ve altına bürüdüğü sürece,
hava burcu burcu kokularla dolup
uyumlu ezgiler taşıdığı sürece,
dünyaya ilkbahar geldiği sürece,
şiir hiç susmayacak!

Ulaşamadığı sürece

bilim yaşamın kaynağına,
ölçülemez bir boşluk kaldığı sürece
denizde ya da gökte,
insanlık durmadan ilerleyip
ama ne yana, bilmediği sürece,
insanın çözemediği bir giz olduğu sürece,
şiir hiç susmayacak!

Gönüllere vurduğu sürece gülümsemeler,

dudaklar kıpırdamadan,
ağladığı sürece insan
ağıtla gözü dolukmadan,
savaşıp durduğu sürece
yürekle kafa,
umutlar ve anılar olduğu sürece
şiir hiç susmayacak!

 Kendine bakan gözleri yansıtan

gözler varolduğu sürece,
iç çeken dudakları yanıtladığı sürece
iç geçiren dudaklar,
yoldan çıkmış şaşkın iki gönül
bir öpücükte duygudaş olduğu sürece,
var olduğu sürece güzel bir kadın,
şiir hiç susmayacak!

9 Haziran 2026 Salı

Tuz / Cemil YÜKSEL



her şeyin özenle sahtesinin yapıldığı bir çağda tuz konuşur 
üstelik her yerde konuşur, dilediği gibi delice, bilge ve sarhoş
döve döve su kenarlarında kirli siyahlığı ve açık bir diz yarasından 
sızlatarak, ince ince örer iyileşmeyi ışığıyla
dünya dillerine ait tüm "biliyorum" sözcüklerine 
her sabah keskin kesikler atar üstelik
geride kalmış tüm harfleri öğütür sadece yangının boşluğunda
gözyaşlarından eriyerek dağılır kadın ver erkek yüzlerinden
güzelliğe doğru seyrelir insan derisinden her çabadan sonra

ihtiyaçlara aşk deniyor pazar pazar dolanıp alınacaklar sanki
eksiklik tüm önceliği hep cazgırlıkla alıyor varsa yoksa kendisi
düşük yapmış bir gebe gibi durmadan kanıyor uzun listelerde
bir de korkuyla çekilmiş perdeler şehrin bütün küçük evleri
bilmiyorlar sunağından içilen suyu dirilten gökyüzünü
bilmiyorlar elinden alınmış oyuncaklar tarafından bulunmayı
ve bilmiyorlar bilmediklerini,  kanıyorlar paslı kelimelere
leylekler mi, martılar mı kumrular mı olduklarını
bilse de bazıları unutuyor zamk gibi hemencecik
halbuki unutmak ziyan, hatırlamak eve dönüşün bahçesi

kayalara gizlenmiş tuz bizim gövdemizin bir uzağı
bir uzağı da sağaltmak her türlü kandan sonrasını
vakti geldiğinde iyileşmeye açılan deli yoncalar
bizim besinimizdir güneşin her yerde çalışarak sunduğu
biz de ondan aldıklarımızla sessizce onaylarız
her şeyin en başından bir döngüye koyulduğunu

29 Mayıs 2026 Cuma

İyileşti / Cemil YÜKSEL



durup engince bakılan denizler gibi tam karşımda

bir kez olsun biri nasılsın diye sormadı,

denizler her gün yanıt verirdi buna ben de yanıt verdim

izlemedi boşluğu bir kez olsun, oluşturduğu halkaları

bakarken bile düşünce dalgalarında unutuldu

 

biri kalkıp mavi gözlü bir sevgilim olsun demişti sadece

biri de bir kez olsun sonsuzca getirmedi dikkatini denizlere

aslı verilmemişti, bekledi sadece dikkati,

aç gözlülük mutlak bulur kendi besinini

 

kayba uğramak işte her şey kayboldu ölümün bahçesinde

bir kez olsun yitirilmedi başka evlerden sinmiş küflü alışkanlık

durmadan bir kaşıntı halinde dolandı deride üreyen arzu

korkudan kaçarken dahi tüm evleri ateşe veren kundakçı

kül etti her şeyi ve böylece atların ayakları kurtuldu yarışlardan

 

bir şarkı gibi sabah uyanmaları durmadan kendini hatırlattı

kırların göğsünde vakti geldiğinde gürleyen bahar yeşilliğini

tüm kapıların önünde dünyanın yeniden kurulduğu o yerden

gelişigüzel tüm kelimeleri bırakarak bir kez ve sadece biri...


üç kere dikkatle nasılsın diye sordu, kim ki? 

anladım iyileşmenin sabrını

kimse kullanmazken yara bandı, tentürdiyot ve yakınlığı

sade iyileşti.


25 Mayıs 2026 Pazartesi

Masal / Cemil Yüksel

seni o masalda tanrısız öpmüştüm
tutmuştum ellerini dağların oluşlarıyla
bazen dik hırçın, denize doğru serin ve arkadaş
yağmur da başlamıştı ansızın dudaklarımızdan
seni o masalda kahramansız sevmiştim

ilkin üzüntünün tüm askılarını kaldırmak için
 yüzünün çekmecelerinden
hüznün eğik köprüsünü ateşe verdim
gözlerinden aşağıya uzanan kalp ipini
bir atımla saldım en yukarılara
seni o masalda ejderhasız sevmiştim

susmak en güzel ülkemizdi güneşe karşı
öyle billur öyle açmış çiçekler gibi
 yaprakları yön bulan bir ışık koşucusu
duvarları birden aşan tüm korkularla
seni o masalda 
saçları kısa bir Rapunzel gibi sevmiştim

inanılması güç bir hatırlamakla dolu 
her türlü güzelliği masal soyundan
ters ve düz edilse dahi gittiği-gitmediği
 tüm yolu hatırlayan 
seni ekmeksiz bir Hansel gibi sevmiştim

sonları en başta yaşamak gibi bir şeydi
bir varmış bir yokmuş