16 Eylül 2026 Çarşamba

Karanlık Orman / Cemil YÜKSEL


birçok kez geldim/getirildim belki de
uzun süre yoklukla dolmuş ışıksızlığına kara bir ormanın
her nesne-tavır gururlu bir grilikle örtülü bakılmamaktan
kimin bakışından uzak kalmış bu huzursuz kollar-bacaklar
izlemek önce ürperti veriyor hiç girilmemiş bir ev gibi
çamurlu bir ağdası var her türlü itirazın içi balçık
sözcükler taşınan bir yüke dönüşüyor hiçbir yere gitmeyen
buna ancak rüya denebilir diyor bazıları 
bütün köprüler ve sonrası yerle bir
yaşamak saatlere bakılarak gösteriliyor 
gördüm/gösterildi belki de örümceğin örgün şeması
iplikler halinde el kol hareketleri-baş eğmelerin arkasında 
kimse görmüyor aslında kendine ihanetin çıkışı
örümceklerin iplerle ördüğü kapıda
 
bilseler o an doğmuş bir şey vardı aramızda 
sürüler halinde dalgalar çiziyor kargalar kapkara
izledim bu döngüyü / izlemeye konuldum belki de
insan karanlık ormana elbet düşer eğimli bir bıçağın
birden gövdeden kopardığı bir baş gibi
düştüm / düşürüldüm belki de kendi ışığımdan
boynumda yokluğuyla dizginlenmiş bir atın çöl koşusu

uyandım/ uyandırıldın belki de ve unuttun hangisi rüya
hepsine durmadan kalmadan uğra, uğra dedim
kaçmadan önce kalmalı hatanın köksüz çiçeklerinde
vahşi- ölümcül- karanlık yarasından içerek çıkabilir larva olarak
çürümeyi işleyen bir mantar gövdesinden
duyar / duyurulur belki de hiç duymamışların kulakları
bir sırtlanın kahkaha sesi ve ölüm dişlerini
denge için kurulmuş sahte bir masalda
masal düşer, düşürülür belki de.

kara göründü. 
kara göründükara göründü.