26 Ağustos 2010 Perşembe

Michael Haneke


Avusturyalı yönetmenin sinemaya girişi de sıradışı olmuştu zaten. 1974'ten beri TV senaryoları yazmakta olan Haneke, sinemaya ve yönetmenliğe ilk kez 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde de izlediğimiz "Duygusal Buzlaşma" üçlemesinin ilk filmi "Der Siebente Kontinent / Yedinci Kıta"yla 1989'da başladı. Filmi gerçek bir öyküye, orta sınıftan Viyanalı bir ailenin intiharına dayanıyordu. Üçleme 1992 yapımı "Benny's Video / Benny'nin Videosu" ve Haneke'nin iki yıl sonra çektiği "71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls / Bir Şans Kronolojisinin 71 Parçası" ile tamamlandı. Bunlar, tutkudan tamamen yoksun filmlerdi. İnsanlar, hiç kastetmedikleri özürleri monoton bir şekilde mırıldanıyorlardı : sözde karısına "seni seviyorum" diyen erkek aslında bira bardağına bakıyordu ve bir baba bir kızı öldürmüş olan oğlunu, sanki sıradan bir kabahat işlemiş gibi azarlıyordu. Ama Haneke ısrarla iyimser olduğunu söylüyordu. "Kötümser olanlar, eğlencelik filmleri yapanlar" diyordu. "İyimser kişi, insanları sarsıp kayıtsızlıktan kurtarmaya çalışır."