18 Kasım 2011 Cuma

Kadının Ruhsal Yapısı / Karen Horney


Sözünü etmek istediğim yeni bakış açısı, Georg Simmel’in yazdığı bazı denemelerden, felsefe aracılığıyla aklıma geldi. Simmel’in burada parmak bastığı ve çok uzun zamandan beri birçok açıdan ayrıntılı bir biçimde özellikle de kadınların yanını tutarak işlenmiş olan nokta şudur: Bütün kültürümüz, bir erkek kültürüdür. Devlet, yasalar, ahlâk, din ve bilim hep erkeklerin yaratısı olmuştur. Simmel bütün bu olgulardan başka yazarların yaptığı gibi, kadınların aşağılık olduğu sonucunu çıkartmaz tersine her şeyden önce erkek kültürü kavramına önemli bir genişlik ve derinlik kazandırır. “Genelde sanatın gerekleri, yurtseverlik. ahlâk; özelde toplumsal düşünceler; kılgısal yargılarda doğruluk kuramsal bilgilerde nesnellik; yaşam enerjisi ve derinliği — biçim ve hak olarak sanki tüm insanlığa aitmiş gibi görünen bütün bu sınıflandırmalar, aslında tarihsel görünüş açısından tepeden tırnağa erildir. Mutlak düşünceler olarak bakılan bu şeyleri tek bir sözcükle, “nesnene tanımladığımızı düşünürsek, o zaman soyumuzun tarihinde nesnel eril denkleminin geçerli olduğunu görebiliriz.”
Burada Simmel, “Cinsiyet farklılıklarından doğan, yansız olmayan,tersine temelde kendiliğinden eril olan" kadın ve erkek doğası değerleri hakkında, insanların kestirimlerde bulunmasına yol açan belirli ölçütlerin, tarihsel olguların tanınmasındaki güçlüğün nedeni olduğunu düşünür... İçine cinsiyet sorununun girmediği bütünüyle “insana özgü” bir kültürün varlığına inanmıyoruz, çünkü bir dilde aynı sözcüğün her iki kavram içinde kullanılmasına yol açan “insan” kavramıyla “erkek” kavramının (deyim yerindeyse) çocukça bir anlayışla, özdeş tutulması böyle bir kültürün gerçekten var olmasını engeller. Kültürümüzün temelindeki eril niteliğin kökeninin cinslerin asal yapısından mı yoksa kültür sorunuyla hiçbir bağlantısı olmayan erkeklerin belirli güç üstünlüğünden mi kaynaklandığını şimdilik üstü kapalı geçiyorum. Ne de birçok değişik alanda üstün başarı kazanan kadınlar için “erkek gibi deyimi övgü niteliğinde kullanılırken, yetersiz kalınan işlerde küçümseyerek “kadın gibi” sözcüğünün kullanılış nedeni budur".
Bütün bilimler ve değerlendirmeler gibi, kadınların ruhsal yapısı da şimdiye kadar hep erkeklerin bakış açısından ele alınmıştır. Erkeğin, nesnel geçerliliği doğuran üstün konumunun, onun kadınlarla öznel ve duygusal ilişkilerine bağlanması kaçınılmazdır; Delius’a göre de, kadının ruhsal yapısı şimdiye kadar hep aslında erkeklerin arzularıyla düş kırıklıklarının birikimi olmuştur.
Bu durumda çok önemli bir başka etmen de, kadınların kendilerini erkeklerin isteklerine uydurması ve bu uyumu da sanki kendi asıl doğalarıymış gibi kabul etmeleridir. Yani, kendilerine erkeklerin onları görmek istediği biçimde bakarlar ya da bakmışlardır; kadınlar erkek düşüncesinin aşıladıklarına bilinçsiz olarak boyun eğerler.Yaratılışımızın, düşüncelerimizin ve yaptığımız işlerin erkek ölçütlerine ne ölçüde boyun eğdiğini açıklığa kavuşturursak, o zaman bu düşünce biçimini kökten sarsmanın, hem kadınlar hem de erkekler için ne denli zor olduğunu da görüp kavrayabiliriz.
Öyleyse sorun, çözümsel ruhbilimin, araştırmalarına konu olarak kadını aldığı zaman söz konusu düşünüş biçiminden ne denli etkilendiğidir; çünkü salt erkek gelişiminin, doğalı buymuş gibi, açıkça irdelendiği evreyi henüz geride bırakamamıştır. Başka bir deyişle, bu sorun, çözümlemenin bize tanımladığı gibi, kadınların evriminin nereye kadar erkek ölçütleriyle değerlendirileceği ve dolayısıyla ortaya çıkan görüntünün gerçek kadın doğasını ne ölçüde doğrulukla yansıtmayı başaracağıdır.Eğer soruma bu açıdan bakarsak, ilk izlenimimiz son derece şaşırtıcıdır. Kadın gelişiminin şimdiki çözümsel tanımlamaları (doğru olsun olmasın) erkek çocuğun kızlar hakkındaki örneksel düşüncelerinden kıl payı ayrılmaz.
Erkek çocuğun kızlarla ilgili düşüncelerini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bunları birkaç kısa cümlecikle tanımlayacak ve bir karşılaştırma yapılabilsin diye kadın gelişimiyle ilgili düşüncelerimi bunların karşısına yerleştireceğim.
Resim:Adolfo Estrada