2 Kasım 2017 Perşembe

Bilişsel Terapide Direncin Aşılması / Robert L. Leahy


Bilişsel Direnç Modelleri

Ellis'in Modeli

Albert Ellis'in modeline göre dirençte, işlevsel olmayan mevcut düşünce tarzlarının rolü büyüktür. Ellis direncin, "gereklilikler", düşük hayal kırıklığı toleransı, gerçekçi olmayan inançlar, mutlakçı düşünme ve diğer "irrasyonel inanışların" bir sonucu olduğunu ileri sürer. Ellis' in yaklaşımına göre hasta irrasyonel düşünme tarzı ile doğrudan yüzleştirilmelidir. Böylelikle, hasta ilerleme kaydedebilmek için onca mantık dışı inanışlarını terk etmesinin ya da onlardan "feragat etmesinin" bir zorunluluk olduğunun farkına varmalıdır.

Ellis' e göre hastanın sahip olduğu irrasyonel inanışların çoğu, örneğin "Ben değersizim" şeklinde kuruduğu cümleler bir anlam ifade etmezler. Ona göre, bazı kavramlar, örneğin "değersizlik" deneysel olarak ispatlanamaz. 

Ellis' e göre hastalar; terapide kendilerine verilen tavsiyeleri başkalarına da yaymaya çalışma, düşünce durdurmayı kullanma ve irrasyonel düşüncelere meydan okuyan-şarkılar söylemeleri yönünde teşvik edilmelidir. 


Ellis' in dirence meydan okumada "dinç" ve "zorlayıcı" bir tavır içinde olunması gerektiğini savunuyor.Çoğu terapist yüzleştirmeci yaklaşımın, hastalarında daha fazla dirence yol açmaktan başka bir işe yaramayacağını düşünebilir. Yüzleştirmeci yaklaşım hastada dirence yol açan bazı fikirlerin sabitleşmesine neden olur. (Yazarın notu bunu daha ilerleyen kısımlarda açıklamaya çalışacağı üzerine)

                                                                Burns' ün Modeli

Burns özellikle hastaların ev ödevlerini yerine getirmemesi üzerine odaklanır. İnançların fayda ve zararlarını değerlendirme, doğrulayıcı delillerin  varlığını sorgulama, alternatif düşünme ve inançları test etmeyi sağlayacak deneyler düzenleme gibi bilişsel terapi tekniklerini kullanarak terapist bu inanışlardan her biri ile mücadele edebilir.

Depresyondaki hastaların sahip olduğu otomatik düşüncelerden pek çoğu, değişime dirence örnek verilebilecek niteliktedir. Falcılık ( Bu yöntem işe yaramayacak) ya hep ya hiç düşüncesi (Ben hiçbir konuda başarılı olamam), olumlu gelişmeleri önemsememek (Burada biraz iyileşme olsa bile, çok önemli değil) veya etiketleme (Ben kaybedenlerdenim, o zaman neden kendimi yorayım ki?) gibi otomatik düşünceler bunlardan bazılarıdır.


                                                                Beck' in Şema Modeli

Depresif şemalar kayıp, yoksunluk ve başarısızlık üzerine yoğunlaşırken, anksiyete şemaları dikkati, benliğin değer verilen boyutlarına yönelik tehditler üzerine toplar. Örneğin çaresizlik ve terk edilme şeması olan bağımlı bir kişi, bir ilişki içinde olduğu sürece oldukça iyi bir işlevsellik seviyesi yakalayabilir. Fakat ilişkisi bozulduğunda, çaresizlik ve terk edilme hassasiyetleri yüzünden depresyona girer. Çaresizlik şemasından dolayı, bağımsız bir işlevsellik hasta için imkansız görünür. 

                                                             .............................

Bilişsel terapi dikkatin, akılcı bir yaklaşımla, şimdi ve burada aktif sorun çözme üzerine odaklanmasını "talep eder." 
Hasta için daha ilkel işlevsellik dönemlerine geri dönmek için bir fırsat olarak terapinin görülmesi veya "serbest çağrışımların" dillendirilmesi yerine, bilişsel terapi hastaya sorumluluk yükleme gibi sosyal talebi olan bir yöntemdir. Bu kurallar terapisti yargılayıcı bir konuma yerleştirmez fakat amaç prosedüre dair klavuz kurallar belirlemektir.  Bu klavuz kurallarla, hastanın kendi başına sorunlarını çözecek yetkinlik ve bağımsızlığa ulaşması ve terapide etkinlik ve verimliliğin arttırılması hedeflenmektedir.

                                                             Davranışçı Müdahaleler

Örneğin, yalnızlıktan şikayet eden ve zamanın büyük kısmını yaşadığı dairede tek başına geçirdiğini söyleyen bir hastaya, kaçınma hakkındaki davranışçı model öğretilebilir:

"Dışarı çıkıp, insanlarla görüşmekten kaçınmanızın etkilerini gelin birlikte inceleyelim. Ne zaman dairenizden çıkmayı düşünseniz, kendinizi gergin hissetmeye başlarsınız. Kapıya çıktığınızda ise anksiyetiniz daha da artar.Peki, geri dönüp dairenize girer ve gecenin geri kalan kısmını evde televizyon izleyerek geçirirseniz ne olur? Anksiyetiniz azalır - kendinizi daha az gergin hissedersiniz. Anksiyetinizdeki bu azalma, sizin için bir ödül işlevi görür- her kaçınmanızda, gerginliğinizin azalması ile ödüllendirilirsiniz."
"Örneğin her kendinizi gergin hissettiğinizde bir şeyler içmeye karar verdiğinizi düşünelim. Ne olur? Zamanla, kendinizi kendinizi gergin hissettiğinizde içmeye alışırsınız. Hafta içinde her geçen gün daha çok içmeye başlarsınız ve bir gün artık alkolik olmuşsunuzdur. Yani eğer yalnızlığın üstesinden gelmek istiyorsanız, kendinizi gergin hissettiren şeyleri yapmayı öğrenmelisiniz."

Not: Bu tarz kitapları psikanaliz-terapi-hasta döngüsünü bir okuyucu olarak okurken belirli bir yönde (yani bazı modeller ve eğitimler almış kişilerin bakış açısından ve deneyimlerinden geldiği gözeterek)  tanımlanmış "hasta" tanımını daha çok "bir kişi" olarak okumak yabancı-uzak hali daha yakına doğru çekebilmektedir. Kişinin tek tip bir laboratuvarda incelenmek zorunda bırakılmadan bir çok deneyime ait parçalar bütününe ait olduğu kanısı daha güçlüdür. Hayat en güçlü deneydir. 
O kişiler hem biraz "biz" hemde biraz değilizdir..Kendi kayıp parçalarını bulmaya yaklaşmış ve görme kapasitelerini arttırabilmiş kişiler için güzel aynalardır bunlar. Öncelikle ne gösterdiklerinden çok gösterebilme becerileri olmasından dolayı...Sonra neyi gösterdiklerini inceleyebiliriz...İyi okumalar...