19 Mayıs 2015 Salı

Belimin Altına Güzelleme / Cemil Yüksel


birileri merak ediyordur
 –ettikleri muhakkak- diye söylüyorum
belimin altında ne var
çiğdem çiçeği yumrulu mavi otsu
ilkbahar ve sonbahar da açar
kekik ve çürümüş et kokusu
uzay mimarisi yer çekimsiz bir dünya var

belimin altında
korkunun tutkuyla ağzıma dilini daldırması var
her türlü kibrin yargılamanın çaresizliği
belimin azcık daha altında
duvarlara astığınız resimler, boş bakışlar
köprü üstünde kaptığınız atlara binememeniz var
daha da merak ediyorsanız
ibneler, çirkin orospular, baldırlı travestiler
üç beş kadın da var ayrı ayrı hepsi yatakta
sonra hepsinin aynı yatakta olması var
dünyanın tüm kadınları ne büyük yatak
-içlenme sesi-

incinmişliğin kır çiçekleriyle ezilmiş yüzün var
güzel kardeşim belimin azcık biraz daha altında
yalanlar, senin yılanların, söz vermeyi kusmuşluğun
senin çaresizliğin var
denize girmiş çocukların sevinci var ahanda
sudan çıkmak istemeyen çocukla
yıkanmak istemeyen çocuğun aynı isteği var

hırlayan köpek yüzleri, sokağın tam ortası da var
lambalardan güneş yapma imdadı
kahkahanın alay küpü, otoyol var vızır vızır
sikindirik bisikletler, kırılmış birkaç bira şişesi var
güzel alkoller en tadında
bir kadında başka kadınları öpmek var

ah biliyordumlar, bilmez miyimler, bilmiştimler var
hissediyorumlar enerjimler gelmiştiler
santral işte bunlar belimin az biraz daha altında

belimin altında ne var biliyor musun
ah be güzel kardeşim
az biraz daha altında s*k var.









10 Ocak 2015 Cumartesi

Aşk Değil Bu / Cemil Yüksel


yok hayır aşk değil bu
bir bulutun diğer bulutla karşılaşması
beyazlığın değmesi hürlüğün dolaşması
sarılması gibi pabuca kadifenin
sıcaklığın ve temizliğin uzaması bu

hayır hayır aşk değil bu, adını boşver
suların boyuna aşağılara doğru görmesi
buluşmayı azdıran bir sevinçle
kanması çağıltıyla, müziğin
yol üstündeki yeşili canlandırması

mavinin üstüne boşalması gökyüzüyle
sesinin ayarlarını durmadan değiştiren
miden değil sadece, gırla boğazına çıkmış
bir salınım heyecandan iteklenen

aşk değil bu kimsenin yeteri yok buna
dönüp bakmak gibi durmadan ilginin
yönelerek mutlak bir an kurması
boşluktan sarmaş dolaş göğüs kafesi
güvercinler gibi şişiyor her kelimede

hayır aşk değil bu
evet aşk değil bu
aşk değil bu
aşk değil

aşk.


Not: Gökyüzündeki iki bulutun birbirine değip ve karışmasının
        anlık tanıklığından çıkmıştır bu şiir





9 Ocak 2015 Cuma

Seviyorum Seni / Cemil Yüksel


yeşil erik gibi seviyorum seni
ağzında taşkınlığa varan sular
sözcükleri az az çıkarmış dilinden
tutkuya ağır koşan ayak bileklerinle
geldiğin oluyor her türlü hazırlığa

kararmış incir gibi seviyorum seni
pazarlarda bağrılan utancın yayık sesi
gözlerine değen onlarca rengin
bir araya gelince yoğun ve yayılan
açılınca övüyorsun her türlü kırmızılığı

mis gibi kokan kavun gibi seviyorum seni
güneş lekesi benleri toplayan sarıdan
avcuna yerleşmiş tam bir uygunluk
dönüp durdukça karşılaştığımız yol kenarında,
kamyon kamyon devriliyorsun her türlü mutluluğa

dişleri çağıran kırmızı elma gibi seviyorum seni
bir buluşu çağıran sezgiyle, birdenbire
ağaç toprak su ve kökleri bütüne doğru buluşturan
tohuma doğru ilerledikçe bulan boynunla
uzanarak süzülüyorsun her türlü öpücüğe

  

Fesih / Cemil Yüksel


elimden geleni yaptım zuhal olmadı
yüzüne dahi bakmadım ilaçların, tutmadım kitapları
yanılırım dedim, bakarım da kalırım diye ters ettim
kadınlardan duymayı sevdiğim küfürlerle acıttım 
derimin en ince yerlerini
zuhal kimselere açmadım kapıları
anahtarları attım çıkamamaya koydum kendimi
yine olmadı zuhal yine olmadı
bir askı ipiyle doladım evin içini 
kurulandı yıkadım kurulandı yıkadım
ütüledim buruştu ütüledim buruştu
ellerim sandalye taşımaktan yoruldu zuhal
kahve fincanlarını açıp kapamaktan sehpalar eskidi
cımbızınla çekiyorum fazla kalmış kemikleri
saç lastiğinle tutturuyorum kasları
bir çöp torbası halinde çıkarılacağız tüm evlerden

yüzüklere giremedim, çiçekler yalanlayamadı
bir evlilik atığı dolan çöp evlerden taşamadım zuhal.



29 Aralık 2014 Pazartesi

An / Cemil Yüksel


ey sevgimin genişleyen damarı
kanı ve suları taşıyan rahat gövde
yeşili maviyi gün boyu gezdirip
kırmızı ve siyahı karşılayan dönüş
parlak yıldız, canlılığın besleyici varlığı
ellerim ve içimde nasılsa bulurum
çiçeklerin rüzgarla bulduğu neşeyi
sıcaklığını bulmuş kayalardan akan suyu,
bulurum hülyası açık bırakılan pencerelerde
kedilerin el hareketlerinden ördüğü sığınağı
kuşların uçuşlarına dolanarak aktarılan döngü
küçük balıkların akıntıdaki hep birdenliğini
yolcuları yolları uzun solukları
tozun ağzı ağırlaştıran kurumayı
bulurum nicedir gözlerimin içlerinde
birike birike kendine renkler ışıyan sevinci
alırım her türlü bakışında ağaçların
gökten beslenerek doyurulma ululuğunu

ey anın mekanında huşu bulmuş görüntüm
kulpu kırık kapıları zorlanarak açılmış kenar çığlıkları
sana basit ve zoru inatla gösterenden değilsin
kelimeleri bulup çıkarmayı huy edinmiş aklın değilsin
bulunmaz sadece maddeyi bağıran işaretler
uzun bir sessizliği kaplamış üstünde ne varsa
duymamış mıdır ağzı açılarak büyüyen yanardağ

üfleyecek büyük yangına
bir gün tüm "benim" ve "seninleri"....


26 Aralık 2014 Cuma

Tohum / Cemil Yüksel


korkunç bir secde halinde
yamuk yumuk bazen sırtüstü uzandığımız her yere düştük
mayıs aylarında patlayan diri gövdesinde papatyaların
cam fincanları kaplayan ölüsü halinde
kendi iplerine takılan kuklalar gibi
yıkarak gövdenin çekmecelerini
bildiğin her yere düşüşümüzü fotoğrafladık
yutuverdik tozunu düşüşümüzün
sabahı ve serinliği bekleyen avcı kuşlar gibi
ağzımız açık kalmış diye uyarılan her türlü dalgınlıktan
gözlerini bir kez dahi kırpmayan hiçliğin o anlık çağrısına dek
düştük uslu ve hırçın mavisine denizlerin
gövdesindeki küçük bir delikten yaşadığını üfleyen balinalarla
ilk adımlarını atan çocukların kendi kendine öğrendiği
yürüyüşümüze sirayet eden o hayali sendeleme
belediye otobüslerinde, metrolarda ve kapılarda
sürüye sürüye getirdiğimiz kendimizi..

gelişememiş bir gebelikten düşürdük
kendi kendimizin ayaklarına basarak.
eşelenmiş bir acıdan düş kura kura çıkarken bulduğumuz
her yere doğru
göğe doğru ve göz hizasından bir gözün içine doğru
her yıla her aya her güne her saate her dakikaya doğru

doğruca bırakan
en güzellerini toplamış gibi
meyvelerin turunçların kokusundan
yerleşmiş avuçlarından
toprağa hazırlayarak en güzel düşüşümüzü
düştük. 

23 Aralık 2014 Salı

Kuş / Cemil Yüksel


sana baktım. bulutları durmadan kırpılan bir gök gibi
kızıla siyaha uzamamaya kaçan her şeyle hep böyle
her kılıç kınını keser önce ilk yarayı orda tanır
ben bahçe diyorum derlenmiş toplanmış her yeşile
kenar köşe demeden harcadım uzamış ellerimi
sana baktım. devrilmiş buldular, öyle sandılar
insanın kulağı kısık, görmesi yumru
her sözcüğün ağzı küçültülmüş çocukluktan
ne güzel ilgisi var durmadan o sıcacık öpücüklerin
sana baktım adınla, büyük bir sessizlik duyuldu
bırakılmaya konduğu söyleyecekler
konmuş, gür, alışık sesinde bir kuşa baktım

22 Aralık 2014 Pazartesi

Kahve / Cemil Yüksel

mavi kahve fincanları
içildikçe artan varlığı keyiflenmenin
sessizliğin büyüyen yeşili
dolmuş gibi her şeye bakınca
bakınca dolmuş gibi suların gelgitleri
gidip gelmeleri kapı aralıklarının
binlerce ayak izinin hiç haberdar olmadan
konmuş bir arada sanki bu yolculuğa
uzunca bir içimin en uzun yolculuğuna
hiçbir bakışın görmediği uzunlukta
varmış gibi sessizce bulunduğu her yerden
bir elinin diğerine göz gezdirdiği
korkmuş sövmüş ve durmadan bakakaldığı
karanlığında örtülen yerlerin durmadan
korunmaya ve içlerinde bulundukça gizlenen
ürkek ürkek bakışması dolmuş boşalmazlığa

bekledikçe artan kahverengi
sonsuzca açılmış ışığın kapıları.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Bay A / Cemil Yüksel


bay a da beslenirdi bir kurşun
yuvarlak ve kenarlı konuşur
sözcükle ateşlenir ve rujla köklenir açılırdı
her gün bir kaç cinayet mahaldi
parlardı sızıntı halinde bir musluktan
kalbinde bay a nın bir kurşun
öfkeyle bulurdu evlerin ta içini  
cam kırılır gökler gibi sevinçlenirdi
yaşadığını duyardı her türlü gürültüde
bardaklar elinden gözyaşları gibi kayardı
bir kez ıslak bir şefkate basarak doğrulamamıştı

bay a da beslenirdi bir kurşun
beslenir geçerdi sadece
ilgisini verir ne zaman bir kadın görse
bay a kadınlarla dolu yoksullukla boşalırdı
suçları dinmez bir sıtma tutardı
bir sıçrama tahtası gövdesi pirelerle dolu
akan her şeye doğru bay a yorulurdu
bir kurşun beslerdi kalbinde bay a
bir kurşun minik ağzıyla
kan yayardı dünyanın günterine


bay a kurşun asker, kurşun kalemdi.
bitmeyen kemirgeni eksik hayvanın.
ölü kuşlar gibi kaldırıldıkça düşerdi 
yine de beslerdi o tek atımı bay a. 

1 Mayıs 2014 Perşembe

William Blake / Dadının Şarkısı


Yeşillikte çocuk sesleri duyulduğunda
Ve gülüşler duyulduğunda tepede,
Huzur içindedir göğsümde kalbim
Ve geri kalan her şey sükûnet içinde

"Artık eve gelin çocuklarım, güneş batıyor,
Ve yükseliyor gecenin çiyleri;
Gelin gelin oyunu bırakın, ve rahat bırakın
Sabah gökte görünene kadar bizi."

"Hayır hayır oynayalım bırak da, gündüz daha
Ve uyuyamayız henüz;
Hem küçük kuşlar uçuyor gökte
Ve tepeler de koyunlarla dolu."

"Peki peki gidip oynayın ışık solana kadar
Ve sonra eve gelin yatmaya."
Küçükler sıçrayıp bağırır gülerdi,
Ve bütün tepeler yankılanırdı.

Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

27 Mart 2014 Perşembe

Süt Dişi / Cemil Yüksel


kişi kendi olur kurulur sofrasına kupkuru ekmeklerin
ilk tadını anımsar tahılın, aşkın ve denizin
annesini uyandırır ıslatsın diye saçlarını
annesini çıkarır zindandan şişen uçlarını ovdurur
kapkara tutmuş incirlerle bile başlanabilir dokunmaya
gövdesine dolanabilir uzayan süt dişi bir sessizliğin

can sıkıntısı bir şehir icadıdır
sabah erkenden kovulur çocukluğundan
gökten toplar hırsla tüm sevinç güvercinlerini
aç yılanları ayaklar altına salar soğuk
sıkılmak bir tanrı olur buruşukluktan
durmadan ama durmadan sallar uykular için
ipi kesilmedikçe gıcırdayan bir beşikle

kişi kendi olur kurulur sofrasında dip dibe
kemik kalp ve sinirle duyumun bahçesi
bir ağacın ruhunu doyurur dingin
hiç beklenmedik bir canlılık bağlanır naif
kişi vakti gelir kurtulur kendi olmaktan da.

22 Şubat 2014 Cumartesi

Şiir / Cemil Yüksel


                                                            (Şiire ithaf edilmiştir.)
bir ressam kararmış incir tezgahlarında öpüşür
sırf senin gönlün olsun diye.
kirazları kullanır suya inmiş geyikleri de
ormanda yangın çıkartır üşümeni avlar
arzuyla taşınır temkinini soyunur
bir sabahlık gibi atar üstündeki her şeyi

gürül gürül avuçlarına sıkışmış kelimelerden
beyaz bir sayfayı grileştirir çabuk çabuk
birden bilmeden kullanır tüm eşyaları
senin ağzına dökülür yan yana şelalerle
bir kadın senin aynanda kendini giyinir
durmadan giyinir saçlarını
süsler alyanslar şımartan kolyeler
hepsi senin müziğinin harflerinde

nem ve sıcaklık korkusuzca
doygun bir ağızla besliyorlar seni
kuyular kadın yüzleri burun delikleri
derinliğin sarhoş meraksız tepsisinden
kesilmeden cevapsız bir varoluşla
seni ortaya çıkartmak için köklerinden
kan yürüyor orda
tam orda durulmayan bir sağnak
kalbi kasıp savuran dudaklarını çizen vadi
bir niyet bulmuş gibi sözcüklerinden

memelerine inen o kavis birden
ağzına dayanır acıkmış bir tanışmanın
çatlayan ses telleri seni çağırır
yenmiş kurabiyeler gibi
zamanın ağzında paramparça
uzaktan ta uzaktan

bu dünyada bir yerin var senin
ne çok el sabahtan akşama kadar seni yapar
salgı bezleri, çekiç ve kalkerler
enerjinin görkemli gidip gelmeleri
çamura sevgi duyan çocuk elleri
keyifle bir acının az önce bırakıldığı yerden
rüzgar azıcık esse senin denizlerinin kokusu
senin gözlerindir dolar açlığın çökeltisine
hadi kapan bir gövdeden -varsın şair desinler-
denizaltı gibi diplere
sulardan büyür sular gibisindir öyle

bir dize midir seni kuran şimdi
bir dize midir sana kurulan
bir dize midir senden kurtulan.


19 Şubat 2014 Çarşamba

Çocuklar'a Dair / Halil Cibran

.

Ve bir bebeği bağrına basmış bir kadın
dedi: Konuş bizlere Çocuklar’a dair.
Ve o dedi:
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar Hayat’ın kendine duyduğu hasretin
oğulları ve kızlarıdır.
Onlar sizin vasıtanızla gelirler fakat sizden değiller,
Ve gerçi sizinledirler, ama size ait değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz, ama
düşüncelerinizi değil,
Zira onların kendi düşünceleri var.
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz,
ama ruhlarını değil,
Zira onların ruhları yarının hanesini
mesken tutmuştur, sizin ziyaret
edemeyeceğiniz, rüyalarınızda bile.
Onlar gibi olmaya gayret edebilirsiniz,
ama onları kendinize benzetmeye kalkmayın.
Zira hayat geriye doğru gitmez, ne de
oyalanır dünle.

Sizler yaylarsınız, çocuklarınızın diri oklar
misali ileriye fırlatıldığı.
Kemankeş, sonsuzun yolu üzerindeki
nişangâhı görür ve Kendi kudretiyle sizi gerer,
Kendi okları gidebilsin diye hızlı ve ırağa.
Bırakın, Kemankeş’in elinde gerilişiniz
Memnuniyetle olsun;
Zira O, süzülen oku sevdiği kadar
muhkem olan yayı da sever.