Kalbin askerlerini uzun uzun anlatmak çok sürer. Maksadı bir misal ile sana bildireyim: Beden bir şehre benzer. El, ayak ve azalar şehrin san'at erbabı gibidir. Şehvet, maliye müdürü gibidir. Gazab, şehrin emniyet âmiri gibidir. Kalb, bu şehrin padişahıdır. Akıl ise padişahın veziridir. Padişahın bunların hepsine ihtiyacı vardır. Memleketin idaresi ancak bunlarla yürür. Fakat maliye müdürü olan şehvet, yalancıdır, sebepsiz yere başkalarının işine karışır ve saçma sapan konuşur. Vezir olan aklın söylediklerine muhalefet eder. Şehvet daima, memlekette olan bütün malları toplamak, almak ister. Emniyet müdürü mesabesinde olan gazab, şerir, şiddetli, azgın ve serttir. Herkesi öldürmek, her şeyi kırmak, dökmek ister. Bunun gibi, şehrin padişahı daima veziri ile meşveret ederse [danışırsa], yalancı ve tama’kâr maliye müdürünü hırpalarsa, onun vezire uymayan sözlerini dinlemez, emniyet müdürünü onun peşine takıp sebepsiz ve lüzumsuz iş görmekten onu meneder, emniyet müdürünü, yapmak istediği haksızlıklardan dolayı döver ve incitirse, memlekette asayiş ve nizam olur. Bunun gibi, kalb padişahı, veziri olan aklın işareti ile iş yaparsa, şehvet ve gazabı zabt u rabt altına alıp (yani sıkıca tutup, idaresi altına alıp) akla uymalarını emrederse, aklı onlara tâbi eylemezse, beden memleketinin işleri düzgün olur. Saadet yolu ve Allahü Teâlâ'ya kavuşma yolu kapanmamış olur. Eğer aklı, şehvet ve gazaba esir ederse memleket harap olur. Padişah, bedbaht olup helak olur.
7 Ağustos 2017 Pazartesi
Kalbin Askerleri / İmam Gazali
Kalbin askerlerini uzun uzun anlatmak çok sürer. Maksadı bir misal ile sana bildireyim: Beden bir şehre benzer. El, ayak ve azalar şehrin san'at erbabı gibidir. Şehvet, maliye müdürü gibidir. Gazab, şehrin emniyet âmiri gibidir. Kalb, bu şehrin padişahıdır. Akıl ise padişahın veziridir. Padişahın bunların hepsine ihtiyacı vardır. Memleketin idaresi ancak bunlarla yürür. Fakat maliye müdürü olan şehvet, yalancıdır, sebepsiz yere başkalarının işine karışır ve saçma sapan konuşur. Vezir olan aklın söylediklerine muhalefet eder. Şehvet daima, memlekette olan bütün malları toplamak, almak ister. Emniyet müdürü mesabesinde olan gazab, şerir, şiddetli, azgın ve serttir. Herkesi öldürmek, her şeyi kırmak, dökmek ister. Bunun gibi, şehrin padişahı daima veziri ile meşveret ederse [danışırsa], yalancı ve tama’kâr maliye müdürünü hırpalarsa, onun vezire uymayan sözlerini dinlemez, emniyet müdürünü onun peşine takıp sebepsiz ve lüzumsuz iş görmekten onu meneder, emniyet müdürünü, yapmak istediği haksızlıklardan dolayı döver ve incitirse, memlekette asayiş ve nizam olur. Bunun gibi, kalb padişahı, veziri olan aklın işareti ile iş yaparsa, şehvet ve gazabı zabt u rabt altına alıp (yani sıkıca tutup, idaresi altına alıp) akla uymalarını emrederse, aklı onlara tâbi eylemezse, beden memleketinin işleri düzgün olur. Saadet yolu ve Allahü Teâlâ'ya kavuşma yolu kapanmamış olur. Eğer aklı, şehvet ve gazaba esir ederse memleket harap olur. Padişah, bedbaht olup helak olur.
4 Ağustos 2017 Cuma
Edebiyat / George Gurdjieff
Olağanüstü İnsanlarla Karşılaşmalar Kitabından Gurdjieff'in İranlı bir konuşmacıdan aktardığı bölüm.
"Günümüz edebiyatının tümü, içerik açısından üç kategoriye ayrılır: ilki bilimsel alan denilen alandır, ikincisi anlatılardan oluşur, üçüncüsü ise tariflerdir. Bilimsel kitaplar genellikle zaten herkesin bildiği, fakat değişik şekillerde bir araya getirilmiş ve yeni konulara uygulanmış her çeşit hipotezi bir araya getirir.
"Günümüz edebiyatının tümü, içerik açısından üç kategoriye ayrılır: ilki bilimsel alan denilen alandır, ikincisi anlatılardan oluşur, üçüncüsü ise tariflerdir. Bilimsel kitaplar genellikle zaten herkesin bildiği, fakat değişik şekillerde bir araya getirilmiş ve yeni konulara uygulanmış her çeşit hipotezi bir araya getirir.
Anlatılarda, başka bir deyişle romanlarda ise -ki bunlara da kalın ciltler hasredilmiştir- çoğu yerde herhangi bir detaya girmeden John Jones ile Mary Smith'in 'aşklarının' doyumunu nasıl elde ettikleri anlatılır.
Aşk denilen bu kutsal duygu, insanlardaki iradesizlik ve zayıflık sonucu zamanla yozlaşmış ve şimdi günümüzdeki çağdaş insanda tamamen kötü alışkanlık haline dönüşmüştür. Halbuki bu duygunun doğal bir şekilde ortaya konulma olanağı bize, Yaratıcımız tarafından ruhlarımızın kurtulması ve beraberce az çok mutlu bir hayat sürmek için gerekli olan karşılıklı moral desteğini sağlamak amacıyla verilmiştir.
Üçüncü kategorideki kitaplar geziler, maceralar, çok farklı ülkelerdeki hayvan ve bitkiler hakkında tasvirler verir. Bu çeşit çalışmalar genellikle hiçbir yere gitmemiş, gerçekte hiçbir şey görmemiş, yani kapısının dışına ayak atmamış kişiler tarafından yazılır; çok az bir istisnayla, bu insanlar kolayca idareyi kendi hayal güçlerinin eline verirler veya daha önce kendileri gibi kişiler tarafından yazılmış kitaplardaki çeşitli bölümleri kopya ederler.
Böyle saçma bir sorumluluk anlayışıyla ve anlamsız edebiyat
çalışmalarıyla stilin daha güzel olması için çalışan günümüz yazarları, kendi anlayışlarına göre bir ahenk güzelliği elde etmek için bazen yazılarında inanılmaz karmaşıklıklar icat ederler. Bu da zaten yazdıklarının zayıf olan anlamını daha fazla bozar. Size garip görünecek bir başka şey de, fikrimce, çağdaş edebiyatın gördüğü zararın büyük bir kısmı dil bilgisinden gelmiştir, yani çağdaş uygarlığın beraberce söylediği benim 'bozuk ses konseri' dediğim konserde rol alan bütün insanların kullandığı lisanların dil bilgisinden.
Onların farklı lisanlarının dil bilgisi, çoğu durumda, yapay olarak oluşturulmuştur ve esasen, gerçek yaşamı ve ortak ilişkiler için gerçek yaşamdan evrimleşmiş lisanı anlamak bakımından hayli 'okuma yazma bilmez' bir insan kategorisi tarafından düzenlenip değiştirilmektedir.
Diğer taraftan antik tarihin bize kesinlikle gösterdiği gibi, eski çağların bütün toplumlarında, dil bilgisi her zaman insanların gelişmelerinin değişik aşamalarına, yaşadıkları esas mekanın iklimsel şartlarına ve yiyecek elde etmede kullandıkları ana araçlara bağlı olarak şekillenmiştir.
Bugünkü uygarlıkta bazı lisanların dil bilgisi, yazarın iletmek istediği anlamı o kadar bozmaktadır ki okur, hele bir de yabancı bir kişiyse, başka bir şekilde ifade edilseydi, yani bu çeşit bir dil bilgisi kullanılmasaydı belki anlayabileceği küçük düşünce kırıntılarını dahi anlamaktan mahrum kalmaktadır.
...........
Birçok büyük insan tarafından da gösterildiği gibi, coğrafi ve diğer şartlar nedeniyle modern uygarlığın etkilerinden soyutlanmış Asya kıtasında yaşayan günümüz insanlarında duyguların Avrupa' da yaşayan insanlardan daha yüksek bir gelişmişlik seviyesine ulaştığı bir gerçektir. Duygular, sağduyunun temelini oluşturdukları için Asyalılar, genel kültürleri daha az olmasına rağmen, gözlemledikleri nesneler hakkında çağdaş uygarlığın bu gürültüsü içindeki insanlardan daha doğru bilgiye sahiptirler.
Avrupalıların gözlemledikleri bir nesne hakkındaki anlayışları yalnızca 'matematiksel bilgilenme' denilen her konuda kullanılabilen araçlar tarafından şekillendirilmiştir. Asyalılar ise gözlemledikleri nesnenin özünü, bazen yalnızca duygularıyla hatta bazen de sadece içgüdüleriyle kavrarlar."
...........
Birçok büyük insan tarafından da gösterildiği gibi, coğrafi ve diğer şartlar nedeniyle modern uygarlığın etkilerinden soyutlanmış Asya kıtasında yaşayan günümüz insanlarında duyguların Avrupa' da yaşayan insanlardan daha yüksek bir gelişmişlik seviyesine ulaştığı bir gerçektir. Duygular, sağduyunun temelini oluşturdukları için Asyalılar, genel kültürleri daha az olmasına rağmen, gözlemledikleri nesneler hakkında çağdaş uygarlığın bu gürültüsü içindeki insanlardan daha doğru bilgiye sahiptirler.
Avrupalıların gözlemledikleri bir nesne hakkındaki anlayışları yalnızca 'matematiksel bilgilenme' denilen her konuda kullanılabilen araçlar tarafından şekillendirilmiştir. Asyalılar ise gözlemledikleri nesnenin özünü, bazen yalnızca duygularıyla hatta bazen de sadece içgüdüleriyle kavrarlar."
28 Temmuz 2017 Cuma
Sana senden yakın hiçbir şey yoktur / İmam Gazali
Hulâsa, sana senden yakın hiçbir şey yoktur. Kendini bilmezsen, başkasını nasıl bilirsin? Kendimi biliyorum, tanıyorum diyorsan yanılıyorsun! Zira böyle bilmek, Hakkı tanımanın anahtarı olamaz. Hayvanlar da kendilerinden bu kadar bilir. Sen kendinden başın, yüzün, elin, ayağın, etin ve derinden fazla bir şey bilmiyorsun. Bâtından ise bildiğin, acıktığın zaman yemen, kızdığın zaman bir kimseye saldırman, şehvetin galebe çaldığı zaman hanımına yaklaşmandan fazla bir şey değildir. Bu hususlarda, bütün hayvanlar seninle aynıdır. O hâlde senin, hakikatini araman lâzımdır. Sen nesin, nereden gelmişsin, nereye gideceksin, bu dünyaya ne yapmak için geldin, seni niçin yarattılar, saadetin nedir, nededir; şakiliğin [şaki: bedbaht], ziyanın nedir, nededir? Senin bâtınında toplanan sıfatların bir kısmı umum hayvanlara, bir kısmı yırtıcı hayvanlara, bir kısmı şeytanlara ve bir kısmı da meleklere mahsus sıfatlardır. Sen bunlardan hangisindensin? Cevherinin hakikati hangisidir? Hangileri ariyettir [tekrar alınmak üzere sana verilmiştir?]. Bunu bilmezsen, saadetini arayamazsın. Çünkü, her birinin gıdası ayrı, saadeti başkadır.
İmam Gazali / Hâl
"Uyurken düşlerinin karşı çıkılmaz
bir gerçekliği olduğunu görmüyor musun? Uyandığında ise onların gerçekte ne
olduklarını, yani hiçbir dayanağı olmayan fanteziler olduklarını fark
ediyorsun. O halde, uyanıkken, duyuların ve akıldan türeyen bir varoluşun güvenilir olduğuna
seni kim ikna edebilir? İçinde bulunduğun durumda bunlar gerçekmiş gibi
görünebilir, ama uyandığın durumda olduğu gibi, şimdiki varoluş durumun da,
başka bir varoluş durumuna geçildiğinde, gerçekliğini yitirebilir. Öyle ki, bu
yeni bölgede aklın yargılarının fantezilerden ibaret olduğunu fark edebilirsin.
Bu olan aklı durum belki de Sufiler’in hal dedikleri şeydir; yani, onlara
göre kendilerinde özümsedikleri ve duygu algılarını ve düşünce biçimlerini
askıya aldıklarında görebildikleri bir hal. Belki ölüm de, peygambere göre bu durumdur, çünkü o şöyle
demiştir: “İnsanlar uykudadır, öldüğünde uyanır.” Şimdiki yaşamımız bu
gelecektekine göre belki de yalnızca bir düştür ve insan, bir kez öldü mü,
şimdi gözünün önünde olan şeyleri tümüyle farklı bir şekilde görecek ve Kuran’daki şu sözleri anlayacaktır:
“Bugün gözlerinizden örtüyü kaldırdık ve görüşünüz açıktır.”
25 Temmuz 2017 Salı
Rezonans / Pierre Franckh
Rezonans Nedir?
Resonantia= Akis.
Rezonans= Eko, yankı, titreşim.
Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.
Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterli olacaktır. Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler,içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar.
Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareketi ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekans-
taki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur. Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar?
Burada, Rezonans Kanununun temel kurallarından ikincisi devreye giriyor: Benzerler birbirini çekerler.
Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir.
5 Temmuz 2017 Çarşamba
Acının Başkenti / Paul Eluard
Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğimi, Bir raks bir dinginlik çemberi Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli, Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni. Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü, Rüzgârın sazları, kokulu gülücükler Işık dünyasını saran kanatlar, Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler, Gürültü avcıları ve renk kaynakları. Tanların kuluçka yatağından doğan kokular Yıldızların samanı üzerinde yatan Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine Ve akar bütün kanım bakışlarında senin.Çeviri : Özdemir İNCE
20 Haziran 2017 Salı
Fakat bu hareketlerin daima ihtiyatlı olmalı ve acele ile yapılmamalıdır./ Epiktetos
VII. — Unutma ki arzularının gayesi istediklerini elde etmektir. Ve korkularının gayesi de korktuklarını önlemektir. İstediğini ele geçiremiyen bedbahttır. Korktuğu çukura düşen de sefildir. Hakiki menfaatine uygun olmayan şeye karşı yalnız nefretin varsa ve o şey senin elinde ise korktuğun çukura asla düşmezsin. Fakat ölümden, hastalıktan, fakirlikten
korkarsan sefil olursun. O halde korkularının yerini değiştirir. Ve elimizde olmayan şeyleri elimizde olan şeylere intikal ettir. Arzularına gelince onları şimdilik tamamiyle ortadan kaldır. Zira elinde olmayan şeylerden birini arzu edersen zaruri olarak bedbaht olursun. Elimizde olan şeylere gelince henüz bunların arasında hangilerinin arzu edilmeğe lâyık olduğunu bilecek halde değilsin. Bu hale gelmek için uzaklaşman veyahut araman lâzım gelen şeyleri aramakla veya onlardan uzaklaşmakla iktifa et. Fakat bu hareketlerin daima ihtiyatlı olmalı ve acele ile yapılmamalıdır.
Bu, bana ait bir şey değildir! / Epiktetos
VI. — Böylece her korkunç hayalin karşısında «Sen bir hayalsin ve asla göründüğün gibi değilsin!» demeğe hazır ol. Sonra onu iyice tahlil et. Ve bu tahlil için öğrendiğin kaidelerden bilhassa birincisini yani sana azap veren şeyin elimizde olup olmadığım bildiren kaideyi göz önünde bulundur. Eğer bu bizim elimizde olmayan şeylerden ise kendi kendine tereddütsüz de ki: «Bu, bana ait bir şey değildir!»
6 Haziran 2017 Salı
Rainer Maria Rilke / İki insanın birlikteliği olanak dışıdır.
İki insanın birlikteliği olanak dışıdır ve böyle bir birlikteliğin gerçekleşmiş göründüğü evlilikte eşlerden birini ya da her ikisini tam bir özgürlük içinde yaşamaktan ve gelişmekten yoksun bırakan bir sınırlama, karşılıklı bir anlaşma söz konusudur. Ne var ki, birbirine alabildiğine yakın insanlar arasında da uçsuz bucaksız uzaklıkların söz konusu olabileceğini varsayarsak, yeter ki birbirini kocaman bir gökyüzü altında her zaman oldukları gibi görmelerini sağlayacak o uzaklığı sevmenin üstesinden gelsinler, bu kendilerine olağanüstü güzel bir birlik ve beraberlik içinde yaşamanın yolunu açacaktır.
31 Mayıs 2017 Çarşamba
Genç Şaire Mektuplar / Rainer Maria Rilke
Şiirlerinizin iyi olup olmadığını soruyorsunuz. Bana yöneltiyorsunuz bu soruyu. Daha önce başkalarına yönelttiniz. Dergilere yolluyorsunuz şiirlerinizi. Onları başka şiirlerle karşılaştırıyorsunuz ve kimi dergilerin yazı işleri kurullarının şiirlerinizi geri çevirmeleri sizi tedirgin ediyor. Mademki bir öğüt için başvurdunuz bana, size bu gibi girişimlerden tümüyle el çekmenizi söyleyeceğim. Gözlerinizi dışarlara çevirmişsiniz; ama işte şu an, en başta vazgeçmeniz gereken şey. Kimse size akıl veremez ve yardım edemez, hiç kimse.Tek çıkar yol, gözlerinizi kendi içinize çevirmenizdir.
10 Nisan 2017 Pazartesi
Aşçıları Dışarı Çıkarın / Cemil Yüksel
aşçıları dışarı
çıkarın hiçliği nakliye eden evlerden
kapıları sökün
vurulmuş kuşları gömeceğiz açıklıklara
sulayın pazartesileri,
reddine karar verilmiştir ölülerin
kül tablası gibi kokan
bir bezle silinmiş yüzünüzde
aylıktan kesme
cezasına koyun kararlarınızı
hor kullanılmış
ellerinizi sevin küçük mobolarda
güvenlik kısmen iptal
edilmiştir dünya evinde
15.10 da kalkacak bir
vapurla sözleşin mesela
insanlar tutamaz
sözleri
çünki hiç tatmamıştır
açıklığı vapurlar gibi
uçsuz gözlerinizi
çekin kurma koluyla
dünya için edinilmiş ilk silahtır gözleriniz
dünya için edinilmiş ilk silahtır gözleriniz
göğe hoplayın içinizde
bir bulutun ipi
bir gün bütün ölümler
sevinçle uğurlanacak
aşçıları dışarı
çıkarın
açlığı doyuracakmış
büyük sözleri.
9 Ocak 2017 Pazartesi
Philip Gowins / Sufizm
"Günümüze ayak uydurmuş bir ruhaniyeti ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Babamın aktardıklarını izleyerek, inanıyorum ki varlığımızı en yüksek potansiyeline ulaştırmak için gayemizi keşfederek ve içimizden doğan güce, içimizdeki inanca izin vererek bu gayeyi geliştirecek cesareti kazanmamız gerekiyor. Bu hem hayat gayemizi bilmeyi, hem de vücut, akıl ve duygu açısından kendimizin efendisi olmamızı ya da kendimizi disipline etmemizi gerektiriyor. Hedeflerimize ulaşmak adına içgüdülerimizi baskılamak yerine, neşe ve heves içinde onları yönetiyor ve yönlendiriyoruz. Hayatın tersliklerini ayakbağı olarak görmektense, onları yaratıcı gücümüzü keşfetmek ve geliştirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Tüm dinlerde bahsedildiği ve Hz. isa'nın hayatında açıkça görüldüğü gibi acıyı neşeye dönüş- türüyoruz. Bu acı çekmeyi reddetmek değil, aksine kabul etmek, böylece hayatının efendisi olmak için gereken gücü kazanmaktır.
Şimdi, hepimizin, ne kadar zor olursa olsun,
kin ve önyargılarımızı bırakmaya davet edildiğimize inanıyorum. Bireysel kin en
yüksek gayemize varmamıza ayak bağı olurken; toplu kin, savaşlara sebep olur.
En içten hedefim, temasta olduklarıma, şekil farklarının ardındaki gaye
ortaklığını anlayarak, tüm dünya dinleri için hürmet ve hoşgörümü sunmaktır. insanların
ve kültürlerin arasındaki farklılıkları ve güzellikleri anlayarak,
farklılıkların ve ayrımların ötesine geçmeye ve her insanın onuru için tüm
bedellere göğüs germek gerektiğine inanıyorum."
26 Eylül 2016 Pazartesi
Şiir / Rıdvan Sözener
İyi
insanlar her zaman yenilmiştir.
Annesini
görünce bir bebek
nasıl
bırakırsa elindekileri. Gösterir bunu biraz.
Biraz
da bir kuşun düşmesi uçup dururken
bir
adamın bunu farketmesi...
Güzel
insanlar her yerde yenilmiştir.
Gençkızların
kırlardaki durumu anlatır bunu biraz.
Biraz
da evdeki çiçeklerle dertleşen kadınlar...
Yenilmek
iyidir
Her
defasında daha güzel yenilmek arzusuyla.
Yenilmek
güzeldir
Her defasında daha iyi
yenilmek umuduyla.
Dergah Dergisi / Sayı 131
30 Mayıs 2016 Pazartesi
Gidilmeyen Yol / Robert Frost
Sarı
bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
İkisinden
birden gidemediğim ve yoldaki
Tek yolcu
olduğum için üzgün, uzun uzun
Baktım
görene kadar birinci yolun
Otlar
çalılar arasında kıvrıldığı yeri;
Sonra
öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
Ve belki
çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
Gidilmeye
daha çok hakkı vardı; oysa
Ordan
gelip geçenler iki yolu da
Eş ölçüde
aşındırmıştı hemen hemen,
Ve o
sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
Hiçbir
adımın karartmadığı yaprakların içinde,
Ah,
başka bir güne sakladım yolların ilkini!
Ama bilerek
her yolun yeni bir yol getirdiğini,
Merak
ettim, başa dönecek miyim diye.
İç geçirerek
anlatacağım bunu ben,
Nice
yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
Bir
ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben-
Ben
gittim daha az geçilmişinden,
Ve bütün
farkı yaratan bu oldu işte.
Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar
14 Nisan 2016 Perşembe
8 / Cemil Yüksel
bunların hepsini sen
planladın değil mi?
bu yağmuru yağdırıp,
bulutları çizdin koyu koyu
aramıza bir soğukluğu aldın koydun çok hızlıca
tek dokunuşla bira
şişesinin kendini kırması gibi
bir yanıt ararken,
tesadüf zihnin kaplıca suları
karşılıyor dünyaya çıktığı kaynağı.
karşılıyor dünyaya çıktığı kaynağı.
sağanakta şemsiye altında üç
kişi
ıslanmak sadece bir
kişi için imkansız
bazen sıtmalar tutar
gibi olunur
bazen bazı duvar
diplerini ısıtan küçük bir ilgidir
tramvaylarda birbirini
özenle dinleyen
olgun çocuklar gibi
alıp yerleştirdin
hemen ön koltuğa
giyinip çıkmış gibi
kendine doğru yakınlığı
gözlerinden,
kalbinden, dudaklarından çıkardın
kapkara ve kırmızı
öpücüklerle iç yüzünü
bunların hepsini sen
planladın değil mi?
bahar uzanmış gibi kollarından
sulara
vapurlar gibi Kadıköy Karaköy arası
upuzun sekiz saat
ıslanmış sessizlikten.
bölüp
başlamak ortasından geceyi
küçülen bir hayal gibi tadıyoruz
iki kulağın duymak için eğildiği dikkati.
iki kulağın duymak için eğildiği dikkati.
kelimeleri dışarıda bırakan kabul
neşe katarak büyütüyor çiçeklerini
inanmıyorum buna, sen
planladın değil mi?
7 Şubat 2016 Pazar
Bir Rüzgar Bir Dalga / Cemil Yüksel
kalınabilir, yarısı sulara
gömülü gövdesiyle
bir deniz kıyısında, yarı ıslak yarı kuru bir canlı gibi.
bir deniz kıyısında, yarı ıslak yarı kuru bir canlı gibi.
bilmek istedikçe, dipleri eşeleyen huzursuzluk ve
20 Ocak 2016 Çarşamba
31 Aralık 2015 Perşembe
Jiddu Krishnamurti / Ahmaklık
Tıpkı bunun gibi ben ahmağın biriysem ve ben zeki olacağım diye çabalıyorsam işte bu zeki olma çabası ahmaklığın ta kendisidir; Çünkü önemli olan şey ahmaklığımı anlamamdır. Zeki olmaya ne kadar çalışırsam çalışayım kendimi ahmaklıktan kurtaramam, olsa olsa yüzeysel bir cila yapabilirim. Bir şeyler öğrenebilir, kitaplardan alıntılar yapabilir, ezberden ünlü yazarların kitaplarından bölümler okuyabilirim ama böyle yaparak bu cilanın altındaki ahmaklığımı gideremem. Eğer ahmaklığın günlük yaşamımda nerede ve nasıl ortaya çıktığını görebilirsem, benden altta olanlara nasıl davrandığımı, komşularıma karşı olan tutumumu, zenginlerle, fakirlerle, görevlilerle olan ilişkilerimdeki tutumumu izleyebilirsem, bu ilişkilerdeki tutumumun, davranışlarımın bilincinde olmak zihnimi çepeçevre saran ahmaklık kabuğunda bir çatlak oluşturabilir.
Bir kere deneyin, kendinizi
altınızda olanlarla konuşurken, yüksek bir görevliye olağanüstü saygı
gösterirken, size hiçbir çıkar sağlayamayacak kimselere karşı saygısız
tutumunuz içinde izleyiniz, o zaman ne kadar ahmak olduğunuzu görmeye
başlayacaksınız. Ahmaklığınızı anladığınız zaman zekâ, duyarlık, incelik hepsi
kendiliğinden gelecektir. Sizin duyarlı olmaya, ince olmaya çalışmanız gerekmeyecektir.
Bir şey olmaya çalışan kimse çirkin bir insandır. Böyle bir kimse kaba ve
duyarsızdır.
30 Aralık 2015 Çarşamba
Can Yücel / Sevgi Duvarı
Sen
miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
21 Ağustos 2015 Cuma
Bir / Cemil Yüksel
sessizlik dolar avuç içi ağırlığıyla
saçların ayrılık bağı üzümlerle bir
başakları sarartan güneşin bakışı
güneş görür, güneş gözle bir
yanmakla uzar o keskin kokusu sarının
yanmak azaltır aşkın acıyı
siyah duman leke cayır cayır hepsi bir
cehennem kayar bir yumurta gibi içinden
kim gelir oturursa üstüne sıcak
derviş hırkası gibi üstünde serinlik
yayılır etrafa gül ve diken
konuşması bir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)