31 Temmuz 2012 Salı

Sorunlu Aile / A.S.Neill

-Cinsellik-
Yaşamdaki en büyük günah, cinsel olanıdır. Yaşama karşı gösterilen bütün olumsuz tutumların temeli bu günahtır, ayrıca, tekrar ediyorum, kendilerinde cinsellik günahı bulunduğu duygusunu taşı­mayan çocuklar, ne dine başvururlar ne de herhangi bir gizemciliğe. Burada cinsellik konusunda kuramsal sözler söylemek istemiyorum: erken eğitim sayesinde coşkusal vebayı öldürüp öldürmeyeceğimizi anlamaya çalışıyorum. O korkunç eski yöntemleri sergilemekle başla­yacağım. Ben altı yaşımdayken kız kardeşimle birbirimizin üreme or­ganlarını keşfettik ve doğal olarak onlarla oynadık. Annem bunu anla­dığında müthiş azarlandık, ben saatlerce karanlık bir odaya kapa­tılarak, diz çöküp tanrının beni bağışlaması için dua etmek durumunda bırakıldım. Bu erken şoku atlatmam onlarca yılımı aldı hatta bazen acaba tümüyle atlattım mı diye soruyorum kendime. Milyonlarca kişi benzer deneyimler yaşadılar, günümüzde milyonlarca kişi bu türden iş­lemlerle karşılaşmaları nedeniyle doğal sevme yaşantılarını nefrete ve yıkıcılığa dönüştürmüş durumdalar. Bugün milyonlarca insana üreme organlarına dokunmanın kötü ya da günah ya da (kırsal yörelerde) ayıp olduğu söylenmekte. İşte bu yüzden Wilhelm Reich adeleleri kasılmış ve ruhsal durumları saptırılmış insanların kendilerini bir zırha bürüyerek yaşama tepki gösterdiklerini söylüyor. Herhangi bir cinsel bastır­mayla karşılaşmış her çocuğun karnı tahta gibidir. Duyguları baskı al­tına alınmış bir çocuğun soluk almasını izleyin, sonra da bir kedi yav­rusunun ne kadar güzel soluk alıp verdiğine bakın. Hiçbir hayvanın karnı kaskatı değildir, hiçbir hayvan cinsellik ya da tuvalet konusunda herhangi bir bilince sahip değildir... yerleri kirletmemeleri için bilinç­lendirdiğimiz köpek gibi hayvanları saymazsak elbet.
Öyleyse çocuklara nasıl davranacağız? Çocuk, daha ilk andan baş­layarak kendi bedeninin istediği her yanına dokunmakta özgür bırakıl­malıdır ama gene de toplumun duygusal vebası kin uyandırıcı gücünü gösterir. Ruh doktoru bir dostum, dört yaşındaki oğluna şu sözleri söy­lemek durumunda kalmış: "Bob. yabancı insanların yanında pipinle oynamamalısın, çünkü onlar bunun kötü olduğunu sanıyorlar. Bunu yalnızca evde ve bahçede yapabilirsin." Bu dostumla konuyu konuş­tuk; ikimiz de çocukları cinsellikten nefret eden yaşam-karşıtı öğeler­den korumanın olanaksız olduğu sonucuna vardık. Ana babaların yaşa­ma içtenlikle inanan kişiler olması halinde çocukların ana babanın ver­diği özgürlüğü kabullenmeleri ve dıştan gelen erdemlilik kurallarını benimsemeleri içimizi biraz rahatlatıyor, ama gene de beş yaşında bir çocuğun mayosuz denize giremeyeceğini öğrenmesi, cinselliğe çok küçük de olsa bir çeşit güvensizlik oluşturması için yeterli.
Günümüzde kendi kendine cinselliği doyurmaya yasak koymayan pek çok aile var. Bunlar, kendini doyurmanın doğal olduğunu düşünü­yor ve bu isteği bastırmanın yaratacağı tehlikeleri biliyorlar. Harika. Çok güzel. Ama bir sonraki adım, yani karşı cinsle cinsel deneyimler yaşamak söz konusu olduğunda bu aydınlanmış ebeveynlerin bazıları direniyorlar. Küçük oğullarının diğer küçük erkek çocuklarla cinsel oyunlar oynamasında sakınca görmüyorlar, ama bir kızla bir erkek ço­cuk cinsel oyuna girişirse büyük bir tehlike karşısındaymış gibi kaska­tı kesiliyorlar. Eğer benim iyi ve iyi niyetli annem benden bir yaş kü­çük olan kız kardeşimle cinsel oyunlar oynamamı görmezden gelsey­di, cinselliğe karşı-sağlıklı bir yaklaşım benimseyerek büyüme fırsatı­mız olacaktı. Erkekteki cinsel güçsüzlük, kadındaki soğukluk, karşı cinsle ilişkiye yöneltilmiş ilk engellemeden ne kadar sonra başlamıştır acaba? Eşcinsellik, aynı cinsle oynaşmanın hoş görülmesinden ve kar­şı cinsle oynaşmanın engellenmesinden ne kadar zaman sonra başladı acaba.
Belki de İngiliz devlet okullarının yeğlenmesinin nedeni, karşı cinsle oynamayı tümüyle yasaklaması ve aynı cinsle oynamaya izin vermesidir. Burada yazmaya ara verdim ve Reich'a bu konudaki görü­şünü sordum. Tıpkı pornografinin, ahlâkçılığın süpabı olması gibi. eş­cinsel oyunların da cinsel baskının süpabı olduğunu söyledi. Yaşamın "günahı", müthiş haz veren orgazmla son bulan heteroseksüel edimdir. Eşcinsel oyun, bu tehlikeyi, dolayısıyla da karma eğitim korkusunu, kendini doyurmanın bir sonraki evresi olan eşcinselliği kabullenme korkusunu ortadan kaldırır. Çocuklukta karşıcinsle cinsel oyun. sağlık­lı, dengeli bir yetişkin cinsel yaşamına giden en iyi yoldur.
Bazı anne babalar, çocuklukta karşı cinsle cinsel oyunlar oynanma­sını, delikanlılık çağındaysa bunların dizginlenmesini olağan karşılar. Çocuklar cinsellik konusunda ahlâk eğitimi almamışlarsa sağlıklı bir yetişkinlik çağına ulaşırlar; ahlâkçıların kaygılandığı rastgele cinsel ilişkide bulunan gençler haline gelmezler. On altı ve on yedi yaşların­da kızları olup da kızlarının cinselliğini yasaklamayan altı anneye şu soruyu yönelttim: "Sizce kızınız isterse cinsel ilişkide bulunmalı mı?" Sadece ikisi evet dedi. Diğerlerinin öne sürdüğü neden ilginçti: "Daha küçük." "Hamile kalır diye korkarım." "Kötü birini başına sarabilir."


Delikanlılık ya da genç kızlık dönemi cinsel yaşamı günümüzde onaylanmıyor, biliyorum. Belki de çoğu bedensel hastalıklara olduğu gibi kansere de cinsel baskının neden olduğuna Reich beni inandırdı­ğından yarının bedensel ve ruhsal sağlığına giden yol bu çağlarda cin­sel yaşamı yaşamaktır yolundaki görüşümü yazabileceğimi de biliyo­rum. Yazabilirim, ama benim okulumda, genç öğrencilerimin birlikte yatıp kalkmalarını onaylamam halinde, okulumun yetkililerin baskı­sıyla karşılaşma tehlikesine düşeceğini de biliyorum, bu yüzden Fre- ud'çuluğun dilediğini söylemeyi, ama dilediğini yapmamayı öğütlediğini yazarak kibarlık ettim. Ama okulum, insan yaşamında çok küçük bir kalemdir, bense, gelecek günleri, toplumun, cinsel baskının ne denli tehlikeli olduğunu anlayacağı dönemleri düşünüyorum. Reich'ın dediğine göre toplum, ancak ve ancak, insanlık, yaşam-karşıtı baskının korkunç bedelinin insan hastalıkları olduğunu öğrendiğin­de, çaresizlik içinde, kanserin, veremin ve yaşamı yok eden tüm diğer süreçlerin yarattığı yıkıcı etkileri durdurmaya çabaladığında bunu daha iyi anlayacak. Reich, başkalarının tahmin ettiğini, biyolojik olarak kanıtlıyor. Otuz yıl önce Homer Lane, bedenden nefret etmeyi savunan ahlâkçıların hastalığın nedeni olduğunu söylemişti. Groddeck de buna benzer bir şey söylemişti. Reich'ın önemi, bunu kanıtlayacak konum­da bulunmasından kaynaklanıyor. Ahlâkçı eğitim, düşünme sürecini dolaşık hale getirmekle kalmıyor, yapısal olarak bedenin içine giriyor, bedeni sözcüğün gerçek anlamında zırhla çeviriyor, onu kaskatı hale getiriyor, karnını kasmasına neden oluyor. Reich'ın yeni biyofiziğini ve Orgone kuramını yorumlamaya yeterli görmüyorum kendimi. An­cak şunu söyleyebilirim ki, kitapları incelendiğinde, ruhçözümlemesi konusundaki yapıtları okumak olanaksızlaşıyor. Bana göre onun kitap­ları çok önemli, çünkü insanlığın nasıl kurtarılacağını bulma umuduy­la yıllarca psikoloji eğitimi gördüm. Başarılı olamadım. Reich'ı yeni bir kurtarıcı olarak gördüğümü söyleyecek değilim, ama onda insan­lığın sefaleti sorununa yeni bir yaklaşım, sinir hastası olmayacak çocuklar yetiştirme amacıyla yürüttüğüm işimi sürdürmem için beni yüreklendiren bir yaklaşım buluyorum. Bir kuşak hiçbir şeyi kanıt­lamaz, biliyorum; her bir Summerhill öğrencisinin sinir hastalığından uzak kalmasını beklemiyorum, sonuçta bu toplumda kim kompleksiz olabilir? Yapay cinsellik tabularına bağlı kalmama yönündeki bu baş­langıç, gelecek kuşaklar için yaşamı seven bir dünya oluşturacak diye umuyorum.
Cinsel eğitime dönüyorum. Çocuğun sorularına anne baba doğru yanıtlar verir, ona yasaklar koymazsa, cinsel eğitim, doğal çocukluk sürecinin bir parçası haline gelir. Sözümona bilimsel yöntem kötüdür... Bu yöntemle kendisine cinsellik "öğretilen" bir genç tanıyorum, polen sözcüğünü duyduğunda yüzünün kızardığını söylüyordu. Cinsellik konusunda olguların bilinmesi önemli, ama cinselliğin coşkusal içeriği daha da önemli. Doktorlar cinselliğin anatomisini çok iyi bilirler, ama Okyanusya'dakilerden daha iyi sevişmezler; hatta belki de bu konuda hiç iyi değildirler. Babasının, kendi organını annesininkinin içine koy­duğu bunu neden yaptığı yolundaki sözleri çocuğu ilgilendirmez. Cin­sel oyunlar oynamasına izin verilmiş bir çocuk neden diye sormaz. Cinsellik bilgilenmesinin bir parçası olarak evde çıplak gezilmesinden yanayım, ama anladığım kadarıyla çıplaklık kültü de yeni bir cinsel baskı biçimi olabilir. "Gördün mü işte. Cinsellik önemli değil." Şimdi okulda ve evde yanlış cinsel eğitimin sonuçlarına göz atalım.
Gece işemeleri. Kuşkusuz çoğu olgu, cinsel baskıdan kaynaklan­mıştır. Gündüz dokunulmaması gereken cinsel organ gece kendi ener­ji boşaltımını gerçekleştirir. Gece işemesi genellikle gençlik çağına dek sürer. Bir doyum biçimi yasaklandığında, çocuk, daha erken bir doyum biçimine dönme eğilimi gösterir, kendini doyurmanın bastırıl­masının da çocuğu gece işemelerine, yani gelişmenin bebeksi evresine döndürdüğü söylenebilir. Psikolojik tedavi uyguladığım yıllarda gece işemelerine son vermek, en zor tedavilerden biriydi, hatta, iyileştir­meden çok başarısızlığa uğradığımı bile söyleyebilirim. Çalma alış­kanlığını gidermek görece olarak kolaydır, ama gece işemesi kişiliğin derinlerine kök salmıştır. Çok inatçıdır, ayrıca, hem ruhsal hem beden­sel bir olgudur, deyiş yerindeyse ilk kronik hastalıktır. İyileştirme Reich’ın Orgonterapi tekniğinde yatıyor olabilir, ama bilmiyorum, ay­rıca ben gece işemesinin durdurulmasından çok önlenmesi çarelerini arıyorum. Bazı doktorlar, bu hastalığın genellikle asit oranı ya da idrar torbası hastalığı gibi fiziksel nedenlerden kaynaklandığını öne sürüyorlar. Bildiğim tek şey gece işemesinin devamlı olduğu bir ol­guyla karşılaşmadığımdır; Bill, evde yatağını ıslatıyordu ama okulda değil ya da bunun tam tersi: Jane eve tatile gitmezden bir hafta önce okulda yatağını ıslatmaya başlıyordu. Cinsellik suçluluğu duymayan bir çocuğun işeme gibi bir sorunla karşılaşmayacağından nerdeyse eminim.
Hırsızlık. Bu genellikle sevgi yokluğunun belirtisidir, dolayısıyla ancak ve ancak kurbana sevgi göstererek alt edilir. Bu nedenle genç bir hırsıza altı peni vererek onu ödüllendiriyorum. Ödül çocuk için şu anlamı taşıyor: Seviliyorum, onaylanıyorum. Er ya da geç hırsızlık kesiliyor, çünkü para ya da eşya biçiminde simgesel olarak çalman sevgi, şimdi çocuğa öğretmen tarafından serbestçe verilmektedir. Bu yalın bir olgu: çalma ana baba sevgisinin yokluğundan ve aynı zaman­da ana babanın cinsellik konusundaki yasaklamalarından kay­naklandığında durum daha karmaşık oluyor. Yasaklanmış bir şeye elde olmadan el atma şeklindeki kleptomani (çalma hastalığı) bu kategoriye girer; burada çalınan nesne, kendini doyurmayı ya da mastürbasyonu simgelemektedir. Anneyle baba yaptıkları hatayı anlarlar, ve çocuğa baskı yapmakla hata ettiklerini açıkyüreklilikle söyleyip yeniden başlarlarsa bu türden çalma alışkanlığının giderilmesi kolaylaşır. Tek başına öğretmen bunu pek düzeltemez, okulla ailenin yakın işbirliği gereklidir, elbet burada öğretmenin de bir ahlâkçıbaşı ve yaşam düşmanı olmadığı varsayılmaktadır. Bir robotu hareket ettirecek en elverişli kişi onu başlangıçta yapan kişidir. Burada iyileştirme yön­temleri beni kaygılandırmıyor; yapmak istediğim tek şey hırsızlık yapan çocukların anne babaların önce kendilerini incelemeleri, hangi davranışlarının çocuklarını dürüstlükten uzaklaştırdığını anlamaları konusunda ikna etmek. Suçu kötü arkadaşlara, gangster filmlerine, baba orduda savaştığından baba denetimi yokluğuna yüklemek, yanlış kapıyı çalmak olur. Bütün bunlar yanlış bir yöntemin belirlenmesine yardımcı olur kuşkusuz; cinsellik konusunda doğal haline bırakılarak yetiştirilmiş bir çocukta bütün bunların hiçbir etkisi yoktur. En önem­li neden belki de yaşamın ilk haftalarında, ellerin hırsla üreme organ­larından çekilmesinde yatmaktadır.
Yıkıcılık. Bu. nefretin harekete geçmesi, simgesel cinayet anlamına gelir. Bu yalnızca çocuklara özgü değildir; savaş sırasında evleri ordu tarafından kuşatılan aileler, askerlerin çocuklardan çok daha yıkıcı olduklarını gördüler, elbet onların işi yıkıcılık. Yaratma, yaşam, yıkma, ölüm demektir. Dolayısıyla yıkıcı çocuk yaşama karşıdır. Her şeyin çok yalın olduğuna dikkat çekmek istiyorum, çocuktaki her bozuk­luğun saptırılmış cinsellikten "başka bir şey" olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Yıkıcılığı oluşturan öğeler pek çoktur.... bazen yıkıcı kişiden daha çok sevilen bir kardeşi kıskanmak söz konusudur: bazen sınırlayıcı yetkeye karşı isyanı dile getirir; bazen de "acaba içinde ne var?" merakından başka bir şey değildir. Asıl etmen yıkıcılık olgusu değil, içerdeki bastırılmış nefrettir, bu öyle bir nefrettir ki, koşullar elverdiğinde sadist bir Gestapo yaratacaktır. Bu içinde, ana okulundan darağacına dek uzanan bir yelpazede nefretin yeşerdiği dünyanın hastalığıyla uğraşması açısından yaşamsal önem taşıyan bir sorundur. Sevgi vardır elbet, hem de çok sevgi vardır, eğer o olmasaydı, yaşam karşısında çok umarsız kalacaktık. Sevgi, her anne babanın ve her eğiticinin keşfetmeyi, beslemeyi ve vermeyi amaçlaması gereken şeydir.
Genç hırsız sevgiden yola çıkmıştır, sevmek isteyen, çocuklarının sevmesini isteyen anne babaların bastırdığı yaşam sevgisi onu yön­lendirmiştir. Çalışmaktan canı çıkan, sakin bir baba oğlunun beslediği sevgiyi yaşamdaki vaizlerin ve sevinç katillerinin nefrete dönüştürme­sine neden izin verdiği yaşamın en büyük gizemlerinden biridir. Din yavaş yavaş ölmekte: Sinema izleyicilerinin yüzde iki ya da üçünün kiliseye gittiği söyleniyor. İyi güzel, ama gene de sinemaya gidenler dinin aşıladığı cinsellikten nefret etme özelliklerini koruyorlar, üstelik tanrıtanımazlar da dindarlar kadar kolaylıkla problem-çocuklar yetiştiriyorlar.

Ceza yasamız, sorunlu ailelerimiz ve disiplinli okullarımız var oldukça yıkıcı çocuk yetiştirmeyi sürdüreceğiz. Bir baba, cinsellik ve sevgi yasaklaması konusunda kendi adına hiçbir şey yapmamayı seçerek küçük oğlunun sorunlu bir çocuk olmasına yol açabilir.