2 Temmuz 2012 Pazartesi

Telaş / Octavio Paz



Uyuşukluğuma, şiş gözlerime, dolu işkembeme, mağaradan
henüz ayrılmış gibi görünmeme karşın hiçbir zaman
durmam. Acelem var. Her zaman telaş içinde oldum. Gece
gündüz bir arı vızıldar beynimde. Sabahtan geceye,
uykudan uyanışa, kalabalıklardan yalnızlığa, şafaktan
alacakaranlığa zıplarım. Dört mevsimden her birinin bana
varsıl sofrasını sunması yararsız; kanaryanın sabah şakıması
yararsız, yararsız yaz ırmağı gibi sevimli oluşu döşeğin, şu
yeni yetme kız ve gözyaşları, güzün sonunda dinen. Öğleyin
güneş ve onun billur sapı boşuna, onu süzen yeşil yapraklar,
onu yadsıyan kayalar, onun yonttuğu gölgeler. Bütün bu
saltanat yalnızca hızlandırır beni. Yokum ve geri dönerim,
öksürür ve aksırırım, bir sırıtışta çevrilirim, ezerim,
dışarıdayım, içerideyim, sinsi sinsi dolanırım, flüt sesi
işitirim, derinlerindeyim aklımın, kaşınırım, sanılar
geliştiririm, iftira ederim, giysimi değiştiririm, daha önceki
bana eyvallah derim, ne olacağım üzerinde ağır ağır düş
kurarım. Hiçbir şey durduramaz beni. Telaşlıyım,
gidiyorum. Nereye? Bilmem, hiçbir şey bilmem- olmam
gereken yerde olmadığımı bilirim yalnızca.

Gözlerimi açtığım ilk anda bile yerimin şu bulunduğum yer
olmadığını, ama bulunmadığım ve hiç olmadığım yer
olduğunu biliyordum. Bir yerlerde boş bir yer var ve bu
boşluğu ben dolduracağım, ve o benimle verimli olacak
anlamsızca, benimle köpüklenecek o gedikte oturacağım o
bir fıskiyeye ya da kızgın kaynağa dönüşünceye dek. Ondan
sonra benim boşluğum, benim şimdiki halimin boşluğu,
kendisi ile dolacak, taşıncaya kadar varlıkla dolacak.

Olmak için acelem var. Kendi ardımdan koşarım, kendi
yerimin ardısıra, kendi gediğimin ardından. Kim ayırdı bu
yeri benim için? Nedir kaderimin adı? Kimdir ve nedir beni
duygulandıran ve kim ve ne bekliyor beni bütünlemek için
kendini ve beni? Bilmiyorum. Acelem var. Sandalyemden
kıpırdamasam bile, döşeğimden kalkmasam bile. Kafesimde
dönsem dönsem bile. Bir adla, bir jestle, bir tikle devinir ve
yer değiştiririm. Bu ev, bu arkadaşlar, bu ülkeler, bu eller,
bu ağız, bu imgeyi biçimlendiren ve habersizce bilmem
nerden kopup gelen ve göğsüme çarpan şu harfler, bunlar
benim yerim değil. Ne bu ne de şu benim yerim değil.

Bana destek olan ve benim kendimi destekleyerek destek
olduğum bir perdedir, bir duvar. Telaşım atlar hepsinin
üstünden. Bu gövde sunar bana kendi gövdesini, bu deniz
çeker kendi karnından yedi dalgayı, yedi çıplağı, yedi beyaz
kasketi, yedi gülümsemeyi. Teşekkür ederim onlara ve
aceleyle ilerlerim. Evet, yürüyüş keyifliydi, söyleşi öğretici,
hâlâ erkendir vakit, işlev bitmedi, ve hiçbir biçimde sonu
bilirmiş gibi yapamam. Üzgünüm: Acele ediyorum.
Sıkıntıdayım telaşımdan kurtulmak konusunda. Yatmak için
acele etmekteyim ve kalkıp şunu söyleyecek kadar telaşlı:
Hoşçakal, acelem var.

Çevirmen:Ali Cengizkan