8 Şubat 2013 Cuma

Korunmak İçin Aşı Olmak / Louis Pasteur


Pasteur, bulaşıcı hastalıklara karşı mücadelenin büyük öncüsü Edward Jenner’in eserlerini de dikkatle incelemişti: XVII. yy’ın sonlarından beri, çiçek aşısı yaygın biçimde uygulanıyordu ve Pasteur’ün de, çiçek aşısındaki virüsün çiçek hastalığına karşı ko­ruyucu bir rol oynaması gibi, çok güçlü olmayan mikropların da güçlü olanlarının sebep oldukları hastalıklara karşı koruyucu bir etkileri olabileceği yönünde güçlü sezgileri vardı. Çalışmalarını tavuk kolerasına ve koyunlardaki şarbon hastalığına kaydırdı. 1879 yılında, çalışma arkadaşları Emile Roux ve Charles Chamberland, tarihî bir hata yaparak bütün kolera mikrobu kültürleri­ni etüvde unuttular: bu hata, Pasteur’ün, mikropların zararlı et­kilerini azaltmak için bir yöntem bulmasına imkân verdi: mik­ropları zayıflatmak. Pasteur, kolera hastalığının bulaştığı tavuk kümeslerinde yaptığı ilk deneylerden başarılı sonuçlar alınca, koyun sürülerini kırıp geçiren şarbon hastalığına karşı da aynı yöntemle deneyler yapmaya girişti. 1881’de, Melun’de Tarımcı­lar Birliği, yeni aşı yöntemini halka tanıtmak için bir kampanya ve toplantı düzenledi. Bu gösteriye basının yanı sıra, Pasteur’ün karşıtları da büyük bir ilgi gösterdiler. Bir tarlaya 50 koyunluk bir sürü getirildi. Pasteur, bunlardan 25 tanesine şarbon aşısı yaptı, daha sonra sürünün koyunların hepsine şarbon mikrobu verdi. Birkaç gün sonra basın, deneyin olağanüstü başarısını büyük başlıklarla veriyordu: «aşılanmış» 25 koyun iyi durumda ayakta iken, diğerlerinden 18 tanesi ölmüş, 7 tanesi de komaya girmiş bulunuyordu.
O yıl, (1880) Pasteur, Fransız Akademisi’ne kabul edildi ve Légion d'honneur’ün «büyük haç» nişanıyla ödüllendirildi. Bu tarihte çoktan beri, özellikle, ailesinin memleketi olan Fransa’nın doğusunu kasıp kavuran kuduz hastalığıyla ilgilenmeye baş­lamıştı. Çalışmalarına geri döndü ve pek büyük bir güçlük çek­meden kuduz virüsünün azgınlığını azaltmayı başardı; ama kolayca tahmin edilebilecek felsefî nedenlerle, bu yeni aşı tek­niğini insanlar üzerinde denemekte tereddüt ediyordu: kuduz, öl­dürücü bir hastalıktı. Ama, 1885 yılında, Joseph Meister adında 9 yaşında bir çocuk, babası tarafından Pasteur’ün laboratuvarına getirildi: çocuk kısa bir süre önce, kuduz bir köpek tarafından ısırılmıştı. Pasteur ise, eğer herhangi bir çaba gösterilmezse, çocuğun acılar içinde kıvranarak ölmesinin kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Bu nedenle de, çocuğa aşıyı yaptı ve herkesin bildiği gibi çocuk kurtuldu. Bu, o tarihte altmış üç yaşındaki bu adam için büyük bir zafer oldu.