Yengeç / Cemil Yüksel


Ömrüm benim dalgın duruşum
Çocukluk, bir kıvam, kolayca sıyrılan tat
Erik bahçeleri, kayısılar, diri duran kiraz gölgesi
Dudakları birbirine yapıştıran incir
O incir ki öpüşmeyi öğretti sana
Ayaklanan ziller sonrası kaçışların heyecanı
Zorlanmış parmaklarla okunmuş misketler
Işıl ışıl misketler gibi tutmuştum ellerini
Bir taşı isabetle deviren oyunlar görünmeye
Pencereye çıksan yukarı çekildiğim şelale.
Ne çok direndi
Çokça taşlanmış ihtiyar teyzenin erikleri düşmemeye
Oysa eskitilmiş sapan koleksiyonları aynı ağaçtan.
Ömrüm benim dalgın duruşum, buldukların
Zihnindeki en keskin zula

Dahası gözleri için insin diye aşağı
Kuzgun apartmanındaki 9. numaralı zile
Kibritler sıkıştırdım, üç tane kısa çöp birden
Görünmemi isterdin ama koy ver
Annen sokağı ayaklandıran imdat çağrısı
Durdum, baktım, hoşlandım küpelerinden.
Sonra sana söyledim, sadece sana söyledim
Ne çok sesle birden çıkıyorum 
Saçlarına değen o nice tebessümden

Ben bulutlara bakardım el yazısı işler gibi
Bir defteri süsleyen bulutlara, çocuk kızgınlığıyla
Göğün benden taraf uğuldadığını duydum üç kere
Bir deniz çalkandı durdu tarih sahnesinde
Sürekli baş dönmesi halinde taşıdım dünyayı

Görsel: Sarolta Ban