6 Aralık 2010 Pazartesi

Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar / Nazım Hikmet




28
Kemal'ciğim,
Bu mektubum biraz geç kaldı. Sana bir küçük şiir yollayayım diye oldu bu iş. Şiiri birazdan okursun. Son mektubunda tezgâha attığın yazıların, projelerin istatistiği beni tasavvur edemeyeceğin — hayır, edeceğin — kadar sevindirdi. Ne yapalım? Madem ki küçük hikâye bu kadar canını sıkıyor, yazma. Mamafi küçük hikâye müthiş silahtır, çok da güç şeydir. Bunları yine seni kışkırtmak için yazıyorum. Fakat doğrudur. Dört başı mamur küçük hikâye tıpkı dört başı mamur rubai gibidir. Akıldan çıkmaz. Fakat mademki tecrübe dahi etmek istemiyorsun, yazma... Bana Malatya romanından hiç bahsetmedindi. Şunun planını görmek isterdim. Çok merak ediyorum.
Senin buraya naklin işi için ben de yine sağa sola başvurdum. Beylik bir laf
vardır: Saadetler kaybedilince saadet olduklarını anlarız, diye bir şey. Beylik meylik ama, doğru. Tabii, bir bakımdan.
Bana bir gün Ahmet Haşim, "Kendi kendini tekrarlamaktan sakın ve kork," demişti. Haşim'de bu korkuyu anlıyorum. O hakikaten kendi kendini tekrarladığı için değil, tekrarladığı şey, . yani kendisi, yani şiirinin ana hattı çok basit, tekrarlanmaya değmeyecek ve tekrarlandığı zaman yaldızını kaybediveren bir nesne olduğundan böyle bir korkuya düşebilir ve bana bu halden sakınmamı söyleyebilirdi. Fakat ben şahsen bizim için — diyalek­tik materyalist realist muharrir olmak isteyenler için — böyle bir korkunun varit olamayacağını sanıyorum. Söylemek istediğimiz şey ve iddiamız öyle çok taraflı, öyle derin ve mürekkep ki, biz "kendimizi" tekrar etmekten değil, bilakis edememekten korkmalı­yız. Çünkü ancak bu tekrarla, pratikte, o tükenmez kaynağın işlenmesi kabil olur. Biraz karışık yazdım, ama sen arifsin, leb demeden leblebiyi anlarsın. Bir misalle — istersen — işi tasvir edeyim. 1939 senesinde İstanbul Tevkifhanesi'nde yazdığım bir şiircağız vardı, dünyaya geldiğime fevkalade memnun olduğumdan, toprağını, kavgasını, ekmeğini, hürriyetini filan sevdiğimden ve bu dünya üzerinde yalnız olmamaklığımın ve kavgada açık ve endişe­siz safıma girdiğimden filan bahseden bir yazı. Hatırladın mı? Şimdi 1941 senesinde bir şiir daha yazdım. Aşağıda okuyacaksın. Onda da ana hat, 20'inci asırlı olmakla övündüğüm — yani ilk şiirdeki dünyaya gelişten memnuniyet—olduğum safta olmanın bana yettiği — yani ilk şiirde saf ve kavga — ilah... Fakat bence bu öyle bir mevzudur ki bütün genişliği ve derinliği ve taraflılığı ile tespiti için daha birçok defalar, bir tek şair tarafından değil, hatta birçoklarınca da tekrarlanabilir ve tekrarlandıkça künhüne biraz daha yaklaşılmış olur. Her ne hal ise şimdi yeni şiiri yazayım.

YİRMİNCİ ASRA DAİR
— Uyumak şimdi,
uyanmak yüz yıl sonra, sevgilim...
— Hayır,
kendi asrım beni korkutmuyor,
ben kaçak değilim. Asrım sefil,
asrım yüz kızartıcı, asrım cesur,
büyük
ve kahraman.
Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman
Ben yirminci asırlıyım
ve bununla övünüyorum.
Bana yeter
yirminci asırda olduğum safta olmak
bizim tarafta olmak
ve dövüşmek yeni bir âlem için...
— Yüz yıl sonra sevgilim...
— Hayır, her şeye rağmen daha evvel.Ve ölen ve doğan
ve son gülenleri güzel gülecek olan yirminci asır
(benim şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecem),
senin gözlerin gibi, Hatçem,
güneşli olacaktır...

İşte bu kadar. Mamafi bu temayı daha çok tekrarlamak niyetindeyim. Mazide melce aramak kaçaklıktır, ama bir asır sonranın dalgasına düşmek de kaçaklık. Asrımızı bütün sefalet ve büyüklüğüyle, ölen ve doğan unsurlarıyla anlarsak ve faal olarak asrımızın kavgasına "hayat" cephesinden iştirak edersek ve kendi asrımızın saadete kavuşacağına inanırsak yaşadık diyebiliriz. Şimdi şiir için, roman için, hikâye için olsun bu temanın ne geniş, ne teferruatlı ve tekrarlana tekrarlana bitmeyecek imkânlar verebilece­ğini düşün.
Milli Destan'ı İsmet İnönü'den izin alıp neşretmek hususunda ki teklifini kemali ciddiyetle mütalaa etmekteyim. Çok alakalandı-ncı bir teklif. Zaten sende zaman zaman böyle hamleci, sezici görüşler vardır.
Benim kız, Suzan, hasta. Verem başlangıcı olmasından korku­yorum. Piraye her mektubunda seni anar.
Bütün selam ettiklerinin selamı var.
Odan yine eski oda mı, değiştirdin mi yoksa?
Gözlerinden öperim, kardeşim.