The Trotsky 2009 / Jacob Tierney


Filmin Amerikan yapımı olması ve ismiyle bir geçmiş imgesi taşıması yönünden öncelikle dikkati çektiğini belirtmek gerekebilir. Afiş tasarımında ne kadar bir gençlik filmi imajını yaratsa da; bu sınırları ne kadar eğlenceli gösterse de -gülmekten zevk aldığım çokça sahne var- ciddileşmesini gerektiği yerde kendini yere düşürmeyen bir yapım.

          Film, ilk bölümde baba ve oğul arasındaki belli iktidar çatışmasını su yüzüne çıkarıyor. Fakat bunu yaparken sanki bir ergenlik ve kabul görülme arzusunun farklı dayatma yöntemlerini kullanıldığını düşünüyorsunuz. Bu yüzden Troçki olduğunu ilan eden Leon -yani reenkarnasyon yaşadığını ifade eden karakterimiz- ve iktidar olarak karşısında durduğu ilk yer olarak babasını taaruz etmektedir. Babasının işyerinde sendika örgütlenmesine başlayan liseli Troçki işleri karıştıran ve çalışma düzenini bozan bir rahatsız edici olarak  izleyenin  pek özdeşlik kuramayacağı davranışlar sergiliyor. Gerçekten ne yapmak istediği konusunda emin olamıyorsunuz, bu sizde hem izlemeyi sürdüren bir öğe fakat öbür taraftan karakterimize biraz yukardan bakma bakışı edindiriyor. Çocuksuluğu, Troçki ile kurduğu bağ, yürüyüşü, kaş hareketleri, kitleler önüne çıkışı bir sempati uyandırıyor.

         Babanın -otoritenin- işleri yavaşlatan ve sendika için açlık grevine başlayan oğluyla baş etme yöntemi onu özel okuldan alıp bir devlet okuluna vermekle başka bir mecreya taşınıyor.  Leon gittiği devlet okulunda babasını nitelelendirdiği faşişt söylemi hemen diğer otoritelerde buluyor. Okul müdürü ve yardımcısı baskısı. Ve Leon disiplin cezasına çarptırlan çocukların doğal savunucusu olarak disipline izinsiz katılırken, otoritenin onaylamadığı ve sürekli sınırlar belirlediği alanlara girip çıkmaktaki rahatlığı öğrencileri etkiliyor. Gerçekte Leon ne istemektedir. Bu soru izleyiciğe bırakılmalıdır.

         Filmin en güçlü yanı; tereddüt etmeden yaptığımız her ne olursa olsun ondan aldığımız hazzın bizi sürekli canlı tutması. Bu film hayalkırıklıkları, pişmanlıklar, dostluklar, aşklar  ve her bir insani durumla deneyimlenerek yenilendiğiniz gerçeğinin altını çizerken bizi heyacanlandırıyor. 
Bir de ellerimizin az kullanılmış bir duruşunu savunuyor.



"Bıkkınlık" mı, "Kayıtsızlık" mı?

- Ne fark eder ki?
- Bıkkınlık.

Kayıtsızlık,
"ilgi yoksunluğu" durumudur.

Bıkkınlık ise; bir sebepten
öte gelen uyuşukluktur.




Eğlencesi sona erdikten sonra
hiçbir şey gerçek değilmiş.




Seninle ben var ya...
Dünyayı değiştireceğiz.