Şiirin Sebebi Üzerine Bir Deneme / Heinrich Böll


….
Bana herhangi bir metni nasıl ya da niçin yazdığım sorulduğunda inanın her tarafıma sıkıntı basar. Aslında yalnız bu soruyu soranlara değil, kendime de tatmin edici bir cevap verebilsem hakikaten çok mem­nun kalacağım, ama bunu asla yapamıyo­rum. O bağlamı, bütünlüğü içinde yeni baştan yaratmanı mümkün değil; keşke yapabilseydim, o zaman en azından benim yaptığım edebiyat, köprü inşa etmeye ya da ekmek pişirmeye göre esrarı daha fazla çö­zülmüş bir sürece dönüşebilirdi. Ve ede­biyat, bütün olarak yeniden cisimlenmiş haliyle, mesajı ve şekliyle besbelli özgürleştirici bir etki yapabildiğinden, bu süreci daha fazla kişi paylaşabilsin diye insanlara bu yeniden doğuşun kökenini anlatmak öncelikle çok yararlı olacaktır.
Öyleyse kendim edebiyat yaptığım açıkça ortada olduğu halde, niçin bunu izah et­menin yanına bile yaklaşamıyorum? İlk satırından son satırına kadar kendim kâ­ğıda geçirdiğim, tekrar tekrar değişiklik yaptığım, üzerinde yeniden çalıştığım, bir parça vurgusuyla oynadığım, yine de za­manla bana yabancılaşan, mazide kalmış ya da geçip gitmiş bir şeye benzeyen, gide­rek daha çok içe çekilen, hatta belirgin bir mesaj olarak başkaları için önemli hale ge­len bu şey nedir?
Teorik olarak baktığımızda, sürecin tama­men yeni baştan kurgulanması herhalde böyle olmalıydı; çalışma ilerledikçe yaratı­lan ve ayrıntılı olarak gidilmişse herhalde çalışmanın hacmi kendisinden kat kat da­ha büyük olan paralel bir protokol. Yal­nızca entelektüel ve zihinsel boyutun de­ğil, ayrıca duyusal ve maddi boyutun, zi­hinsel ve fiziksel beslenme ile metaboliz­manın, aydınlatıcı biçimde sunulan zekâ pırıltıları ile ruh halinin, çevrenin yalnız­ca enkarnasyon haliyle değil, aynı zaman­da arka perdede duran haliyle gördüğü fonksiyonun da tatmin edilip karşılanma­sı gerekecektir.
Örneğin ben, boş bir kafayla düşünceye dalabilmek için (bilindiği üzere, olduk­ça mistik bir egzersizdir bu), neredeyse tamamen boş bir kafayla spor karşılaş­malarını seyretmeyi severim. Gene de bu programların hepsi protokole dahil edilmek zorunda kalınır, çünkü bir şut veya sıçramadan sonra belki bir el hare­keti, bir gülümseme, yorumcunun bir lafı ya da bir reklâmla, hiçbir şey düşün­meden dalıp gitmiş halimde bir tepki kı­vılcımı doğabilir. Her telefon zili, hava­nın durumu, mektuplar, yakılan her si­gara, yoldan geçen her araba, bir matkap gürültüsü, ortamı bozan bir tavuğun gı­daklaması bu protokole dahil edilmek zorunda kalır.
….
Mesele Dergisi 2007 Haziranında yayınlamıştır.