Cinsellik ve Korku / Pascal Quignard



Cinsellik korkuyla bağlantılıdır. Apuleius'un yazıların­da Psykhe kendine şu soruyu sorar (Metamorphoses, VI, 5): "Hangi gecenin (tenebris) içine saklanabilirim, yüce Ve­nüs'ün {magnae Veneris) kaçınılmaz bakışlarından (inevita-biles oculos) kaçabilmek için?" Lucretius 'kaygılı bir istek'ten, 'korkutucu bir istek'ten (dira cupido) söz eder ve bu isteğin cupiditas'mı, insanların 'gizli yarası' (uolnere caeco) olarak tanımlar. Vergilius, aşkı 'insanı kör ya da gizli bir ateşle yakan eski ve derin bir yara' olarak tanımlar. Catullus'a göre aşk ölümcül bir hastalıktır (Carmina, LXXVI): "Ey tanrı­lar, acımak size özgüyse eğer, ölüm saati geldiğinde insan­lara korkudan başka şeyler de bağışlıyorsanız; bana çevirin gözlerinizi, görün zavallılığımı (me miserum adspicite). Gü­nahsız bir yaşamım oldu benim. Buna karşılık siz de beni esirgeyin. Beni aşk denen o vebadan (pestem) kurtarın; ke­miklerimin içinde donup kalmış, damla damla kanıma ka­rışan, sevinci (laeütia) yüreğimden kovan o zehirden kurta­rın beni."
...................................
Ressam, kesinlikle suskun bir şair değildir; şairin bir söz ressamı olamayacağı gibi. Eskilerin resmi, imge halinde yoğunlaş­mış bir şair anlatışıdır. Simonides şöyle diyordu: "Söz, ey­lemlerin imgesidir. " Etik an, imgenin 'sessiz sö­zü'dür. Bunu Yunanca söyleyecek olursak, zographia (canlı olanın yazıya geçirilmesi), imgenin içinde yoğunlaşan, 'su­sarak' (siöpösan) konuşan, diye ekliyordu Simonides, dü­ğümdür, entrigdir. İmge-eylemler insanların ethos halinde yoğunlaşarak (tanrılaşarak) öteki insanların belleğine gir­mesini sağlar.
Heykeltıraşın kafasındaki güzellik ideali etikti. Din­ginlik ile taşlaşmayı birbirinden ayırmak zordur. Bu, ölüm­süzlerin tranquilla pax'ı, placida pax*ı, summa pax'ıdır. Lucretius'un sanata yüklediği tuhaf amaç bu düşünceden kaynaklanır: 'Bilgelikten yoksun olana bir süre için bilge­nin dinginliğini kazandırmak'. Buysa tanrılaşmadır (tanrı­ya dönüşme): tanrıların bedenini kuşanmak. Dinginliğe erişmiş olanların katına varmak. Bu kişiler sevinci sarsıl­maz olanlardır, acıdan, acımadan, öfkeden, iyilikten, açgöz­lülükten, kıskançlıktan, ölüm korkusundan, aşk duygusun­dan, çalışmanın getirdiği yorgunluktan uzak olanlardır; dünyayı yönetmezler. Bakarlar yalnızca. Bunlar, kendileri­ne özgü ethos'larına göre sitenin ödenek ayırdığı, beslediği ölümsüz tiyatro masklarıdır.
Vergilius'ta, gelecek olan ölüm yüzünden benzi atmış, yanakları titrer, gözlerine kanın gölgesi düşmüş durumda­ki Didon, kendi canına kıydığı anda şöyle der: "Yaşamayı bitirdim. Şimdi, bir büyük imge (magna imago) gibi yerin altına ineceğim."
Güzellikte, devinimsizleşmiş tanrıdan bir şeyler vardır. İnsanlara, yaklaşan ölümün içinde bizi kollayıp bekleyen devinimsizliğin ve sessizliğin daveti­ni sunmaktadır. 'Büyük imge’, mezarın içindeki heykeldir. Resmin sorunu şudur: Sonsuz ânının içine gömülmüş bir tanrının görünüşü gibi bir görüntü nasıl yaratılabilir?
.........................................