Reich Orgonon'da: Yalnız


Bugün 3 Nisan 1952, Orgonon, Rangeley, Maine. Ben, Wilhelm Reich, aşağı ki evin büyük odasında tek başıma oturuyorum. Herkes gitti. Dün bütün gün ve bu sabah, adı­mı taşıyan Vakfın Yönetim Kurulu’nda bir toplantı yapıldı.
Herkes gitti ve ben dünle bugün Orgonon’u sarsan yı­kım (Oranur) konusundaki tutanaklara bir iki şey ekle­mek istiyorum. Burada, söylediklerimi dinleyen bir tek ki­şi yok; yalnız ses alma aygıtı tanığım. Dilerim ilerde bir gün, herhangi biri bu kaydı saygıyla, onca yıldır acunsal enerjiyi ve yaşam enerjisini araştırabilmek için gerekli yü­rekliliğe duyulacak saygıyla dinler.
Çektiğim büyük sıkıntının betimlenmesine, geçirdiğim uykusuz gecelerin, döktüğüm gözyaşlarının, harcadığım çaba ve paraların, gerek yanımda çalışanlara, gerek öğ­rencilerime göstermek zorunda kaldığım sabrın ayrıntıları­na girmek istemiyorum. Yalnız bir tek olguya değinmek istiyorum, ne burada, Orgonon’da, ne de New York’ta, var­lığının ta derinlerinden, yapmakta olduğum şeyi anlaya­bilecek ve yaptığım işte yanımda yer alabilecek tek bir can yok. Hepsi çok iyi insanlar. Doğru, dürüst, çalışkan kişiler, hepsine güveniyorum; hepsiyle —ya da çoğuyla— çok iyi dostuz. Ama bu, hepsinin, evet tek bir ayrık bırakmaksı­zın hepsinin, giriştiğim işe karşı oluşunu ortadan kaldır­mıyor.
Her biri benden nefret ediyor, işime burnunu sokuyor, çabamı yok sayıyor, lekeliyor, sığlaştırıyor; çabamın etki­lerini azaltmak için —şöyle ya da böyle— bir şey yapıyor, düşüncelerimin keskinliğini ve sivriliğini yumuşatıyor, 1912’den, daha doğrusu 1910’da annemin ölümünden beri yaklaşık kırk yıldır insanoğlunun çektiği acılar konusun­daki otuz üç, otuz dört yıllık dizgeli akıl yürütmemi bir moloz ve hiçlik yığınına dönüştürmek, hiçleştirmek üzere elinden geleni ardına koymuyor. Çevremde giriştiğimiz işi bütünüyle anlayacak ve bir an bile «HAYIR, OLMAZ» de­meyecek tek bir can yok.
Bu «HAYIR», «İstemiyorum»un, «Hoşlanmıyorum»un, «Bu işe hiç gönlüm yok»un, «Neden bu adam burada?»nın, «Neden varolması gerekiyor?»un, «Neden yerinde oturup uslu durmuyor? »un, «Başımıza onca dert açan şu Oranur deneyine neden girişiyor? »un ikiz kardeşi. Onlar yalnız derdi görüyor. Şu Oranur deneyinin hekimlik, dirimbilim ve genel olarak bilim için, ayrıca düşünbilim için taşıdığı anlamı görmüyor, ya da görmek istemiyorlar. Onlara so­rarsanız bu, yalnızca bir dert kapısı, bir hastalık, bir acı kaynağı. Ve zaman zaman —kendi düşüncelerini benim­semeye hazır olmasalar da— keçileri kaçırdığıma inandık­larını açıkça seziyorum. Bu tepki; yakın arkadaşlarımın ve birlikte çalıştıklarımın bu tepkisi, 8.000 ya da 10.000 yıl­dır, ataerkil düzenin yazgısına egemen oluşundan ve yeni doğmuş çocukta doğal sevinin yokedilişinden beri insan soyunu kasıp kavuranın aynısı. Bunun ayrıntısına girmek istemiyorum; yayınlarımda hepsi var. Yayınlarımı tanıyan­lar, ne demek istediğimi de biliyorlar.
Eğer bütün şu «İstemiyorum», «Korkuyorum», «Gön­lüm yok», «Gebertirim şunu», «Yamyassı ederim», «Yaşa­masına ya da varolmasına izin vermem »ler olmasaydı, bunların hepsi yapılarında, arzularında, olumlu, bilinçli is­teklerinde bulunmasaydı, yaşam enerjisinin çoktan bulgu- lanması gerekirdi. Hepsi dürüst ve iyi. Hayır, yapılarında var bu. Dokularında, kanlarında var. Acunsal enerji ya da yaşam enerjisiyle, ya da Tanrı adını verdikleri şeyle, ya da benliklerinin derinliklerinde yatan sevi gereksinmesinin karşılanmasıyla ilgili hiçbir şeye hoşgörüyle bakamazlar. Bakamazlar ve ondan korkarlar. Kişilik yapılarından ötü­rü korkarlar. Dokuları, kanlan buna uzanamaz, tutup ala­maz, uzak durur, kaçar ondan, ve gönülsüz bakar.
Bütün bunları çabalarını, onurlarını, sevgilerini, yaşam­larını gözden düşürmek için söylemiyorum. Doğru olduğu, öteden beri üretken cinsel etkinliğin, yaşamın, sevinin, Lawrence gibi insanların, Giordano Bruno gibi kişilerin dünya görüşünün, ya da İsâ gibi büyük yaşamların bulgulanması için giriştiğim çalışmalarla ilgili olarak yaptık­ları her şeyde, en sıradan devinimde, her sıradan sözcükte, ileri sürdükleri her görüşte, yazdıkları her sayfada ortaya çıktığı için söylüyorum.
Bu, insan soyunun acı, kimsesiz öyküsüdür. Kendimi bu bilmeceyi çözmek ya da bu konuda herhangi bir şey yapmak zorunda duyumsamıyorum. Ben rastlantıyla ya­şam enerjisini bulguladım. Oranur deneyimine katlanmak zorunda kaldım. Bunun hekimliğin, dirimbilimin, düşün- bilimin ve doğal bilimlerin geleceği için ne demek oldu­ğunu biliyorum. Bütünüyle bilincindeyim bunun. Ve bu bi­linç içersinde tam anlamıyla yalnızım, uzakta ya da ya­kında, konuşabileceğim, duygularımı çekinmeden açabile­ceğim, dostça söyleşebileceğim tek bir can yok. Bu kadar.