6 Aralık 2012 Perşembe

Kırklara Karışmak / Cemil Yüksel


                                                                                                                 Kenan Taşpınar’a

kelimelerin huzuruna gece ışıklarıyla
çıkmayı alışkanlık etmiş yürüyüşlerin
sesi vardı sende
sende karanlığı delip geçen çocukluk pırlantası
yarım yamalak bir anlatımla da olsa
büyülü ve itaatsiz bir sevmenin akışı
daha neler mi var
‘Mutlaka bunu da bilmeliyim’ dediğin bir uslanmama
altından kalkılamayacak bin mısra karası ömrün
kendini erkenden derin derin susması
‘Senle yola çıkılmaz!’ diye tutturmuş bir söylenişe inat
bir kolunda aşkla öbür kolunda ayrılığı
bir arada koşturmak
var da var babam
gözlerimle görmesem inanmazdım
buna denir işte kırkından sonra kudurmak

yine de ben söylemiş olayım
yoksa kan kusturur doğmuş olmamın açıklığı
ah yaşamak tekmeğiyle çarpan kalbi uçurumlu
köpüklenerek sabrı ve telaşı aralanmış bu dünyanın
köküne dinamitleri yer gözetmeksizin soksan da
kimseler ırgalamaz senin yalnızlığını
anlatılası zor bir çağla buluşuyoruz ki
heyhat
yalnızlıkta artık bir gürültüdür
kulaklarımızı tıkayarak kaçamadığımız.
kanser eden soruları saplı bir bıçak
dururken beynimin içindekiler
anladım bunu
o gün bugün selamlaşmıyorum
yeltenişi ölüm çağıran buluşmalarla.

çıkıp gelmeni bekliyorum
ilk ışıklarıyla omuz vermenin
bir an önce çarpılmalara tutmanı
içindeki geç kalmışlık duygusunu
gitmenin bile şiirlik bir yorumu kalmadı
bu dokunuyor insana
şimdi usulca kalsak eski toprak bir ‘hayır”da
biraz nefes alsak bir içimlik
sesimizi de yetiştirebiliriz vurulan arkadaşlara
ve zehriyle yeniden tanışabiliriz gazete kupürlerinin.

bozguncu bir merhabaya
gömüp alnımı yineliyorum
bu sabah uyanmazsa martılar
vah halimize
vaaaay  halimize.

                                                                            2005