7 Mayıs 2012 Pazartesi

Buğu / Cemil Yüksel



yalın çizmek yakışmıyormuş gibi
iklimi yosma, isterik, kurcalanınca yırtıklaşan
kramplarla uyanmış kelimelerle
kaleminde “işaretler” belirdi kan bulaştırıcı
yamru yumru acemi bir kapışmada.
otel odaları, şehvetin tekrar iniltileri
onların içinden, saatlerin pek anlamlı seçiminde
durduk yere çakılan bir kibritle alev aldı
ağzında durmaksızın bir üflemeyle büyüyen sıkıntı.
taşıdı ürpertiyi edep yerlerine tam vaktinde
yayıldı parmak uçlarına tamamlanmış bir hazırlık

yerden yükselen bulantı, kıvrılan kayışlar
bir kedinin sokak ortasında yaladığı
ağız dolusu tükürülmüş balgam
sıcakta parçalanmış çiğ yumurta kokusu
her türlü iğrenmenin resimleri
yapışkan bir acıdan çıkmaya çalıştıkça
anmak için kullanılmış her mürekkep
kendine dönmüş bir isyan gibi yolmakta saçlarını

kulakların artık yaşlı, yetişmeyecek kadar sesine
beklediğin Cemil de o Cemil değil,
kâğıdın kestiği söz değil sadece,
şehvet şu boyunla kaldın, etinle,
sönmeyen ızgaralarında yere kapaklanmanın!

ummak yok, yarın yok,
yumruklanmış bir göz gibi
kendine elleyip bulmak yok
mutsuz bir tas gibi dökmek yok içinden
kırılan her şeyin derin bir sürtünmeyle
taşıdığı o zora koşma isteğini,
hele hele sana
kanmak yok yığınla kumun ötesindeki vaha

durdun, inceldin, arınmış tebeşir kadar beyaz
atını sevmeyi unutan bir seyis gibi korktun
türkçe bu alıp kucaklardı en uzun anne kollarıyla
binmeseydin sırtına alıp götürmesi için seni

Görsel: The Absinthe Drinker, 1901 Pablo Picasso