9 Mayıs 2012 Çarşamba

Sonsuz Olarak Başkasılık ve Aşkın Anlaşılmazlığı / Levinas


Bu kitabın alt başlığı "Dışardalık Üstüne Deneme"dir. Levinas'ın temeldeki fikri, Öteki'nin (her zaman için, saygı ifade eden bir büyük harfle yazılır) bütünüyle başka olduğudur, bütünüyle dışarda ve her türlü sahiplenmenin, mülkiyetçiliğin, özümleme ve ben­liğe indirgeme fikrinin üstündedir, böylelikle mutlak aşkınlığı temsil eder. Öteki'nin başkasılığı kesinlik­le başkadır, beni bütünüyle aşar, benzer olanla özdeşleştiremem onu, benzer olana indirgeyemem, "bütünüyle sahiplenemem" (söz­cüğün Hegel'deki benimsenmiş anlamıyla), onu özümseyerek ken­dime mal edemem: Tanrı gibidir.
Öteki, Mutlak-Öteki, yani Mutlak. Öteki benim yadsınmam, karşıtım, Aynı olanın karşıtı değildir yalnız­ca (benden başka, benden farklı, benim tam karşıtım, bana muhalif olan, hatta Hegel ve Marx'tan Sartre'a kadar Hegelcilerin kanıtla­maya çalıştıkları gibi, benim kimli­ğimin tamamlayıcısı), olumlu aşkınlıktır, "metafizik olarak arzula­nan Öteki'dir" (Aristoteles'in "me­tafizik" tanımına bir gönderme, "arzulanan" bilim olarak ilk felse­fedir metafizik). "Dışardalık bir yadsıma değil, bir harikadır" [Bü­tünsellik ve Sonsuz], "Bu devini­min son durağı -dışarısı ya da baş­kası- en üstün anlamıyla başkası'dır. Hiçbir yolculuk, hiçbir iklim ve dekor değişikliği burada ortaya serilen arzuyu doyuramaz. Metafi­zik olarak arzulanan Öteki, yedi­ğim ekmek gibi, yaşadığım ülke gi­bi, seyre daldığım manzara gibi, kimi zaman kendime karşı kendim gibi, şu 'ben', şu 'başkası' gibi "başka" değildir. Bu gerçekliklerle "beslenebilirim" ve geniş bir ölçü­de, sanki yalnızca eksikliklerini hissetmişim gibi kendimi tatmin edebilirim. Bu noktada bile, onla­rın başkasılığı, düşünen ya da sa­hiplenen olarak benim kimliğimde erir" (a.g.y). Ayrıca Levinas a contrario, Aristophanes'in Şölen'de an­lattığı ve bilindiği gibi, aşkı, âşıkla­rın yeniden oluşturmaya çalıştığı bir birlik özlemi olarak sunduğu mitosa gönderme yapar. Ona göre bunun tam tersine, metafizik arzu ‘‘bütünüyle başka olana, kesinlikle başka olana uzanır" (a.g.y), ve Platoncu bir birleşme ya da Hegelci bir sentez girişiminde ancak alçala­bilir ve görmezden gelinebilir.
Dolayısıyla arzu farklılığı, yadsımayı, çelişkiyi ve Aynı olanla karşıtlığı kısıtlayan (farklı olanı özümsemek, onu aynı olana indir­gemek isteyen) gereksinime indir­genemez: aşkınlığı hedefler, dola­yısıyla kendini doyuramaz (yete­rince -satis- elde etmek gibi en güçlü anlamıyla)*. Öteki'nin mut­lak olumluluğu, kavranamaz, özümsenemez, indirgenemez do­ğası, "görünmezliği" karşı koyar buna. Bundan böyle aşk belirsizle­şir: bir gereksinim nesnesinin he­defidir, dünyevi bir zevktir, Öte­ki'nin haz alma istencidir, ama ay­nı zamanda aşkınlık arzusudur - bu "teğetlik", "erotik" olanla, "ikircilliğin en yetkin örneğiyle" ortaya çıkar ve simgelenir, ele geçirme (cinsel olarak elde etme) ve uzak­lık, Öteki'nin ulaşılamaz, bütünüy­le erişimimiz dışındaki doğası ara­sındaki oyun ya da belirsizliktir bu. Beklenti, temas ve uzaklık ola­rak okşama, aşkın bu belirsizliğini örneklendirir, Levinas da, buraya aldığımız ikinci metni izleyen say­falarda bu durumu çözümleyecek­tir: "Sevgili, ele geçirilebilir, ama olanca çıplaklığı içinde ona el değ­memiştir (...), Dişiye özü gereği el sürülebilir ve sürülmeyebilir {...}, şehvetli temasta bile dokunulamayabilir ona" (a.g.y). Burada Lucretius'un çiftleşme sırasında, part­nerin ele geçmez doğasıyla ilgili çözümlemesini doğrulayan olumsuz -ya da daha çok "olumlu"- bir değişke buluyoruz, güzellikten alı­nacak hiçbir şey yoktur, der şair, aşkta arzunun uyandırdığı hayal­lerden başka: "Güzel bir çehreden ve hoş bir pembelikten bedenimizi doyuracak hiçbir şey sızmaz içimi­ze" [Doğa Üstüne, IV, 1094-1096]. Lucretius, "ele geçmez" der, Levi­nas ise "Öteki'nin erişilmez başkasılığı" diyecektir.
* Kendini doyurmak: Fransızcada "satis-faire". (Ç. n.)

A. Alışılageldik arzu çözümlemesi benzersiz iddiasının üs­tesinden gelemeyecektir. Her yerde yorumlanan arzunun teme­linde bulunan şey gereksinim olacaktır; arzu, muhtaç ve kusur­lu ya da geçmişteki üstünlüğünü yitirmiş bir varlığı gelip bula­caktır. Bir şeyleri yitirmiş olmanın bilinciyle çakışacaktır. Her şeyden önce bir özlem duygusu, geri dönme sıkıntısı olarak gö­rülecektir. Ama bu durumda gerçekten başka olandan kuşku duymayacaktır bile.
Metafizik arzu geri dönüşe heveslenmez, topraklarında doğmadığımız bir ülkeye duyulan arzudur çünkü. Her şeyiyle bize yabancı, yurdumuz olmamış, asla yerleşemeyeceğimiz bir ülkeye duyulan arzudur. Metafizik arzu öngörülmüş hiçbir ya­kınlığa dayanmaz. Doyurulamayacak bir arzudur. Doyurulmuş arzular ya da cinsel gereksinimler, hatta ahlaki ya da dini ge­reksinimler hafife alınır çünkü. Aşkın kendisi de bu şekilde, yü­ce bir açlığın giderilmesi olarak görülür. Bu dil olanaklıysa eğer, arzularımızın çoğu arı değildir, aşk da öyle. Doyurulabilecek arzular, ancak doyum fikrinin düş kırıklığı yaratması, ya da şehvetin ta kendisini oluşturan doyumsuzluk ve arzunun şid­detlenmesiyle metafizik arzuya yaklaşırlar. Metafizik arzunun niyeti başkadır - kendisini doyurmakla kalacak her şeyin ötesi­ni arzular o. İyilik gibidir -arzulanan, bu arzudaki boşluğu dol­durmaz, derinleştirir.
B. Aşkınlığın metafizik olayı -Öteki'ni karşılama, arzu-konukseverlik ve dil- aşk gibi gerçekleşmez. Ama söylemin aşkınlığı aşka bağlıdır. Aşkınlığın aşkla birlikte, nasıl dilden daha uzağa gittiğini ve gidemediğini göstereceğiz.
Aşkın bir kişiden başka varışı yok mudur? Kişi burada bir ayrıcalıktan yararlanır - aşkın niyeti Öteki'ne, dosta, çocuğa, kardeşe, sevgiliye, anne babaya yönelir. Ama bir şey de, bir so­yutlama, bir kitap da aşk nesnesi olabilir. Şöyle ki, temel görü­nüşlerinden biriyle aşkınlık olarak Öteki'ne yönelen aşk bizi içkinliğin ötesine götürür: varlığın, arayış girişiminde bile bulun­madan önce bağlandığı şeyi arayışının (üstelik onu bulduğu dışardalığa karşın) devinimini belirler. En yetkin serüven de ha­zırlıksız bir yönelmişliktir: Seçilmemiş olanın seçilmesi. Öteki'yle ilişki olarak aşk bu temel içkinliğe indirgenebilir, her tür­lü aşkınlıktan sıyrılabilir, yalnızca ortak doğadan bir varlığı, bir ruh ikizini arayabilir, ensest biçiminde ortaya çıkabilir. Platon'un Şölen'inde, Aristophanes'in, aşkın tek bir varlığın iki parçasını birleştirdiği yolundaki mitosu, serüveni kişinin ken­dine dönüşü biçiminde yorumlar. Haz bu yorumu doğrular. İçkinlik ve aşkınlığın sınırında yer alan bir olayın anlaşılmazlığı­nı açığa çıkarır. {...}
Aşkın olanın verdiği haz, ifadesinde bile neredeyse çelişki­lidir, aşk hakiki anlamda ne duyum olarak yorumlandığı erotik dilde bulur ifadesini, ne de aşkınlığı arzulama düzeyine yük­seltildiği düşünsel dilde. Öteki için, başkasılığını koruyarak bir gereksinim nesnesi olarak belirme olanağı, hatta Öteki'nden haz alma, aynı anda söylemin hem ötesinde hem berisinde yer alma olanağı, kendisine hem erişen hem de kendisini aşan mu­hatabının karşısındaki konumu, gereksinim ve arzunun, kösnül istekler ve aşkınlığın eşzamanlılığı, itiraf edilebilir olanın ve iti­raf edilemeyenin birbirini teğet geçmesi bu anlamda ikircilliğin en yetkin örneğini oluşturan erotiğin özgünlüğünü oluşturur.
Aşk Öteki'ni hedefler, onu zaafları içinde hedefler. Zaaf bu­rada herhangi bir sıfatın alt derecesini, bana ve ötekine ortak bir belirlemenin görece yetersizliğini göstermez. Sıfatların su yüzüne çıkışından önce, başkasılığın ta kendisini niteler. Sev­mek, başkası için korkmaktır, onun zayıflığının imdadına yetiş­mektir.

Eric Blondel / Aşk
Görsel :Michael Parkes