2 Mayıs 2012 Çarşamba

İhanete Uğrayan Baba Sevgisinin Istırapları / Balzac


Goriot baba ("baba" sözcüğü bir baba olduğunu işaret ederken, aynı zamanda diğer kiracıların kendisine verdiği bir takma addır) baba sevgisinin trajik figürüdür. Kendisini bütünüyle kızlarına, Delphine ve Anastasie'ye vermiş, hatta onlar için varını yoğunu feda etmiştir: Dul kaldıktan sonra onları yetiştirmiş, okutmuş, o dönemde şatafatlı, lüks ve saygın monden bir hayat getiren soylu bir evliliğin temsil ettiği, toplumun en üst sevi­yesine ulaşmaları için bütün serve­tini harcamıştır. Kendini feda et­mek, her şeyi unutarak vermektir: Goriot'nun kızlarına duyduğu sev­giyle gelen fedakârlık öylesine ek­siksizdir ki sonunda kaçınılmaz bir biçimde ölüme götürür onu, üste­lik alçaltıcı ve berbat koşullarda. Kızlarıysa bir kez servete ulaşınca, tüm sonradan görmeler gibi baba­larını inkâr ederler, onların gözün­de bir burjuvadan başka şey değil­dir artık, babalarının artık kendile­rine layık görmedikleri eski şehriyeci serveti, geriye dönük bir bi­çimde şereflerine leke düşürür. Bu nankörlükle, babalarını bir vebalı gibi uzakta tutar, onunla birlikte görülmekten utanır, onu inkâr ederler. Ama aynı anda, lüks ya­şantılarını sürdürmek, hatta koca­ları ya da âşıklarının kumar borçla­rını ödemek için babalarının serve­tinin son kalıntılarının (daha başka pek çok eşyayla birlikte eritip, pa­raya çevirmeye çalıştığı altın kap­lama sofra takımları) elinde kalma­sına da engel olurlar. Yüzüstü bıra­kılan, aşağılanan, her şeyini yitiren Goriot, para biriktirmek için yer­leştiği Saint-Marceau semtindeki (bugünkü Saint-Marcel-Gobelins) perişan Vauquer pansiyonunda can verir. Tuhaf yaşam biçimi yü­zünden kendisiyle alay eden ve gizli işler çevirdiğini düşünen di­ğer kiracıların haberi olmasa da, yoksunluklarla dolu bir yaşam sü­rer. Kiracılar arasında yalnızca genç Eugene Rastignac, son anla­rında Goriot'nun yanında bulunur, kızlarının ziyarete geleceğini söyle­yerek umut verip rahatlatmaya ça­lışır onu.
Bu kişiliği tanıtmak için, Bal­zac hiç kuşkusuz çıkarcı bir baba sevgisiyle, ikiyüzlü gösteriler ya­pan büyük kızlarına kanıp suskun ve ölçülü Cordelia'ya, onu seven tek kızına, diğerlerini tercih ederek bu hatanın kurbanı olan Kral Lear’dan esinlenmiştir. Kızlarının ihanetinin ve nankör uçarılığının bütünüyle farkında olan ve sevgi­sinin karşılığını görmeden kendini feda etmiş olmanın hoşnutsuzluğu içindeki Goriot Baba'nın karşılık beklemeyen cömertliğini, Balzac'ın nasıl vurguladığı fark edilecektir, Goriot diğerlerinin ve Tanrı'nın huzurunda affedecektir kızlarını ve canavarsı, affedilmez katılıkları­nı da -yalnızca sevgisiyle- bağışla­yacaktır. Bağışlama, mutlak bağlı­lık olarak aşktır.
"Olur şey mi, kızlarının biri bile gelmesin!" diye haykırdı Rastignac. "İkisine de yazacağım."
"Biri bile," diye karşılık verdi ihtiyar, yerinde doğruluverdi. "İşleri var, uyuyorlar, gelmeyecekler. Biliyordum. Çocukla­rın ne olduğunu öğrenmek için ölmeliymiş insan! Ah, dostum, evlenmeyin sakın, çocuk yapmayın! Siz onlara yaşamı veriyor­sunuz, onlar size ölümü. Siz onları yüksek çevreye sokuyorsu­nuz, onlar sizi kovuyorlar. Hayır, gelmeyecekler! On yıldır bili­yorum bunu. Bazı bazı düşünüyordum da inanmak istemiyor­dum."
Gözlerinden birer damla yaş çıktı, kırmızı kenarlarına akıp öylece kaldı.
"Ah, zengin olsaydım, servetimi saklasaydım, onlara ver­memiş olsaydım, şimdi burada olurlardı, öpüşleriyle yanakları­mı yalarlardı. Bir konakta otururdum, güzel odalarım, uşakla­rım, ateşim olurdu; gözyaşı dökerlerdi başucumda, kocalarıyla, çocuklarıyla. Bütün bunlar benim olurdu. Şimdi hiç. Para her şeyi verir adama, kızlarım bile. Ah, param, param nerede? Bıra­kacak gömülerim olsaydı, yaralarımı sararlardı, bakarlardı ba­na; seslerini duyardım, yüzlerini görürdüm. Ah, sevgili çocu­ğum, tek çocuğum, bırakılmışlığımı yeğ tutarım gene de! Mut­suz bir kişi sevildi mi sevildiğinden kuşkusu yoktur hiç değil­se. Hayır, zengin olmak isterdim: görürdüm onları. Vallahi, kim bilir? İkisi de taşyürekli. Onları o kadar seviyordum ki onların da beni sevmesi olanaksızdı. Baba dediğin her zaman zengin olmalı, birer huylu at gibi görmeli kızlarını, dizginlerini bırak­mamalı. bense onların önünde diz çöküyordum. Alçaklar, tam on yıldır nasıl davrandılar bana!" {...}
"Onlara yaşamımı verdim, onlar bugün bana bir saatlerini vermeyecekler! Açım, susuzum, yüreğim yanıyor, gelip de can çekişmemi serinletmeyecekler, öyle ya, ölüyorum ben, iyice se­ziyorum. Ama bunlar bir babanın cesedini çiğnemenin ne de­mek olduğunu bilmiyorlar mı! Göklerde bir Tanrı var, biz baba­lar istemesek bile, öcümüzü alır o. Yok, gelecekler! Gelin, cicoşlarım, gelin gene öpün beni, son bir öpüş verin, babanızın ölüm ekmeği olsun. Babanız Tanrı'ya yalvaracak, iyi kızlar olduğu­nuzu söyleyecek, sizi savunacak! Ne de olsa sizin suçunuz yok. Onlar suçsuz, dostum! Herkese söyleyin bunu, benden dolayı kimse canlarını sıkmasın. Hepsi benim suçum, beni ayaklar al­tında çiğnemeye kendim alıştırdım onları. Ben bundan hoşlanı­yordum. Kimseyi ilgilendirmez, insan adaletini de ilgilendir­mez, Tanrı onları mahkûm ederse, haksızlık etmiş olur. {...) Ah! bitti, kızlarımı göremeden ölüyorum! Kızlarım! Nasie, Fifine, hadi, gelsenize! Babanız gidiyor..."
Goriot Babacığım, biraz sakin olun, böyle çırpınmayın, düşünmeyin.
Onları görmemek, can çekişmek bu işte!
Göreceksiniz.
"Sahi mi!" diye haykırdı şaşkın ihtiyar. "Ah, onları gör­sem! Göreceğim onları, seslerini işiteceğim. Mutlu öleceğim. Evet, böyle, yaşamak istemiyorum artık. İsteğim kalmamıştı za­ten, dertlerim gittikçe artıyordu. Ama onları görsem, giysilerine dokunsam, ah, yalnız giysilerine! Çok az şey bu; ama onlardan bir şeyler duyayım! Saçlarından verin... saç..."
Bir topuz yemişçesine başı yastığına düştü. Elleri yorganın üstünde kızlarının saçlarını tutmak istercesine çırpındı. Bir ça­ba harcayarak:
"Kutsuyorum onları," dedi, "kutsuyorum."
Birden tükeniverdi.

Eric Blondel / Aşk 
YKY Yayınları