4 Eylül 2010 Cumartesi

Gelecekte Yaşam / X Kuşağı



Gelecekte yaşam, kopyala-yapıştır olacak... Modern hayatta, kitlelerin ve insanların görüşleriyle davranışlarını -etkileşim- adı altında kendi yaşamlarınıza hiç rahatsız olmadan kopyalıyorsunuz.

Özgünlük ölürken, parçası olduğunuz modern dünyanın teknolojik titreşimleriyle uyuşuyorsunuz.

Bak, gör, beğen, yapıştır mantığının türettiği yeni nesilsiniz... X-Kuşağısınız...

Sistemin tam ortasında yer alan, kendine tüketim üzerinden bir kimlik yaratmaya çalışan ancak değişen dünya düzeni ile beraber düşünce sistemlerini geliştirmek yerine, kendilerini değiştiren ve kendi kültürlerini yaratmaya çalışan apolitik nesil işte...

Nefesini hep tutan, kasvetli, şaşkın ruh halini bir türlü üzerinden atamayan, kambur sırtlarla gökyüzüne bakıp, bulutların hızla akıp geçişini tepkisizce izleyen, bilmemeyi bir eksiklik olarak görmeyen, öğrenmeyi bir gereksinim olarak algılamayan, kayıp, kolaj kuşak...

Melankolik şiddet neslinin izlerini, kapitalizmin ezici etkilerini, bireysellik düşüncesinin gücünü kaybettiği zeminleri X-kuşağı tanımını yaratarak anlatıyor Douglas Coupland.

Yarattığı karakterler oldukça sempatik ancak toplum değerlerini hor gören, tepkili, olayların iç yüzünü kavramaktan uzak, beğenileri alışveriş kültürü ve medya tarafından şekillendirilmiş lümpen çoğunluğun stereotipleri.

Nefretleriyle boğuşurken kendi içlerinde kenetlenmiş ve çoğunluğun güvenilir addettiği inanç sistemlerini reddederek, kendilerini keşfedilmek için çabalayan kırılgan kuşak.

Güvendikleri kurumların, insanların ve değerlerin gözleri önünde çöküntüye uğraması sonucunda otorite ve adalet mekanizmalarına olan inançlarını iyi niyet kalıntılarına dönüştürmüş olan X-kuşağı.

Yeraltı edebiyatının sağlam kayalarından olan Douglas Coupland, tüm bu dinamikleri, kendi ifadesiyle -sanat okulu kökenli olduğu için bilinen kurallara uymadan- kurguluyor.

1991 yılında yayımlanan X-kuşağı romanıyla bir kuşağın jargonunu tanımlamaya girişen ve neredeyse bir terminoloji yaratan Coupland, 30 Aralık 1961'de Batı Almanya. Baden-Sollingen'de, Dr.Douglas Charles Thomas ve Janet Coupiancfın dört çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya geldi.

Duygusuz ve çekingen bir aileden geliyorum" diyen Coupland, kayıp kuşağın tüm sallantılarını da bizzat yaşıyordu. Doğumundan dört yıl sonra aile, ülkeleri olan Kanada'ya döndü.

Çocukluğu ve gençliği Kanada'da geçen Coupland yirmi bir yaşında McGiil Üniversitesi'nde fizik okumak için Quebec' e gitti. Bir yıl süren bu kısa macerası sonunda Vancouver'a geri döndü ve Emilly Carr Sanat ve Tasarım Enstitüsü'nde heykeltıraşlık eğitimi aldı.

Japonya ve İtalya'da da sanat ve tasarım eğitimi alan Coupland 1985'te tekrar Vancouver'a geri döndü. Kanada' da iki kez endüstriye! tasarım ödülü alan yazar 1986 yılı sonlarına doğru Vancouver'da yerel bir gazeteye yazmaya başladı.

New York'ta bulunan StMartin Press yayıneviyle anlaşarak Palm Springs' e taşındı ve ilk kitabı olan X-kuşağı'nı yazmaya başladı.

1991 yılında yayımlanan bu kitap kült romanlar arasındaki yerini hızla aldı. Bu kayıp kuşağın 'sözcülüğü' Coupland'a yüklenmek istendiyse de o her seferinde kuşağı adına değil kendi adına konuştuğunu yineledi.

İçine sürüklendikleri boşlukta anlam bulabilme peşinde, nefret ettikleri geçmişlerinden kaçma niyetinde olanlara, kendilerinden başka hiçbir kimsenin onları kurtaramayacağını alaycı diline gerçeklik katarak anlatıyor Dougbs Coupland.

Orta sınıf kültürünün gelişen teknoloji ve değişen dünya içindeki erime noktalarını, yaşlanma konusunda genç yetişkinlerin yaşadığı zorlukları, ruhani olmayan ile dinin çatışmasını, hararetli medya bıkkınlığını ve pop kültürünü mizahi bir tavırla deşiyor.

Geçmiş özlemi ve gelecek kaygısı arasında kurduğu ilişkiyle, insanların şu ana bakışlarını irdeliyor. Yaşanmaya değer tek dönemin geçmiş, yaşanması ilginç olacak tek dönemin ise gelecek olduğunu düşünenler ve sürekli geçmiş günlerin güzelliklerinden bahsedenler için aslında hiçbir şeyin yolunda gitmediğini, zaman ile ilgili tüm bu düşüncelerin ise yaşamla ilgili en çarpıcı acı itiraflar olduğunu söylüyor.

Hayatla ilgili seçim hakkının ne kadarı tamamen insanın elinde?

Seçeneklerin bir süre sonra sadece önümüze sunulanlardan ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimizde genelde 'hayat budur,' 'gerçek budur' sloganının bezgin de olsa taraftarı olmayı tercih ediyoruz. Derin bir uyuşmuşluk hali acıya dönüşüyor. Ve dünyanın en acımasız insanları olmaya başlıyoruz; gerçekten yapmak istedikleri şeyler yerine kendilerinden yapılmasını istenenleri yapanlar...

Tüm yaşam düzeni, yeterince acı çekmeyi göze alamayanların oluşturduğu, diğerlerinin de 'kaygıları nedeniyle' kabul ettiği sanal bir oluşumdan ibaret...

İnsanlar sabahları işe gitmek istemediklerinde yine de gidiyorlar. Sorumluluktan değil asla, eğer gitmezlerse başlarına geleceklerden ötürü, bu sorumluluktan öte korkuyla karışık bir kaygı, insanın ayağını kaydıran gelecek kaygısı...

Sınırlar şiddetle daraltılıyor. Ama sınırlarda gezinmeye izin yoksa, sanat da yok...

Az maaş, az prestij, az sosyal imkân ve güvenlik, az bir gelecekle yaşayanlar, isyan etmeye veya ezilmeye en yakın olanlardır, iki manyetik ucun arasında mekik dokuyan nükleer başlıklar gibi tehlikeli ve hedefsizdirler.

Tam bu noktada gelecek endişelerini bir kenara bırakmış üç kafadarın hikâyesini anlatıyor Douglas Coupiand... Alışveriş merkezlerinden, ailelerinden, ofislerinden, çılgın şehrin

Trafiğinden bunalarak, kurdukları hayatları yirmilerinde terk edip soluğu çölde alan bu üçlü bir karavanda yaşıyorlar... Küçük işlerde çalışıyorlar... Her gün yatmadan önce birbirlerine uydurdukları hikâyeleri anlatarak zaman geçiriyorlar.

Öyküler anlatıyorlar çünkü yaşadıklarını anlatılmaya değer hikâyeler haline sokmak istiyorlar. Ya hayatlar hikâyelere dönüşecek ya da onlardan kurtulmanın bir yolu asla bulunamayacak.

Coupland, küresel, sıkıcı yaşamdan kaçış yöntemleri geliştiren ve kendi iç dünyalarında yolculuklara koyulan insanların ağzından kayıp kuşağın yitirdiklerini ve beklentilerini anlatıyor.

Douglas Coupland aldığı sanat ve tasarım eğitimiyle birlikte popüler kültürün her dalında; iletişimden yayımcılığa, radyo-televizyondan film, tiyatro ve roman yazarlığına kadar birçok farklı eserler veren çok yönlü bir modern çağ sanatçısı.

İlham kaynağını ise 20. yüzyıl ve yetiştiği Kuzey Amerika'nın Batı kesiminden, Vancouver'dan alıyor. Özellikle bölgeye hâkim olan Uzak Doğu kültürü onu gençliğinden beri cezbetmiş, Japonca öğrenmeye kadar sürüklemiş.

Romanlarının yanı sıra birçok enstalasyon sergisi, film denemesi ve yazıp oynadığı oyunlar var.

Coupland'in romanlarında sıkça görülen toksik atık ve nükleer deneylerin yan etkileriyle ilgili kâbuslardan birini küçük yeğeni Sarah 1999'da Vancouver'da kolsuz doğunca bizzat yaşıyor.

Coupland, zamanının çoğunu fiziksel olarak en sert koşullara sahip olduğunu düşündüğü bölgede; Vancouver'da göktaşı koleksiyonunu sakladığı kilitli mahzeninde geçiriyor.

Geçmiş ile gelecek arasında güme gitmiş bir neslin hikâyesini anlatıyor. Gelecek adına ödenen bedellerin farkına geç varan bir kuşağın ölümden bile daha karamsar olan 'o kelimeyi' hayatlarına kazımalarına şahitlik ediyor; 'keşke' kelimesini...

Yazı tahtasını sil, yaşamı düşünüp durmayı bırak, istenmeyen anları kafandan çıkar...
Tüm parayı ve kariyeri topla ve tüm 'keşke'lerle çarp, bir saniyelik 'şu anı' vermeyecek...
Hesapları kontrol et...
Kararı ver...