Öğreti / Cemil Yüksel


bizi kırdılar baltalar keskiler zulümlerle
sofrada elin tersiyle itilmiş bardaklar gibi
bir beyaz bulutun seyrini izlerken
engin gökyüzünde kaç yaz ortasında
bükülmüş bileklerimizde yok ettiler uyanıp gerinmeyi
kömürlükte kullanımı hor görülen eşyalar
gibi bir eskimeyi büyüdü uğuldayarak
şehrin bacalarındaki kurumlar
taç yapraklarıyla, nişan taşlarıyla kırdılar bizi
şimdi güzellik eşyası halinde boynunda zincirler
oynuyorsun çıplaklığını örten bileklerinde
bileklerinde gemi halatı mavi boncuklu

olgun bir kadındın saçlarınla başlardın
denizi görünce öpüşmek aklına düşerdi
dümdüz akardı saçların bir adam elleriyle yapardı bunu
ellerimiz ısınmaya bir yer bulduğunda
onları da kırdılar sürekli bir çekiniklikte
topladılar en güzel şarkılarımızı sesimizden
durmadan çarpan kalp atımlarını aldılar sofralarına
büyüyen çatal bıçak sesleri kalın ağır tabaklar
doğulu bir tat gibi yayıldık ağzına tarihin

parmak uçlarında biçimsiz etlerin şiştiği
göğüs kafesinin kanatları çizdiği boşlukta
bir şeyler dediği binlerce kez dediğinin unutulduğu
bahçede baltasını kaldırıp omzuyla gücünü denediği
su içmeye çömelmiş ağzımızı eğerken avuçlarımıza
ince dalları sebepsiz sıkıntılarla eğip büken
sonra kavrayıp kırmaları gibi ne vakit buldularsa
sabahlarda öğlelerde akşamlarda bizi kırdılar

bir yazı gibi geri silindi her şey
kırılırız , kırılırız daha, kırılırız da un ufak
eski bir alışkanlıkla kullanırız boynumuzu
incirler gibi bastırılınca göğsümüze.
çeliğin hissiz tutumu ile konuşan kusurlar gibi
soyunurum seni elma ağaçlarında söylenerek
seni soyunurum kulaklarım kızarıncaya kadar
birçok elin kavrayarak tutmasıyla kurtarırım seni

bir mermer sesi kalkıyor sözcüklerden
boşluğa bırakılmış parlak tok ve şaşırtıcı
düşüyor eteklerine İtalyan bir yontucunun
gene iyi mi sonuna kadar açılıyor beyaz.