Bedensel Boşalmanın İşlevi / Wilhelm Reich

-
Freud'un öyle davranmasının gerekçelerini anlasam da, iki önemli olgu onun izinden gitmeme engel oluyordu. Bunlardan birincisi, top­lumsal düzenin yeryüzünde mutluluğun yaşanmasına izin verecek biçimde yeniden kurulmasını dileyen okutulmamış, horlanmış, ruhsal açıdan yıkık insan sayısının gittikçe artmasıydı. Bu durumu görmez­likten gelmek ya da ciddiye almamak, devekuşunun gülünç siyasetini uygulamak demekti. Halk yığınlarının uyanışını yadsıyamayacak ya da bir toplumsal güç olarak küçümseyemeyecek kadar yakından tanı­yorum. Freud'un gerekçeleri ne denli haklıysa, uyanmakta olan halk yığınlarınınkiler de o denli haklıydı. Bu gerekçeleri görmezlikten gelmek, ister istemez dünyanın iliğini kemiğini sömüren asalakların yanında yer almak olurdu.
Öbür olgu, insanları iki ayrı biçimde görmeye alışmış bulunmamdı. İnsanlar çoğunlukla çürümüş, kendi başına düşünemeyen, dalavereci, kafası anlamsız savsözlerle (sloganlarla) dolu, dönek ya da bomboş varlıklardı. Ama bu doğal değildi. Sonradan, yaşamın dış koşullan on­ları bu hale getirmişti, ilke olarak, onları başka bir kılığa sokmak elinizdeydi: dürüst, doğru, sevebilen, toplum sever, yardımsever, bunları hiçbir dış zorlama olmaksızın, kendiliklerinden yapabilen kişiler olabi­lirlerdi. Gün geçtikçe, «kötü» ya da «topluma aykırı» diye nitelenen davranışların aslında hastalıklı olduklarını fark etmeye başladım. Örneğin, çocuk doğaya uygun biçimde oyun oynar. Ama çevresi onu engeller. Çocuk ilkin oynama hakkını savunur, sonra baskılara boyun eğer, zevk alma yeteneğini yitirir, ama hastalıklı, ereksiz, akıldışı öç alma duyguları biçiminde zevkinin engellenmesiyle savaşmaya devam eder; Beri yandan, insanoğlunun genel tutumu yaşamın toplumsal içerisinde olumlanmasının ya da yadsınmasının dışa yansımasından başka bir şey değildir, insanın zevk alma eğilimi ile toplumsal tarafından bu zevkten yoksun bırakılması arasındaki çatışkı günün birinde çözüme bağlanabilir mi acaba? Ruh çözümsel araştırma yolda atılmış ilk adımdı. Ancak bu başlangıç verdiği umutları pek doğrulayamadı. Ruh çözümlemesi önce bir soyutlama, sonra bir sürü çözülmez çelişki taşıyan tutucu bir «ekinsel uyum» olup çıktı.
 Sonuç çürütülmez nitelikteydi: yeryüzünden yaşama ve zevk alma arzusunu kimsecikler kovamazdı. Ama cinsel yaşamın toplumsal düzeni değiştirilebilirdi.
İktisadi ataerkil düzenin başından beri, çocuklarla gençlerin cinsel etkinlikleri doğrudan doğruya iğdiş etme ya da herhangi bir yöntemle cinsel açıdan sakatlama aracılığıyla baltalana gelmiştir. Sonradan, insan­ların zihnine aşılmaz bir cinsel kaygı ve suçluluk duygusu ekmek biçiminde dile gelen ruhsal iğdiş etme en gözde yöntem olmuştur. İğdiş etmenin aygırlarla boğaları yük hayvanı haline getirmeye yarayışı gibi, cinsel arzuların bastırılması da insanların kolayca kuzulaştırılmalarına yaramaktadır. Ama hiç kimse çıkıp bu ruhsal iğdiş etme'nin yıkıcı sonuçlarını düşünmemiştir ve toplumun bu yıkıcı etkilere nasıl karşı duracağını kimsecikler söyleyemez. Ben sorunu Cinsel Olgunluk, Cinsel Arzuları Bastırma, Evlilik Ahlakı adlı yazımda ele aldıktan sonra, Freud cinsel arzuların bilinçaltına itilmesiyle yetkeye boyun eğme arasındaki bağı kabul etti: 
       O zaman, ezilenlerin başkaldırması korkusu, daha sert yönetmeliklerin çıkarılmasına neden olur. Bunun en sivri örneğini bizim Batı Avru­pa uygarlığı vermiştir. Ruhbilimsel açıdan, çocuklarda cinsel yaşamın bütün belirtilerinin sıkı bir denetime sokulmasıyla kendini doğrular. Çünkü daha çocukken gerekli zemin hazırlanmazsa, yetişkinlerin cinsel arzularına gem vurma olasılığı kalmaz. Ancak, uygar toplumun çocuk­ların cinsel yaşamlarının bütün belirtilerini yadsıyarak düştüğü aşırılık­ların doğrulaması yoktur.
         Demek ki bilinçsiz de olsa, eğitimin gerçek ereği cinsel etkinliği yadsıyan bir kişilik yapısı geliştirmekti. Dolayısıyla, kişilik yapısı sorun konusu edilmeden ruhçözümcü eğitbilim tartışılamazdı. Kişilik yapısı da, eğitimin ereği belirlenmeden irdelenemezdi. Eğitim, belli bir çağın toplumsal düzeninin amaçlarına hizmet eder. Toplumsal düzen çocuğun çıkarına karşıtsa, eğitimin çocuğu erişilmez bir yere koyması, benimse­diği ereği, «çocuğun rahatlığını sağlama»yı açıkça bir yana itmesi, ya da bu amacı savunuyormuş gibi gözükmesi gerekir. Bu eğitim çocuğun kişiliğini boğan saplantılı aile ile ana-baba-çocuk arasındaki derin doğal sevgi ilişkisine dayalı, saplantılı ailedeki ilişkiler tarafından sürekli ola­rak yıkılan aileyi birbirinden ayırmaz. Ayrıca eğitim, yüzyılın baş­larında gerek insanın cinsel yaşamında, gerek aile yaşamında oluşan dev boyutlu devrimi hesaba katmamıştır. Beylik «düşünce» ve «düzeltimleri» ile, ortaya çıkan gerçek değişimlerin çok çok gerisinde kalmış­tır — hâlâ da öyledir. Sözün kısası eğitim tanımadığı, tanımaya cesaret edemediği kendi akıldışı gerekçeleri tarafından yutulmuş durumdaydı.


Görsel: Luis Gabriel Pacheco