Mutfak Çıkmazı / Tahsin Yücel


Divitoğlu dinledikçe kaşlarını çattı, kızgınlığa benzer bir hava bürüdü yüzünü, sonunda dayana­madı, Murat'ın sözünü kesti:
"Ne diyorsun? Güldün mü?" diye sordu. "Ne di­ye güldün?"
"Evet, güldüm," dedi Murat, gene güldü. "Gül­düm, yaa! Hem de çok güldüm. Yemek yapacak adam mısın sen? Koca İlyas Divitoğlu yemek yapar mı? Yapmaz! Şu ellere bir baksana: tutsa tutsa divit tutar, kâğıt tutar bu eller. Kap yıkamak, salata yap­mak, soğan doğramak yakışmaz bu ellere. Ben bil­mez miyim? Neyse, bunu bırakalım, şakayı bırak da söyle: bu arada neler yaptın?"
Divitoğlu sararmaya başlamıştı. 'Koca İlyas Di­vitoğlu' sözü, 'divit' sözü yüreğini eziyordu. Bulanık bir utanç çöktü göğsünün üstüne, pişmanlığa ben­zer bir şeyler çöktü. Divitoğlu ürperdi. Masanın üs­tünde duran kitaplara gitti gözleri, daha çok ürper­di, içini çekti:
"Şaka değil, doğru söylüyorum," dedi. Sesi bir­den değişmişti, titriyordu. "Yemek yaptım, başka bir şey yapmadım," diye yineledi, sesinde garip bir üşü­me vardı.
Ama Murat güldü sözlerine, gene inanmadı. 'Yutmam!' der gibi göz kırptı. Sonra İlyas'ın nelerle uğraştığını, neler okuduğunu anlamak düşüncesiyle gözlerini masanın üstündeki kitaplara çevirince iş değişti. En üstte duran kitabın adı 'Türk Yemekleri' ydi. İrkildi, alttakini çekti: 'Et Yemekleri'. Gene irkildi, şaşkın şaşkın İlyas'a baktı. Üçüncü kitabı aldı: 'Sebzeler'. Başını salladı:
"Demek vazgeçmedin?" dedi. "Demek yanıldım: bu işten hemen bıkarsın, belki de hiç başlamazsın sanıyordum, yanıldım demek! Zor olmuyor mu?"
"Hayır," diye kesip attı Divitoğlu, ama hep önü­ne bakıyordu, huzursuzdu. "Hayır, hiç de güç olmu­yor. Çok zevkli bir iş, hoşuma gidiyor. Senden ayrılalı beri hep yemek yaptım."
Murat yerinden fırladı, şaşkınlıktan gözleri bü­yümüştü, aklı durmuş gibiydi. Yalnız içinde bir hak­lı kaygı duyuyordu: sözlerinde bir mutluluk vardı dostunun, ama yüzü, eli, kolu başka şeyler söylüyor­du. Neyi? Anlayamıyordu.
"Anladık, anladık," dedi. "Yemeklerini kendin pişiriyorsun artık, kitaptan öğrenip pişiriyorsun. Akşam yemeklerini..."
Divitoğlu sözünü kesti:"Bütün yemekleri," dedi. "Öğle yemeklerini de..." Murat gene inanmadı. "Herhalde şaka," dedi içinden. "Herhalde yersiz bir şaka."
İlyas'ın bütün sözleri şaka olsun istiyordu. Ama içindeki bulanık kaygı gittikçe genişliyor, sertleşiyordu. "İlyas böyle konuşmazdı eskiden, İlyas hiç böyle değildi, yüzü de bir tuhaf," dedi kendi kendi­ne. Sonra sesini yükseltti:
"Peki, peki, öyle olsun," dedi. "Başka zamanlar­da neler yapıyorsun? Derslerin nasıl? Nerelere gidi­yorsun? Kimleri gördün? Biraz da bunları anlat."
Divitoğlu içini çekti:
"Dersler bıraktığım yerde, öyle duruyor. Fakül­teye de gittiğim yok, zaman olmuyor," dedi. Gözleri­ni terliklerine dikmişti, suçlu çocuklara benziyordu. Suçlu çocuklar gibi durmasından belliydi: Divitoğlu gerçeği söylüyordu, sesinde şakadan iz yoktu. "Fa­külteye gitmeye kalkarsam, öğle yemeklerini dışarı­da yemem gerekir, bunu istemiyorum. Başka bir ye­re de gittiğim yok. Yalnız arada sırada pazara iniyo­rum, öteberi almaya, hepsi bu," dedi.
Murat dudaklarını ısırdı, fakültede dinlediği son ders geldi aklına, içi burkuldu.
"Ama bu çok kötü bir şey, biliyor musun?" dedi. İlyas'a doğru yürüdü, elini omzuna koyup durdu. "Çok kötü bir şey bu. Bir korkunç delilik vardır, er­ken bunama... Erken bunama dedikleri nedir, neden ileri gelir, nasıl başlar, haberin var mı? Böyle olmaz, İlyas, bu böyle olmaz. Başka türlü yaşamalısın. Bu böyle sürüp gidemez, eninde sonunda bir yerlerden patlak verir. Başka türlü yaşamaya çalış beni dinler­sen, yemek de pişirme artık," dedi. Divitoğlu gene içini çekti.
"Başka türlü yaşamayı düşünmüyorum," diye yanıtladı. Yemeklerin tadını düşündü. Sonra anasını düşündü, anasından gelen mektupları, yargıtayı, de­desini düşündü. Sonra ölmüş bir dost gibi Emel gel­di aklına. Ama omuz silkti sonunda.
"Başka türlü yaşamayı düşünmüyorum," diye yineledi.
"Hayır, yaşayacaksın!" dedi Murat, var gücüyle sarstı dostunu. "Artık seni yalnız bırakmayacağım. Bilmiyordum ki... Bilseydim, çok daha önce gelir­dim. Çoktan bıraktırtmış olurdum bu saçmalığı sa­na. Yemeklerini bizde yerdin, tüm yemeklerini. Ama her şey değişecek artık, bugünden tezi yok," dedi, saatine baktı. "Bu akşam bana geliyorsun. Esaslı bir toplantı var evde, içkili, danslı, yemekli, öpüşmeli. Bir sürü kız gelecek, hepsi ilik gibi," dedi, gözlerini boş duvara dikti, içini çekti. "Ben de Esin'den ayrıldım, biliyor musun?"