Hıristiyanların Allahı çarmıha gerildi ve öldü. Dirileceği zamana kadar, Allahsız kalan onlar, bir başka Allah aradılar, ve onun yerine ilim ve medeniyeti buldular; Museviler, Allahlarını yalnız kendilerine malederek, başka milletleri Allahsız bıraktılar. Ve bu Allahın inayetile Allahsız beşeriyeti soymıya muvaffak oldular. Zavallı Müslümanlar ise, Allahlarını kâinata taksim ettiler; ve bu cömertlikten kendileri de Allahsız ve kuvvetsiz kaldılar. İşlerini, hareketlerini bu ne olduğu belli olmıyan kuvvete bağlıyanlar da o Müslümanlar gibi, işsiz ve hareketsizdirler. Kari, sana, Allahını millet, ibadetini inkılâp teşkil eden bir din sunuyorum. Bu din, ötekiler gibi hareketsiz değildir, ötekiler gibi, mükâfat ve mücazatını ölümden sonra değil bu dünyada gözlerimiz açık ve kafamız işlerken veren bir dindir. Bu dinin havarileri etrafındadır. Bu yolun yolcularına karışabildiğin gün, caddeler senin isminle anılacak, şehirlere senin adın takılacak, anneler yavrılarına, sana benzesin diye senin ismini verecek... Her ağızda sen, her gönülde sen yaşıyacaksın, işte o vakit sen bütün bir millet olacaksın ve bütün bir millet sen olacaktır...
XXXVIII
Buda, Musa, İsa ve Muhammet... Hep insanların ıztırabını kaldırmak ve onları kardeş yapmak için uğraştılar. Onlar maksatlarını iyi anlatamadılar, ve onların maksatlarını iyi anlayamıyanlar, bu kardeşliğin boğuşularak elde edileceğini sandılar. Peygamberler avama hitabettikleri için, esrarlı bir dil kullandılar; . zira, insanlar anlattıkları şeylerden ziyade anlıyamadıklarına hayran olurlar. Ve meçhulün arkasından koşmaktan hoşlanırlar. İnkılâpçının, insanlığa yeni bir ülkü getirenin anlaşılmıyacak tarafları vardır diye düşünenler sonuna kadar papazlıktan ve kâhinlikten kurtulamıyacaklardır. Dahiler ve inkılâpçılar güneş gibi aydınlık, ışık gibi vazıhtırlar. Onlar bir billur gibi her taraftan aynı parlaklıkla kendilerini gösterirler. Kehanete kalkışan zavallılar, inkılâpçının, dehanın bu şaşaasından gözleri kamaşan zaif ruhlu insanlardır.
CIII
Bana ilmin ve sanatın takdir edilmediğinden bahsediyor; ve bu takdirsizlik yüzünden çalışamadığını ve yeis içinde olduğunu söylüyorsun. Genç okuyucul Etrafımızdaki insanlar, bizi takdir etmek, beğenmek için yaratılmış değildirler. Sen beğenilecek bir iş yaptığın gün bile alkıştan ve aferinden mahrum kalabilirsin. Ne kadar büyük ilim ve sanat dehaları, nankör, ve kurak devirlerde yetiştiler ve ne büyük açlık ve hakaret içinde mahvoldular. Onları zamanları değil biz takdir ediyoruz. Fakat onlar yine çalıştılar. Kısır ve kurak alanlara hayat vermek için, bu günü ve kendini değil yarını ve bizimkileri düşüneceksin!
CIV
Bir çocuk, evvelce içine et konmuş bir kâğıt parçasını paket yapmış ve sokağa atmıştı. Oradan bir köpek geçti. Kokuyu alır almaz, paketi açmak için uğraştı. Fakat içinde bir şey bulamadı ve bir az ileride uludu. Çocuk pencereden bu hale gülüyor ve köpek emeklerinin boşa gittiğine ağlıyordu. Bir
çok işler karşısında âciz adamın, hazır lokma arayan adamın hali, bu köpeğinkinden farklı değildir.
CV
İnsan kendinden kuvvetlilerinin zencirlerile bağlanan bir hayvandır. Bir toprakta bu zencire katlanamayanlar, ne kadar çoksa, üstün insanlarda o kadar çoktur. Köle ruhlu insanlar için, kendi canlarını ve mevkilerini, efendilerinin arzusuna itaatle muhafaza edenler için her emreden şey tabiatten ve insandan üstünmüş gibi görünür
CVI
Bir kadının ve bir kedinin yüzüne ve saçlarına yaptığı gibi, sen de ruhunu temizleyeceksen, güzelleştireceksen; vücudunun lezzetlerini sevdiğine damla damla ve parça parça tattıran bir kadın gibi, sen de, yerinde ve lâyık olanlara eyilik ve temizlik cevherlerinden dağıtacaksın. Fakat sakın hepisini birden bağışlama. Sonra cazibenin bütün hazinelerini boşaltmış bir kadın gibi terkedilirsin ve başkalarına sunacak bir hediyen kalmaz...
CVII
Sükûtu altın sananlar, nasıl ve nerde haykırmak gerekli olduğunu bilmeyenlerdir. Sükût, âciz ve korkakların müdafaa vasıtasıdır. Bunun gayesi merhamet dilenmekten ibarettir. Bir toprakta sükût edenler çoğaldıkça, kanuna, ahlâka ve haklara tecâvüz edenler çoğalır. Dilinin belasına uğrayanlar, dilsizler tarafından şehit edilmiş demektir.
CVIII
Yeni ve büyük işler hazırlamak için inzivaya çekilmek iyidir. Fakat münzevi insan, daima korkunçtur" Zira bunlar ya bizi beğenmiyorlar veya bizden değildirler.
CIX
İki cihanda sükûn ve asayişi temin etmek isteyenlerin düsturu " dostlarımıza mürüvvette bulunmayı ve düşmanlarımıza müdarayı, tavsiye ederler. Bu ancak kuvvetli düşman ve zaif dostlar için doğrudur. Düşman ezilmesi gerekli olan ve dost elimizi uzatmamız icap eden kimselerdir. Elverir ki dostlarımızı ve düşmanlarımızı iyi ayırt edelim.
CX
Güzelim, zenginim ve sıhhatliyim, diyorsun. Bunlardan hangisi senin eserindir? Taşıdığın eyi kabiliyetler bile senin değildir. Bunlar daha evvelkilerin sana bıraktıkları miraslardır. Çirkin, sıhhatsiz. kabiliyetsiz ve fakir de doğabilirdin. Ördeğin tavuk doğmadığı için kümes hayvanları içinde öğünmeye hakkı yoktur. Öyle bir şeyle öğün ki, o senin alın terin ve senin göz ışığının eseri olsun.
CXI
Bazan, oturdukları sandayalarla öğünen insanlara acıyorum. Onların oturduğu yerlerden kaç uşak ruhlu insan daha gelip geçmiştir. Masalar, lâyık oldukları insanları bulmadıkça imrenilen değil iğrenilen bir şey olurlar.
CXII
Kadın, su ve ateş gibi bir nimet, su ve ateş gibi bir âfettir Su ve ateş iyi ve kötü işlerinin nasıl farkında değillerse kadınlarda yaptıkları tesirin öylece farkında değildirler. Dişiliklerini öğrenmiş olan kadınlar ise, bir üçüncü cinstendirler.
CXIII
Yalancı anlatmaya başlarken çekingen ve korkaktır. Bizim sabır ve nezaketimiz ona bir az daha cesaret verir ve kendisini anlayamadığımızı zannederek yalanlarını küstahlık derecesine kadar yükseltir. O, kendi izzeti nefsi için duyduğumuz saygının da farkında değildir. Anlaşılıyor ki yalancıların muvaffakiyeti bizim sabır ve nezaketimizdendir.
CXIV
Tanıdığımız biri öldüğü zaman içimizde garip bir korku uyanır. Onun sağlığındaki ihtiraslarını, iyilik ve fenalıklarını hatırlayarak kendimize, bir hikmet dersi çıkarırız. Ve işte nihayet, her şeyin sonunda bize kalan şeyin iyi bir hatıradan ibaret olduğunu söyliyerek zavallı ölünün sağlığındaki hummalı faaliyetlerine acır ve onların boşa gittiğine inanırız. Şarkı dolduran milyonlarca insan, bir ölü önünde duydukları bu uğursuz imanı, bütün hayatları boyunca devam ettirdi ve bu sebepten ölmeden evvel öldüler. Genç okuyucum, mademki, her şeyin sonu ölümdür. Ölmeden evvel, her şeyi tatmaya, her şeyi görmeğe ve her yerde bir iz bırakmaya çalışacaksın. Bir daha dönülmesine imkân bulunmıyan bu âlemde yanlış fikirlerimizin kurbanı olmaya değil, yaşamaya ve yaşatmaya geldiğimizi unutmıyacaksın !
Varlık Dergisi Arşivinden.