10 Mayıs 2011 Salı

Buluşma / Charles Bukowski

RAMPART durağında otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm, sonra yo­kuşu tırmanıp evimin ön kapısının önünde durdum. Kollarımı ısıtan güneşin altında öylece durdum bir süre. Sonra anahtarı bulup kapıyı açtım ve üst kata çıkmaya başladım.
"Kim o?" diye sordu Madge.
Cevap vermedim. Ağır ağır çıkmayı sürdürdüm. Çok solgun ve güçsüzdüm.
"Kim o? Kim var orada?"
"Telaşlanma benim Madge."
Merdivenin üst basamağında durdum. Yeşil, ipekten yapılmış es­ki bir elbise giymiş, kanepeye oturmuştu. Elinde bir bardak şarap, buzlu, öyle severdi.
"Canım!" diye üstüme atıldı. Sevinmiş görünüyordu, öptü beni.
"Oh Harry gerçekten sen misin?"
"Belki. Dayanabilirsem. Yatak odasında kimse var mı?"
"Saçmalama! İçki ister misin?"
"İçemezsin dediler. Haşlanmış tavuk, rafadan yumurta yemem gerek. Liste verdiler."
"Orospu çocukları. Otur. Banyo yapmak ister misin? Bir şeyler ye."
"Hayır, dur biraz oturayım."
Koltuğa çöktüm.
"Ne kadar para kaldı?" diye sordum.
"On beş dolar."
"Çabuk harcamışsın."
"Şey-"
"Kira durumu nedir?"
"İki hafta. İş bulamadım Harry."
"Biliyorum. Arabayı göremedim. Araba nerde?"
"Kötü haber. Birine ödünç verdim, önünü çarpmışlar. Sen dön­meden yaptırtmayı düşünmüştüm. Köşedeki tamircide."
"Araba çalışıyor mu?"
"Evet, önünü düzeltsinler istedim."
"Önü çarpık olsun. Radyatöre ve farlara bir şey olmamışsa öyle kullanırsın."
"Allahaşkına Harry! Doğru olanı yapmaya çalışıyordum!"
"Şimdi dönerim."
"Harry, nereye gidiyorsun?"
"Arabaya bakacağım."
"Yarın bakarsın. İyi görünmüyorsun Harry. Otur konuşalım."
"Şimdi dönerim. Beni bilirsin. Yarım kalan işlerden hoşlan­mam."
"Of Harry!"
Merdivenlerden inmeye başladım. Sonra tekrar yukarı çıktım.
"On beş doları ver."
"Of Harry. Off!"
"İkimizden biri bu gemiyi batmaktan kurtarmalı. Bu sen olmaya­cağına göre!"
"Yemin ederim Harry. Her sabah yataktan kalkıp iş aramaya git­tim. Hiçbir şey yok."
"On beş doları ver."
Madge çantasını alıp karıştırmaya başladı.
"Bu akşam için bir şişe şarap alacak kadar para bırak bana, bu şi­şe bitmek üzere. Senin dönüşünü kutlamak istiyorum."
"Biliyorum Madge."
Çantasından bir onluk dört birlik çıkarıp uzattı. Çantayı elinden kapıp ters yüz ettim. İçinde ne varsa yatağa saçıldı. Bozuk paralar, küçük bir şişe porto, bir birlik bir de beşlik. Beşliğe uzandı ama on­dan hızlı davrandım. Doğrulup yüzünü tokatladım.
"Orospu çocuğu! Hiç değişmemişsin. Pis herifin birisin hâlâ."
"O yüzden ölmedim ya."
"Bir daha bana vurursan giderim.
"Sana vurmaktan hoşlanmadığımı bilirsin güzelim." "Bana vurmak kolay, gidip bir erkeğe vursana, vuramazsın değil mi?"
"Ne ilgisi var şimdi?" Beşliği alıp aşağı indim.
Tamirci köşedeydi. Ben içeri girerken Japon bir herif arabaya ye­ni takılmış ön kafese yaldız boya sürüyordu. Başına dikildim.
"Tanrım, gerçek bir Rembrandt olmuş bu," dedim.
"Araba sizin mi bayım?"
"Evet. Borcum ne?"
"Yetmiş beş dolar."
"Ne?"
"Yetmiş beş dolar. Bir bayan getirdi arabayı buraya."
"Orospunun biri getirdi onu buraya. Bana bak, arabanın kendi yetmiş beş dolar etmezdi, hâlâ etmez. Bu kafesi hurdacıdan beş do­lara kaptın."
"Bakın bayım, bayan dedi ki-"
"Kim?"
"Şey, kadın dedi ki-"
"Ben ondan sorumlu değilim. Hastaneden yeni çıktım. Sana ara­da sırada ödeyebilirim, ancak henüz bir işim yok ve arabaya ihtiya­cım var. Şimdi hemen ihtiyacım var. İş bulursam sana ödeme yapa­bilirim. Bulamazsam yapamam. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsın. Gidip ruhsatını getiririm. Nerde oturduğumu biliyorsun. İster­sen ruhsatı getireyim."
"Şimdi ne verebilirsin?"
"Beş dolar."
"Çok az."
"Söyledim ya! Hastaneden yeni çıktım. İş bulunca öderim, ya kabul edersin ya da arabayı sana bırakırım."
"Peki," dedi. "Sana güveniyorum. Beşliği ver."
"Bu beşliği ne kadar zor kazandığımı bir bilsen."
"Nasıl?"
"Boşver."
O beşliği aldı ben de arabayı. Çalıştı. Yarım depo benzin bile vardı. Yağını, suyunu dert etmedim. Tekrar araba kullanmak nasıl olacak diyerek biraz turladım. İyi bir duyguydu. Sonra içki satan dükkânın önüne çektim.
"Harry!" dedi pis önlüklü yaşlı adam.
"Oh, Harry!" dedi karısı.
"Nerelerdeydin?" diye sordu pis önlüklü yaşlı adam..
"Arizona. Toprak işleri ile ilgili."
"Gördün mü Sol," dedi kadın, "zeki biri olduğunu söylemiştim sana. Kafası çalışan adam belli olur."
"Tamam," dedim, "iki altılık Miller şişe bira istiyorum, hesaba yazın."
"Bir dakika," dedi yaşlı adam.
"Problem ne? Hesabımı her zaman ödemedim mi? Canımı sık­mayın."
"Senden şikâyetçi değiliz Harry. Senin kadın. 13,75'lik alışveriş yaptı."
"13,75 mi? Lafı bile edilmez. Ben daha önce hesabı yirmi sekiz dolara çıkarıp sonra kapatmadım mı?"
"Evet Harry, ama-"
"Ama ne? Alışverişimi başka yerden mi yapayım? Bu hesabı ta­kayım mı? Allanın cezası iki altılık için değer mi?"
"Peki Harry, tamam," dedi yaşlı adam.
"İyi, poşete koy. Bir paket Pall Mail iki de Dutch Masters."
"Tamam Harry, tamam..."
Sonra tekrar basamakları çıkıyordum. Üst kata vardım. "Oh Harry, bira almışsın! İçme Harry. Ölmeni istemiyorum yav­rum!"
"Biliyorum Madge, istemezsin. Ama bu doktorlar bir boktan an­lamazlar. Şimdi bana bir bira aç. Yorgunum. Çok koşturdum. Allahın cezası hastaneden çıkalı daha iki saat oldu."
Madge bir şişe bira ve bir bardak şarap ile döndü. Topukluları ayağındaydı ve bacak bacak üstüne atınca donu göründü. Sıkı hatun­du. Yüzünü hesaba katmazsan.
"Arabayı aldın mı?"
"Evet."
"O ufak tefek Japon iyi bir çocuk değil mi?"
"İyi olmak zorundaydı."
"Ne demek istiyorsun? Arabayı tamir etmemiş mi?"
"Tamam, tamam, iyi çocuk. Buraya getirdin mi onu?"
"Harry, mesele çıkarma. Ben o Japonlarla düzüşmem!"
Ayağa kalktı. Karnı hâlâ düzdü. Kalçaları, bacakları, kıçı tam sevdiğim gibiydi. Ne kancık! Yarım şişe birayı başıma diktim, ona doğru yürüdüm.
"Senin için çıldırdığımı biliyorsun Madge, bebeğim. Senin için katil olurum, biliyorsun değil mi?"
İyice yaklaşmıştım ona. Hafifçe tebessüm etti. Bira şişesini fırla­tıp ayağa kalktım, elindeki şarap bardağını aldığım gibi bir dikişte iç­tim. Haftalardır ilk kez kendimi iyi hissediyordum. Birbirimize yak­laştık. Kırmızı, vahşi dudaklarını yaladı. Sonra iki elimle sertçe ittim onu. Kanepeye yığıldı.
"Seni orospu! Goldbarth'da 13,75'lik bir hesap açtın, değil mi?"
"Bilmiyorum."
Elbisesi kalçalarına çıkmıştı.
"Seni orospu!"
"Bana orospu deme!"
"13,75!"
"Benim bir şeyden haberim yok!"
Üstüne çıktım, yüzünü yakalayıp dudaklarından öpmeye başla­dım. Göğüslerini, kalçalarını, bacaklarını okşadım. Ağlıyordu.
"Bana... orospu... deme... deme, deme... Seni sevdiğimi biliyor­sun Harry!"
Sonra ayağa fırlayıp halının ortasında durdum.
"Seni parçalayacağım yavrum!"
Madge güldü.
Onu kaldırıp doğru yatak odasına taşıdım, yatağa fırlattım.
"Harry, hastaneden daha yeni çıktın!"
"İyi ya! İki haftalık sperm birikimimi sana nakledeceğim demektir."
"Ağzını bozma!"
"Siktir!"
Yatağa sıçradım, elbiselerimi sıyırmıştım.
Elbisesini yukarı kaldırdım, bir yandan onu öpüp okşayarak. Et­li kadındı.
Kilotunu çıkardım sonra. Eskiden olduğu gibi, içerdeydim.
Sekiz, on kere, ağır, yumuşak vurdum. Sonra "O pis Japonla düzüştüğümü düşünmüyorsun değil mi?" diye sordu.
"Sen pis olan her şeyi düzersin diye düşünüyorum."
Kendini geriye çekip beni dışarı attı.
"Ağzına sıçayım!" diye bağırdım.
"Seni seviyorum, Harry, seni sevdiğimi biliyorsun; böyle konuş­tuğun zaman beni üzüyorsun!"
"Tamam, yavrum, pis bir Japonu düzmeyeceğini biliyorum. Şa­ka ediyordum."
Madge bacaklarını açtı, tekrar içeri girdim. "Oh! Erkeğim, çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?"
"Ne demek bu? Yine mesele mi çıkarmaya çalışıyorsun!"
"Hayır, hayır! Seni seviyorum güzelim."
Dudaklarından öptüm, alttan çalışmayı sürdürüyordum.
"Harry," dedi.
"Madge," dedim.
Haklıydı.
Çok uzun zaman olmuştu.
İhtiyara 13,75 artı iki altılık artı sigara artı puro borcum vardı. Los Angeles hastanesine 225 dolar ve o pis Japona da 70 dolar ayrı­ca ufak tefek gaz, elektrik, su faturaları ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandı. Oradaydık.

Çevirmen: Avi Pardo