4 Mayıs 2011 Çarşamba

Fikir Kırıntıları / Cemil Sena

,
XVII
Kari, aklın dışarıdan tesir eden kuvvetlere tabidir. Duygu­ların bu tesirden yakasını zor kurtarır. Zira, zaten cemiyet demek, " birbirine gilzi ve aşikâr bir takım hislerle bağlı ve bu bağlılığın yarattığı bir teessür kuv­veti » demektir. Sen ondan ken­dini kolay kurtaramazsın! Büyükler, bu kuvvete boyun bükenler değil, bu kuvvete yeni hisler ve yeni fikirler vererek eskimiş ve bu sebepten gevşemiş olan bağları, bu yeni tılsımla kuvvetlendiren kimselerdir. Bunlar, medeniyetin ve insanlığın efendileridir. Zira, bunlar, kendi ahlâk ve mefkürelerini, kendi kan ve sinirlerin­den gelen his ve ihtirasları, ce­miyetin dimağına sıvamış ve bir Allah gibi geriden ve bazen içe­riden, bir baş dönmesine tutulan kitlenin yeni manzarasını sey­retmek saadetini tatmışlardır.

XVIII
İşte hayat budur. Derinden yaşamak, geniş ve yüksek yaşa­mak, kendisinde hayatın bu kuv­vetlerini, bu çeviren, değiştiren, kuvvetlerini bulmak ve tatmak demektir. İşte böyle anladığım bir hayatın temellerine uygun olmayan her arzu, her ahlâk tehlikelidir. Eski kanun ve kai­denin çerçevelediği emirler ve nehiler yaşamak kutretini da­ğıtır, irademizi eritir. Kari, bu âlemde mutlak olan hiç bir şey tanımıyorum. Bu sebepten, seni asırlardan beri " Şöyle olacaksın ve böyle yapacaksın! „ diyen hareketsiz ve tekâmülsüz emir­lere itaattan menediyorum.
Bunun için yaşayan dinlere değil, içinden gelen dine, pey­gamberlerin Allahına değil, kendi gönül verdiğin ülkünün Allahına inanacaksın I Her hareketin et­rafındakiler için olacak ve fakat hiç bir emri ve hareketlerinin hiç bir kumandasını hariçten almıyacaksın!

XIX
Hür bir vatandaş, demokrat bir vatandaş, içinde bu taassupsuzluğu duyan ve doğru bildiği fikir ve hareketler uğrunda ken­dini feda etmekten çekinmiyen insandır! Bunu çok evvel sezdi­ler; üstadım Buda, " kendi meşaleniz ve merciiniz kendiniz olunuz! yegâne meşaleniz ve merciiniz hakikat olsun! „ dedi.

XX
Bir nehir, ne kadar büyük olursa olsun, ne kadar çok kolları ve ne kadar süratli akışı olursa olsun, denizlere karıştıktan sonra artık isim ve mahiyetini kaybeder. Denizler böyle, her biri başka başka büyüklükte, başka başka genişlik ve çabuklukta akan bin­lerce nehri yutarlar, öyle iken ne denizin tadı değişir, ne de nehirle­rin deniz içinde ismi ve adı kalır, Cemiyet merkezi önünde fertler de böyledir. Bir defa onun içine atılmasın, bir defa onun içine karışmasın... Bu takdirde ferdin ne „ ismi  kalır, ne de   yaptığı işten eser. Öyleyse, kariim, ona içinden değil kenarından baka­caksın; ve ortasında, ancak bü­yük gemiler gibi dolaşacaksın. Onun üzerinde her çeşit fırtına­dan sarsılmaksızın yoluna gitme­ğe çalışacaksın! Bazan bir rüz­gâr olup onu sen sallayacak; ve bazan bir liman olup üstünde sallananları sen koruyacaksın! Cemiyetleri avuçlarında oyna­tanlar, denizlerin kanununu ve cemiyetlerin ruhunu böyle kav­rayanlardır.

XXI
Cemiyet için, insan için yap­tığın işlerin sonunda mükâfat veya ücret bekleyen bir hizmetçi vaziyetini takındığın gün, yap­mak istediğin ve yaptığın işle birlikte ezildiğin gündür. Müessir olmaktan büyük mükâfat, iş gö­rebilmekten geniş bir zevk ola­maz! İşçiye hiç bir mevki, hiç bir servet veya hak, cemiyetin şükran eseri olarak verilmiş değildir. Sen karşılığını bekle­meden yaptığın her iyi işte, nan­körlerle, asilerle çarpışacaksın! Fakat her zafer, mükâfatını bir­likte getirmiş olacaktır. Lâyik olduğun mevki ve hayatı istemiyeceksin! Öyle bir harekette bulunacaksın ki, bu mevki ve ha­yat, senin ayaklarına yüz süre­cek; ve sen onu lütfen kabul edeceksin! İşte sende aradığım bu büyüklük, böyle bir büyüklük­tür. Kari, bir piyanonun tellerin­den sesi, bir ateşten sıcaklığı ayırmak nasıl mümkün değilse, iradenin hür ve dinamik kuvveti de şahsiyetinden öylece ayrılamıyacak bir halde bulunmalıdır!

Varlık Dergisi Arşivinden.