14 Mayıs 2011 Cumartesi

Evliliğin Fizyolojisi / Honoré de Balzac

DÜŞÜNCELER III

(...)

Aforizmalar

I
Namuslu bir kadın, esas olarak evli bir kadındır.
II
Namuslu bir kadın, kırkının altındadır.
III
Verdiklerinin karşılığını alan evli bir kadın, namuslu değildir.
(...)         
VI
Yirmi bin liralık gelir elde etmiş bir adamın karısı namusludur; adam, bu serveti hangi yoldan elde etmiş olursa olsun.
(...)
VIII
Namuslu bir kadın, para konusunda âşığına hiçbir şekilde yük olmayacağını davranışlarıyla sezdirmelidir.
(...)
X
Bir bankacının karısı, her zaman namuslu bir kadındır; ama bir tezgâhın arkasına geçmiş olan bir kadın, kocası çok para kazan­dığı ölçüde ve dükkânın üstündeki katta oturmamak koşuluyla na­musludur.
XI
Bir piskoposun evli olmayan kız yeğeni, onunla birlikte oturuyorsa, namuslu bir kadın olarak kabul edilebilir, çünkü bir dolap çevirecek olursa, amcasına kül yutturmak zorundadır.
XII
Namuslu bir kadın, saygınlığının zedelenmesinden çekinilen kadındır.
XIII
Bir sanatçının karısı her zaman namusludur.
(...)


DÜŞÜNCELER IV

Erdemli Kadın Üzerine

Sorun belki de ne kadar erdemli kadın bulunduğunu bilmek­ten çok, namuslu bir kadının erdemini koruyup koruyamayacağını bilmektir.
Bu kadar önemli bir noktayı daha iyi aydınlatabilmek için, er­kek milletine kısaca bir göz atalım.
Bu milleti oluşturan on beş milyon erkekten, önce omurgasın­da otuz iki omur bulunan dokuz milyon İkielli'yi çıkarıp fizyolojik çözümlememize konu altı milyon erkeğin var olduğunu kabul ede­lim. Marceau'lar, Massena'lar, Rousseau'lar, Diderot'lar ve Rollin'ler, mayalanma halindeki toplumsal küspe içinde çoğu kez bir­denbire filizleniverirler; ama biz burada bile bile bazı hatalar yapa­cağız. Bu hesap hataları bütün ağırlığıyla sonucu etkileyeceği gibi, halkımıza özgü tutkuların mekanizmasının perdesini aralayacak olan korkunç sonuçları da destekleyecek.
Altı milyon ayrıcalıklı erkekten, üç milyon yaşlı ile çocukları çıkaracağız.
Bu eksiltme, kadınlarda dört milyonu bulmuştu, diyeceksiniz. Bu fark ilk bakışta size garip gelebilir, ne var ki doğrulanması da zor değil.
Kadınların ortalama evlenme yaşı yirmi birdir; kırk yaşına gel­diklerinde de aşktan meşkten ellerini eteklerini çekerler.
Oysa on yedi yaşında bir delikanlı, evlilik sözleşmelerinin par­şömenlerine, özellikle en eski olanlarına çakısıyla böbürlene böbürlene delikler açabilir; rezaletlerin kayıtlarını tutanlar böyle söy­lüyorlar.
Elli iki yaşına gelmiş bir erkekse, o yaşında, daha önce oldu­ğundan çok daha tehlikelidir. Yaşamının o güzel çağında, kendisi­ne o zamana kadar pahalıya mal olmuş deneyimini ve elde ettiği serveti kullanmaya bir anda kalkabilir. Kendisini kıskacına alan tutkular, yaşayabileceği son tutkular olduğu için acımasızdır, güç­lü bir akıntıyla sürüklenen birinden farkı yoktur ve önüne çıkan yeni filiz vermiş ilk yeşil, körpe söğüt dalına yapışır.

XIV
Fiziksel olarak, erkeğin erkekliği, kadının kadınlığından daha uzun sürer.
Evlilik açısından, erkeğin aşk yaşamıyla kadınınki arasında demek ki on beş yıllık bir fark vardır. Bu süre, bir kadının sadakatsizlikleriyle kocasını kahretme süresinin dörtte üçüne denk düşer. Bu arada, erkek milletinden yaptığımız eksiltmeden geriye kalan bölüm, kadın milletinden yaptığımız eksiltmeye oranlandığında, en çok altıda birlik bir fark oluşturur.
Yaptığımız hesaplarda büyük bir alçakgönüllülükle davrandı­ğımız açık. Nedenlerinin de, yalnızca doğrulan sergilemek ve her türlü eleştiriyi göğüslemek olduğu meydanda.
Dolayısıyla Fransa'da yaşları en az on yedi, en çok elli iki ara­sında üç milyon yüzer gezer bir erkek kitlesi bulunduğunu, bunla­rın hepsinin kanlı canlı, sağlam dişli, dişlemekte kararlı, dişleyen ve cennete giden yolda sağlam ve kararlı adımlarla ilerlemek iste­yen insanlar olduğunu hesabı kitabı en zayıf filozoflara bile kanıt­lamış bulunuyoruz.
Daha önce yaptığımız gözlemler, bir milyon kocayı bu kitle­den düşme hakkını bize veriyor. Bunların bir an için, daha önce betimlediğimiz örnek-koca gibi doyum içinde ve her zaman mutlu olduklarını, karılarının kendilerine verdikleri aşkla yetindiklerini varsayalım.
Ama geriye kalan iki milyonluk bekâr kitlesinin, aşk yapmak için üç kuruşluk gelire hiç de gereksemesi yoktur.
Bir erkeğin, kocanın resmini duvardan indirtebilmesi için, sağ­lıklı olması yeterlidir.
Yakışıklı, yapılı olması da gerekmez.
Bir erkek espriliyse, kibar görünüşlüyse, işini de biliyorsa, ka­dınlar onun nereden çıktığını değil, nereye varmak istediğini so­rarlar yalnızca.
(...)
XV
Moral olarak, bir erkeğin erkekliği, kadının kadınlığından da­ha uzun sürer.
(...)
XVI
Töreler, ulusların ikiyüzlülüğüdür; bu ikiyüzlülük az ya da çok yetkin olabilir.
XVII
Erdem, belki de bir ruh inceliğidir yalnızca.
Fiziksel aşk, açlığa benzer bir gereksemedir, şu farkla ki erkek durmadan tıkınır; aşk konusundaki iştahı da, masa başındaki işta­hı kadar sürekli ve düzenli değildir.
Bir parça kuru ekmek, bir testi su bütün insanların açlığını bastırır; ne var ki uygarlığımız bir de gastronomi denen şeyi yarat­mıştır.
Kuru ekmekle su aşkta da vardır, öte yandan sevme sanatı de­nen şey de vardır ki biz onu, bu bilim dalının doğduğu yer olan Fransa'da konuşulan dilde kullanılan o sevimli sözcükle, "coquet , terie" (cilve, işve, gönül avcılığı) sözcüğüyle tanımlıyoruz.
Ne var yani, insanın, yaradılışında bulunan değişik yiyecekler tatma gereksemesinin ne ölçüde tutsağı olduğunu, en ilkel ülkelere gittiklerinde bile yolcuların alkollü içecekler ve tadılacak yemekler keşfettiklerini şöyle bir düşünecek olsalar, bütün kocaların beti benzi atmaz mı?
Ama mide açlığı, aşk açlığı kadar şiddetli değildir; ruhun kap­risleri, gastronomininkilerden çok daha fazla, daha rahatsız edici, yol açtığı taşkınlıklarsa daha az rastlanır cinstendir; şairler ve tanık olduğumuz olaylar, bekâr insanlarımızı aşkın korkunç bir güçle donattığını gözler önüne sermiştir: Onların, kendilerine parçalaya­cak av arayan İncil aslanlarından farkı yoktur.
Burada, herkes kendi bilincini sorgulasın, anılarını tazelesin ve kendi kendine, tek bir kadının aşkıyla yetinmiş bir erkeğe şimdiye kadar rastlayıp rastlamadığını sorsun!
XIX
Kadınların erdemliliği belki de bir mizaç sorunudur
XX
En erdemli kadınlarda bile, dürüst olmayan bir yan vardır.
XXI
"Zeki bir erkeğin metresinden kuşkulanması anlaşılır bir şey­dir; ama karısından!... Bunu yapmak için çok akılsız olmak gere­kir."
XXII
"Erkekler, bir kadınla birlikte olduklarında, onlar hakkında ez­bere bildikleri şeylerin en azını bile anımsayacak olsalar, çok mut­suz olurlardı."