Evliliğin Fizyolojisi / Honoré de Balzac


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İÇ SAVAŞ ÜZERİNE
Klopstock'un melekleri kadar güzel,
Millon'ın şeytanları kadar korkunç.
DİDEROT

DÜŞÜNCELER XXIII

Manifestolar

LXXXII
Aşık bir kadından her şey beklenir, olmayacak davranışlarda bulunacağı varsayılabilir.
LXXXIII
Kocasını aldatmayı kafasına koymuş bir kadının davranışları iyi kötü her zaman gözlenebilir, ama bunları mantığa vurmanın olanağı yoktur.
LXXXIV
Çoğu kadın, pireler gibi, aykırı hoplamalarla, zıplamalarla ha­reket eder. Başlangıçtaki düşüncelerinin yükseklik ve derinlik ola­rak dışına düşer hep; bunu böyle kılan, düşüncelerinin kesik kesik olmasıdır. Oysa bir koca için, hareket ettiği alanı çevirmek çok basittir; üstelik bir de soğukkanlıysa, bu ateşi eninde sonunda söndü­rür.
LXXXV
Bir kadın, aile inancına ihanet etmeye karar verdiği anda, ko­cası onun gözünde ya her şeydir ya da bir hiç. Buradan yola çıkılabilir.
(...)
LXXXXVII
Bir kadın ya aklıyla ya kalbiyle ya da tutkusuyla yaşar. Karısı yaşamı hakkında bir karara vardığı yaşta, kocasının, uğradığı sa­dakatsizliğe yol açan şeyin böbürlenme mi, duygu mu, yoksa mi­zaç mı olduğunu kestirmesi gerekir. Mizaç, iyileştirilebilir bir has­talıktır; duygu, bir kocaya başarılı olmada büyük şans verebilir; ama böbürlenmeyi engellemeye olanak yoktur. Aklıyla yaşayan kadın korkunç bir beladır. Tutkuyla yaşayan ve seven kadının kö­tü yanlarını benliğinde toplar, hoşgörüyle karşılanacak yanlarınıysa dışlar. Acımasız, sevgisiz, erdemsiz ve cinsiyetsizdir.
LXXXVIII
Aklıyla yaşayan bir kadın, kocasını kendisine karşı ilgisiz kıl­maya; kalbiyle yaşayan kadın, onun nefretini çekmeye; tutkuyla yaşayan kadınsa, tiksinti uyandırmaya çalışır.
LXXXIX
Bir koca, karısının kendisine sadık olduğuna inanmakla, ona karşı sabırlı davranmakla ya da suskunluğunu korumakla hiçbir şey yitirmez. Özellikle, suskun kalmak kadınları olağanüstü tedir­gin eder.
XC
Karısının kendisini kaptırdığı tutkudan haberi varmış gibi gö­rünmek salaklara özgüdür; kafası çalışan biri, bilmiyormuş gibi davranır; yapılabilecek başka bir şey de yoktur. Fransızlara 'kafası çalışır' denmesinin nedeni de bu olsa gerek. (...)


DÜŞÜNCELER XXV
 (...)

II. Kaynana Üzerine

Otuz yaşına kadar bir kadının yüzü, yabancı dilde yazılmış bir kitap gibidir; içerdiği deyimlerin olanca çetrefilliğine karşın yine de başka dile çevrilebilir bir kitap; kırkını aştığındaysa, çözülmesi olanaksız bir büyü kitabından farkı kalmaz; yaşlı bir kadına gelin­ce, onu anlasa anlasa ancak bir başka yaşlı kadın anlar.
Bazı diplomat kocaların zaman zaman, kaynanalarının kendi çıkarlarına karşı kullandığı dulluk gelirlerine el koymaya çalışmak gibi şeytanca girişimlerde bulundukları görülmüştür; ne var ki bunların elde ettikleri başarı, kendilerine çok büyük özverilere mal olmuştur; ayrıca bu kişilerin hepsi anasının gözüdürler; dolayısıyla onların sundukları reçeteleri sizin kendi kaynananıza uygulayabi­leceğinizi hiç mi hiç düşünmüyoruz. Durum böyle olunca, kayna­nanız, size karşı karınızın en yakın hık deyicisi olacaktır, çünkü kı­zının tarafını tutmayan ananın bir hilkat garibesinden farkı yoktur; hilkat garibelerine de pek ender rastlanır.
Bir erkek, mihrabı yerinde kalmış bir kaynanaya sahip olma mutluluğunu yakalamışsa, cüretli birkaç genç adamla da tanışıklı­ğı varsa, kaynanasını belirli bir süre etkisiz kılabilir. Ama genelde, evlilik konusunda biraz dehaya sahip kocalar, kanlarıyla kaynana­ları arasına nifak sokmayı becerirler, böylelikle her ikisi de oldukça doğal bir yöntemle birbirlerini etkisiz kılar.
Paris'te oturup da kaynanası taşrada olmak ya da bunun tersi durum, pek ender rastlanan bir talihtir.
Anayla kızını birbirine düşürmek?... Bakın bu olabilir, ama bu­nu başarmak için insanın kendini, bir anayla bir kızı birbirine düş­man eden Richelieu kadar taş yürekli hissetmesi gerekir. Öte yan­dan, kıskanç bir kocanın yapamayacağı şey yoktur; karısının, aziz­lere değil de yalnızca azizelere dua etmesini isteyen bir kocanın bi­le karısının, her istediğinde anasını görmesine izin verdiğinden kuşkuluyum.
Damatların çoğu, her şeye çözüm getiren şiddet yolunu, kaynanalarıyla sürekli kavga halinde olma yolunu seçmişlerdir. Bu düşmanlık, günün birinde anayla kızının arasındaki bağları daha da güçlendirmeye yol açmasaydı, doğru bir politika sayılabilirdi.
Ailenizin üzerine çöken kaynana etkisiyle savaşabilmek için başvuracağınız yöntemler yaklaşık olarak bunlardan ibaret. Karını­zın, anasından isteyebileceği yardımlara gelince, bunları sayıyla ifade etmenin olanağı yok; sizin aleyhinize olanlarsa hiç de yabana atılacak sayıda değil. İşin burasında, bilim yaya kalıyor, çünkü kar­şılaştığınız her durum esrar perdesiyle örtülü.
Bir ananın kızına sağlayabileceği destekler o kadar farklılık gösterir ve koşullara göre o kadar değişir ki bunların bir listesini çıkarmaya çalışmak çılgınlıktan başka bir şey değildir. Yalnız, aile­ye özgü İncil'in en sağaltıcı öğütleri arasından aşağıdaki şu aksi­yomları bir köşeye kaydetmenizde yarar var:
Bir koca, karısının, anasını yalnız başına görmeye gitmesine hiçbir zaman izin vermemelidir.
Bir koca, çevresinde her zaman rastladığı, kırk yaşının altında, kaynanasıyla dostluk kurmuş bütün bekâr erkeklerin, kurdukları bu ilişkinin nedenlerini dikkatle incelemelidir, çünkü bir kızın her ne kadar anasının âşığına âşık olmasına ender rastlansa da, bir ananın, kızının âşığına az da olsa her zaman zaaf duyduğu bilinen bir şeydir.
(...)


DÜŞÜNCELER XXVII
(...)
Minotaııros 'çu Gözlemler

(...)
V
Uyuşuk bir kadın harekete gelirse, öğrenimden nefret eden bir kadın, bir yabancı dili söktürürse, sonuç olarak bir kadının yapı­sında ne türde olursa olsun büyük bir değişme meydana gelirse, bu, kesin bir belirtidir.
VI
Kalbi mutsuzluk dolu bir kadın, insan içine pek karışmaz.
VII
Aşığı olan bir kadın, cömert mi cömerttir.
IX
Karı koca aynı yatağı paylaşıyorlardı, hanım sürekli rahatsız­dı; yataklarını ayırdılar, kadıncağızın migreni falan kalmadı, her zamankinden çok daha sağlıklı görünüyor: Ürkütücü belirti!
(...)
XIV
Erdemliliğinden söz eden kadından çekinin.
(...)
XVIII
Bir kadın, bir erkeğin adını günde iki kez ağzına alıyorsa, ona olan duygusunun niteliği konusunda belki belirsizlik vardır; aynı ad ağzından üç kez çıkıyorsa!... Oh! Oh!
XIX
Bir kadın, avukat ya da bakan olmayan bir erkeği evinin kapı­larına kadar geçiriyorsa, çok tedbirsiz demektir.
(...)
XXI
Bir erkekle basılmamayı beceremeyen kadın, başına gelecekle­ri hak etmiştir. (...)

Son Aksiyomlar
XCIII
Karısıyla âşığını bastırmanın, onları birbirlerinin kolları ara­sında öldürmenin öç almakla falan ilgisi yoktur: Bu, onlara yapabi­leceğiniz en büyük hizmettir.
XCIV
Bir kocanın öcünü karısından en iyi alacak kişi, karısının âşığıdır.
(...)
Fransızca'dan çeviren: Aykut Derman