Fikir Kırıntıları / Cemil Sena

CXV
Bazı teşebbüsler vardır ki, sa­hibine servet ve mevki verir. Ve bazı teşebbüsler, sahiplerini tekmil umduklarından mahrum eder. Birinin muvaffakiyeti, ve diğerinin hezimetini hazırlıyan, teşebbüsün cins ve nev'i değil belki, görüş ve işleyiş tarzımız, irade ve tesir kuvvetimizdir. Bir çok insanlar, daha işlerine başlamadan talihsizliklerini öne sürerler. Ve kendi zavallı­lıklarını bu meçhul talie isnat eder­ler. " insan düşünür ve takdir ona güler, diyen arap hakimine, bunun içindir ki ben de gülmek istiyorum.

CXVI
Bir yurdun neresi aziz değil­dir ki...Bir yurdun her şehrini, hususî bir sempati hiyerarşisine tâbi kılmak ne kadar iptidaî ve âdî bir görüştür. Yalancılık ve sah­tekârlık gibi, fena itiyatlarımızın yanında, aynı manzaraları görmek, aynı sesleri işitmek, aynı sefalete katlanmak, gibi itiyatlarımız da vardır. Bir yurdun bazı yerlerini; sevip, bazı yerlerini sevmemek, bazı doğru fikirleri beğenmek veya: beğenmemek gibi delice ve buda­laca bir duygusuzluk itiyadının neticesidir.

CXVII
Kuşlar vardır ki, büyük hay­vanların kurtlanmış sırtlarındaki yaralan gagalıyarak geçinirler. Bundan büyük hayvanlar da mem­nundur. Kurtları toplıyan kuşlarda memnundur. Sarmaşıklar, büyük ağaçlara sarılır. Bazan onların artığı ile bazan de en temiz kanlarını eme­rek yücelirler. Büyük ağaç yine kalın yine kuvvetlidir. Meyvesini kuşlar yer; usaresini sarmaşıklar kemirir. Gölgesinde yolcular dinlenir. Öyle iken ağaç yine dallı budaklı, yine gölgeli ve meyvelidir. İnsan vardır ki eserlerinden, serve­tinden karga ruhlu ve sarmaşık yüzlü insanlar istifade eder. İnsan vardır ki, yaralı ruhu, bu yaralardan zevk alanlar için daha çok derin­leşmiş ve kanamıştır. Büyük hayvan yaralarının derinleşmesinden, koca ağaç yaralarının ve dallarının ağır­laşmasından bir gün temamen yıkı­labilir. O vakit kargalarla sarma­şıkların ne hale gireceğini düşünebilirsiniz.

CXVIII
Bir şey yeni iken harikadır. Şaşırtıcıdır. Fakat onun bunun ağzına ve eline düştükten sonra temamen bayağılaşır. Fakat bundan her yeni ve tazenin değerli olduğunu zannetmiyeceksin. İnsan   ve   eşya   vardır ki, değeri, şarap gibi eskidikçe artar. Bunları onun bunun eline dü­şürmemeye çalışacaksın!

CXIX
Taliin bazı nimet ve muvaffa­kiyetler kazandırdığı adamlar, hiç olmazsa talilerinin kölesidirler. Kudretlerile yeni muvaffakiyetler yaratmış olanlar ise talie de efendilik ederler.
Halka ve tarihe karşı yenmiş ve üstün gelmiş görünenler, kendi­lerini bilgili insanlara da tanıtmak ve beğendirmek, onları da kendile­rine inandırmak ihtiyacındadırlar. Bu sebepten esersiz inkılâpçı ola­maz, inkılâpçılar eserini, yalnız kâ­ğıtlara değil, bütün bir yurdun ve ulusun dimağ ve vicdanına yazarlar. Bunun içindir ki, inkılâbın man­tığı cildlerde değil, bütün bir dev­letin yöneldiği ve hız aldığı ülkü yollarında kavranabilir. Cildler, an­cak bu savaşın romanını veya ta­rihini yazar. Bu sebeptendir ki, çok defa inkılâba ilmin aklı ermez ve çok defa inkılâpçı, âlimin aklile yü­rümekten çekinir. Bir inkılâb, kendi kendine ve başlı başına bir ilimdir. Bunu böyle anlamayanlar, karakaplı kitaplarda yerini bula­cağım diye boş yere titizlenecek­lerdir.

CXX
Bir iş yapmalısın ki arkandan gelen, onu düzeltmiye mecbur kal­masın. Ve yapacağın işler, ne ol­duğunu bir türlü kavrayamadığın emirlere boyun bükmeden doğma­sın. Bir insan, ödevini, boyun bü­kerek değil, inanarak; anlamadan değil, bilerek, kavrayarak ve iste­yerek yapmalıdır. Eskiler, gelen gidene rahmet okutur! derlerdi. - Sen daima gideni unutturacak ve kendinden sonra bir başkasını bek­lemekten kurtaracaksın. Bu ulusa ve insanlığa yeni ve eşsiz bir iş yapmalıyız ve işlerimizde ismimiz ve hatıramız ebedîleşmiş demektir.

CXXI
İnsan, kafasından ziyade kulak veya gözile düşünen bir hayvandır. Yalnız, kulak fenalıklara, göz iyi liklere inanır. Bir başkasının büyüklük ve erdemliğine inanmak için, işitmek değil görmek ve fakat fenalıklarına inanmak için yalnız işitmek kâfidir. Seni bu çeşit insanlar arasında görmek istemiyorum.


SON