7 Mayıs 2011 Cumartesi

Fikir Kırıntıları / Cemil Sena

XXV
Bir zaman vardı ki, hayvan insandan korkmuyor; Allah bile ondan çekinmiyordu. Fakat son­ra bir devir geldi, hayvanlar "nebatlar ve cansız maddeler, hatta Allah bile insandan korkma­ya başladı. Zira, eskiden, Allah yaratıcılığını, hayvanlar kuvvetli olduklarını ve tabiat kanunlarını biliyordu. İnsan düşünmeye baş­ladığı günden itibaren, eşyanın şeklini ve maddenin ataletini bozdu. Nebatların hassasını; ve Allahın emirlerini değiştirdi. De­mek ki insan, tabiatın bir hatası­dır. Eğer tabiat böyle bin bir şek­le girerek kendisine hükmede­cek bir mahlûk olacağını hesap etseydi insanı yaratmaz, kuvvet­lerini insan şekline istihale ettir­mezdi. Bunun içindir ki, kari, her şey seni bu âleme niçin geldi­ğini ve neler yapabileceğini dü­şünmeye davet ediyor.

XXVI
Kari, deha bir ıstıraptır; da­hî bir mustariptir; ve acılar, bi­zi kendinden kurtarmak için ne­lere başvurdurur pek iyi bilirsin! Büyüklerin acıları, kimselerinkine benzemez: onlar, acının birin­den kurtulurken daha büyüğüne tutulurlar. Ve ıstırap büyüdükçe iradeleri ve mukavemetleri geniş­ler. Dehanın acısı dinmiyecektir. Çünkü kendisi acıdır. Ve dâhi herkesin, her şeyin bir yeri acı­yor zanneder. Zira, kendisi acılı­dır. İşte onların ölüme kadar da­yanan iradeleri, insanı ve tabiatı böyle gördüklerinden ve içinde yaşadıkları cemiyetin ıstırabını böyle hissettiklerindendir kari!

XXVII
Ateşten fışkıran kıvılcımlar, boşlukta bir yıldız gibi dayana­cak yer bulamadan, şaşkınlık içinde uçar; ve nihayet bir kü­çük kömür zerresi halinde yere düşerler. İnsanlığın ve milletin büyük ocağından ayrılan fertle­rin de öylece fışkırdıkları, titre­şerek düşüp söndükleri görülür. Anlaşılıyor ki: büyüklüğümüz , kudret ve muvaffakiyetimiz, kit­leyle olan alâkamızın derecesine bağlıdır.

XXVIII
Fikirler vardır ki, yıldırımlar kadar kuvvetlidir. İtikatlar var­dır ki, semalar kadar yüksektir. Fakat daima fikir itikadı kamçılar; ve itikatlar, birer bulut gibi fikir­lerimizin kamçısı önünde yuvar­lanır giderler. Ancak ahlâk kah­ramanları, bütün için, hep için, cemiyet ve insan için çalışan­lar fikir ve itikatlarının kar­deşliği içinde yaşarlar.

XXIX
Çok defa faziletimiz, aczimi­zin bir maskesidir kari. İçimizde meşru olmıyan binbir emel var­dır. Fırsat bulamadığımız için, fırsat bulup arzularını tatmin edenlere düşman oluyoruz. Biz, yavrularını, karnının torbasında saklayan bir Kanguru gibi çirkin ruhumuzda sakladığımız sefil emelleri, ayaklanacakları zama­na kadar taşımağa mahkûmuz!

XXX
Toprağa hangi tohum atılmıştır ki, çiçek ve meyve vermiş ol­masın! Elverir ki toprak, kurtlu ve güneşsiz bulunmasın! Kari senin ruhun da böyledir. Temiz ve ışık­lı bir ruhta bilgi, fazilet ve iyili­ğin çiçek ve meyveleri kolayca inkişaf eder. Bir çiçek ölür, top­rak onun tohumlarına annelik ya­par! İnsan ölür; tabiat onun yer yüzünde yaptığı işlere mukabil cesedinden intikam alır. Ancak iyi eserlerimiz, temiz insan ruh­larında ısınır; ve bunların yavru­ları, nesilden nesile, ruhtan ruha, intikal eder.

Varlık Dergisi Arşivinden.