Aksi İstikamet / Cemil Yüksel



seni kırlara götüreceğim
bunun için çok kullanışlı ellerim var
bahaneler, baştan savmalar çeşidi
bir işlikten alarak baş döndüren o iç ağrımızı
her şeye doymuş, hayretler uyandıran kırlara

fazlasıyla yıldız ve zifir karanlık
neymiş görsün gerekçesiz ayrılamayışımızın gevezeliği
görsün bahçesinde sakladığı her şeyiyle o küçük kız
avuçlarım yerleştirdi o sabahı
seni kırlara götüreceğim ısıtarak
parkları seven bir marangoz kalfasının
ceplerinde uğraşan, sigarasını yakan
unutan sonra ne kadar yaktığını
kalın sararmış tırnak izleriyle
derinliğine koyu bir akşam
tüm sesleri duymanın imkanına ve
sesimizle dalları uyardığımız o buluşmaya
vardık mı vardık diyeceğim

yüzünün omzumdaki duruşundan anlayacağım bunu
kollarının bir sarılmakla kurduklarıyla
anlayacağım; bileceğim yetersizlikle
seni kırlara götüreceğim, ne oldu diyeceksin
toz toprak karışır gibi tüm kelimeler
o sakinlikle yüzümde kokacak sevginin ayrıntıları
kayalıkların duruşuyla yaslanmış bulacağım dudaklarına
yılları görmeksizin ne yaşadımsa
kırlar kırlar kırlar diyeceğim
o yeşilliğin kudurduğu vahşilikteki dakikalar

zamanın hükmü ancak kapı deliğinde
genişleyecek gözlerimiz, kurulacağız kırlara
ve diyeceğiz ki bizim yüzümüzden
ey büyük kendiliğindenlik
al düzelt bu bozulmuşluğumuzu

seni kırlara götüreceğim
hazırlanmış şatafatlı salonun birden ışıklarının kesilmesi gibi
atkının şalların ve nice ruj izinin kendini yitirdiği
eldivenleri sıyırıp çiğlerin değdiği vücuda
toynakların ezdiği saçlarımızı silkeleyerek
bir sabahın en erken ayrımına titremelerle
gözlerimize yasladığımız yumru parmaklarımızla
uyandırmak için kollayacağız sevinçleri
sahilde su seslerinin vurgusunu öğrenmiş oyuncak bir kürekle
ne vakittir gözlüyorduk biz bu  karanlığı

-sahil kelimesi ne kadar da uzak şimdi bir kıyıya-

bir şey olmasın yanında, yeter çalı örtü ve kirpikler
gıcır bir masala başlıyoruz en başından okunmaya.

                                                                                                    Görsel:Valériane Leblond